şükela:  tümü | bugün
  • padişahın biri, bir gün vezirini çağırır ve der ki: - "yeni bir kural çıkaralım, adı vergi olsun. herkesten alınacak, bakalım halk ayaklanacak mı?"

    halk toplanır vezir vergiyi sunar, halk dağılır.

    bir hafta sonra padişah vezire sorar: - "halk ayaklandı mı?" diye.

    vezir "kimseden ses çıkmıyor" der, padişah ise koyduğu yüksek vergilere halkın hiç tepki vermemesine kızar.

    vezirlerine, "filanca
    yerdeki şehre gidin. oradaki köprünün başına bir adam koyun. geçen herkesten 1 akçe alsın." demiş.

    vezirler padişahın dediğini yapmış. şehir halkından ses seda çıkmamış.

    padişah bunun üzerine kızarak, "köprüden çıkandan da 1 akçe alınsın" demiş.vezirler emri yerine getirmişler.

    yine bir tepki gelmemiş, buna çok kızan padişah hemen emir vermiş: "köprünün ortasına bir afro amerikalı (zenci demiyoruz ayıp) dikilsin. geçen herkesi siksin" demiş.

    emir yerine getirilmiş. halktan yine tık yok.

    iyice küplere binen padişah, tüm şehir halkını meydana toplayıp hiddetle haykırmış: "bre mendeburlar. hiç mi şikâyetiniz yoktur benim devletimden. niye böyle susup durursunuz?"

    kalabalıktan çıt çıkmamış.

    daha da kızan padişah: "eğer tek bir şikâyetiniz bile yoksa hepinizin kellesini uçuracağım ona göre" demiş.

    bunun üzerine biri elini kaldırmış:
    -padişahım şu bizim şehrin tek köprüsü var ya...

    -evet biliyorum o köprüyü. yoksa geçiş parası mı çok geldi?

    -yok padişahım o değil de şu köprünün ortasında duran adam var ya...

    -o adamdan mı şikâyetiniz var. istemiyor musunuz o adamı?

    -yok padişahım. tek bir adam olduğu için kuyruk oluyor. birkaç adam daha koysanız da çok beklemesek.
  • 7 senedir çalışıyorum vergi ödemek ilk kez bu kadar koydu. bir sağlık sorunu olmadığı halde çalışmayıp da benim ödediğim parayla geçinen herkese haram olsun. ben bayılıyorum sanki bütün gün çalışmaya. cizre'de kendi gözlerimle gördüğüm o 3 katlı villa tipi evlerinin her katında birkaç tane klima çalıştırıp kuruş elektrik parası ödemeyenlere de haram olsun. milletin vekillerine hepten haram olsun zaten. bir aldığınız vergiye bakın bir de karşılığında yaptığınıza. zehir zıkkım olsun (babaannem içime kaçtı pardon).
    sinirlendim ya. bordroyu vermeseler keşke bize.
    horozbu çorapları!
  • vatandaşın görevlerindendir.tıpkı askerlik (anayasa vatan borcu diyor) gibi,seçimde oy kullanmak gibi..
    verginin vatandaşa hizmet olarak ne şekilde döndüğünü uzmanları açıklasın.
    bir de şu var :
    dr.memduh eren serbest ruh ve sinir hastalıkları uzmanı olarak çalışmaktadır.vergi ödeme zamanı muhasebecisini çağırır,parayı teslim eder.
    -12 mart'ta gördüğü işkenceyi anımsıyarak- muhasebeciye şöyle der :

    "hamdi,al bu parayı devlete ver.polisine cop alsın sonra da o copu benim götüme soksun.."
  • (bkz: mozambik vergilendirme sistemi)
    vatandaş sikmek için yeni metodtur. 35,000 € luk arabayı 78,000 € satmaya yarar. başka da bir sike yaramaz.
    --- gg mode on ---
    e amına koduklarım, sen bu kadar vergiyi alıyorsan şehir düzenlemeni de, yollarını da ona göre yapacaksın. yetmedi ülkeyi sikip sikip attığınız. ruhunuz kokuşmuş beynini siktiğimin örümcek beyinliler sizi, karısını kızını menfaat uğruna evlendiren godoş yobazları.

    ayrıca aklıma gelmişken, o internetle ilgili yasalarınızın da ananızın amına kadar yolu var.

    --- gg mode off ---
  • bir elektrik mühendisi abimiz var, serbest çalışıyor. geçen malmüdürü'nün sekreteri arıyor bunu;

    - ü. bey, eğer uygunsanız malmüdürüm sizi ziyarete gelecekler.
    + hayırdır kızım?
    - bir plaket hazırlanmış adınıza, çalışmalarınızdan dolayı. işyerinizi ziyaret edecekler plaketi takdim için.
    + eeee gelsinler bakalım.
    - de şey diycektim, ufak bir bakiyeniz varmış da müdürüm "önce onu halledebilir mi?" diyor.
    + ne kadar?
    - 26 bin lira.
    + neeeee? yok kızım sağol. plaket de istemem, küçük (!) bakiyeyi de ödeyemem, gelmesinler.

    gelmemişler plaket vermeye. şimdi yapılandırmış borcunu. tabi ki en büyük ortağına ödemeyi yapması lazım gelir. kestiği fatura üzerinden, tahsil edebildiğini soran yok.

    işte bu hikayedeki ana fikre vergi denir. sorsanız bu ülkenin esnafına, çalışanına, memuruna daha vergi ile ilgili ne tanımlar ne örnekler ekler, hem de nerelere ekler.
  • kalkınmanın temeli, temel'in ıspanağı, ıspanağın demiri.. tavşanın suyunun suyu.
  • online oyun vergisi ile devletin level atladığı yasal haraç.

    zaten elektrik-telefon-doğalgaz-su faturalarının vergisi eskisi kadar heyecanlı gelmiyordu. ne bileyim, hiç baskı duymuyordum fatura yatırırken. her sene aynı şey, ne bir yeni görev, ne de güzelleşmiş ara yüz vardı faturalarda. oynanabilirlik de rezaletti. vatandaşının cebindeki parayı göstere göstere alan bir devletin vatandaşı olarak, yeni vergilere ihtiyaç duyduğumu belirtmem lazım. pes'te attığım goller, kanattan şimşek gibi bindirmelerim, xabi'nin gerrard'ın önüne yuvarladığı toplar vergilendirilmediğinden kutsal değildi. gerrard da çok sevinmezdi zaten, son saniyede gol atsa bile. yasak olan şeyi yapmanın huzursuzluğu vardı üzerimizde.

    bir seneye kalmaz atılan her golden sonra gelir vergisi alınır. kazandığımız her şeyi alıp zırhlı mercedes'e binen, bir uçak dolusu bürokratla amerika'ya giden, yaptıkları bavul bavul alışverişten uçağın kalkmadığı işbilmez yöneticiler olduğu sürece levent kırca'nın başarısız kopyaları gibi "daha çooook" geyiği yaparız.
  • türkiye'de bunun ismi vergi değil "algı"dır. zira siz devletinize vermiyorsunuz. o sizin cebinizden alıyor. hatta çalıyor. geri de vermiyor.
  • eskiden halka yol, su, elektrik olarak dönerdi bu arkadaş liseli olmayanlar hatırlar, en azından döndüğü söylenirdi. şimdilerde bu üçlünün hepsi "parasıynan". belki bi agaya beleş, orası da beni ilgilendirmiyor. varsa aranızda kendini aga gibi hisseden bırakabilir bu entryi okumayı, benim işim diğerleriyle.

    neyse, ilgilenmeyenler de terkettiğine göre şu güzelim ortamı, başlangıç olarak şu halka ödediği vergiler karşılığında döndüğü söylenen şeylerin günümüzdeki durumuna bir bakalım mı ne dersiniz? hadi bakalım;
    yol: en son ne durumda bilemedim ama çevreyollarının ücretli olması gündemdeydi bir ara, yuh!
    su: büyükşehirlerde sadece bulaşık ve çamaşır makinaları kullanıyor artık belediyenin şehir şebekesine bastığı suyu neredeyse. gerçi o da parasıyla, eskiden de öyleydi eyvallah ama, her evin bütçesinde içme suyu diye ayrı bir kalem var artık, yuh!
    elektrik: sıcak para sıcak para diye elektrik dağıtım işini özelleştirdiler. devletin asli görevlerinden biri olarak dağıtılan bu arkadaş da artık bakkaldan aldığınız süt, kasaptan aldığınız et kadar özel*, ve bu arkadaşın kalitesi veya fiyatındaki artış/azalışlar da en az o et-süt kadar satanın inisiyatifinde, yuh!
    ne güzel demiş aşık mahzûni "yuh yuh" diye, bize de ustayı yâd edelim...

    şimdi düz değil bak, dümdüz adam olarak bakıyorum mevzuya;
    ülke dediğin koca bir apartman. apartman sakinleri var, apartman aidatı var, apartman yöneticisi var. bunlar normal şeyler, olması gerekenler zaten, ortak ihtiyaçlara istinâden yaratılan ortak bir bütçe, bu bütçeyi yaratanlar ve bu bütçeyi yönetenler.
    sonra efendim, sakinlerden toplanan bu aidatın bir de geri dönüşü var bu sakin arkadaşlara. bu nedir efendim, kapıcı hizmeti olur, temizlik elemanı olur, asansör olur, merdiven otomatiği olur. bunların hepsi her apartmanda yok tabi ama olana göre bir aidat belirlenip düzenli olarak toplanır bu sakin arkadaşlardan.
    şimdi hepimizin de tahmin edeceği gibi bu hizmetler ne kadar çoksa aidat o kadar çok olacak, ne kadar azsa aidat o kadar az olacaktır. hizmet eklenirse aidat artar, hizmet eksiltilirse aidat azalır, doğanın kanunu. halihazırda çalışmakta olan asansör hizmetini kapatıp "verin bakalım 100'er daha, nihahaha" diyen bir apartman yöneticisini en iyi ihtimalle "döverler" afedersin.
    şimdi benim anlamadığım kısma gelmiş olduk sevgilim ekşi sözlük okuru, bi yardım ediverin hele. şimdi bir apartmanda olay bu kadar basitken, insanlar bir hizmeti beğenmediği zaman direk sorumlusunu, yöneticiyi muhatap alıp en iyi ihtimalle "döve döve" istediğini alırken, apartman büyüdükçe neden insanlar olanlardan birbirlerini sorumlu tutup, dost meclislerinde birbirlerine bu yönetici arkadaşı savunurlar ki? olur, hakkaten beğeniyordur yöneticinin hizmetlerini destekler, eyvallah. orada mis gibi "inadına yaşamak" dururken, nasıl oluyor da "inadına akp", "inadına mhp'ye vereceğim" veya "inadına chp inadına baykal" diyebiliyour bir insan anlam veremiyorum sevgilim okuyucu. çoğu zaman kendi bile yöneticinin hatalarını görmesine rağmen neden bu yöneticiyi, yönetici grubunu veya yöneticinin fikirlerini her neyse, takım tutar gibi, akıl mantık aramadan, çoğu zaman körü körüne savunma ihtiyacı hisseder ki bu sakin arkadaş? olan biten zaten ortada, herkesin de kendi çapında bir yorumu var evelallah bu olan bitene.
    hayır bu büyük apartmanın sakinleri olarak bırakmasak mı artık "türk-kürt", "alevi-sünni", "fener-cimbom", "dinci-laikçi" eksenli kapışmaları? süpürge sopasıyla duvarlara vurarak, balkondan balkona veya havalandırma boşluğundan bağrışarak bir yere varamayacağımızı anlayabilmek için ne kadar geçmesi lazım daha? hem apartman yöneticisi mütayitle görüşüyormuş diyolla oraya odaklanmasak mı biraz? hadi geçtim mütayidi falan filan apartmanın yüzüne bakılacak tarafı kalmadı yahu, sorunlar üzerinden birbirimize giydirmek yerine sorunlara odaklanmasak mı biraz?

    bunlar hep popi meselesi bir yerde tabi. herkesin bir popisi vardır, bak mesela benim popim şöyle;

    eskiden halka yol, su, elektrik olarak dönecek diye vergi toplanırmış, bir geri dönüşmüş bu üçlü önceden yani. şimdi bu üçlü tam karşı tarafa geçmiş, vergi toplama aracı olmuş, toplanan vergiler de gelişen ve değişen ülke şartları sebebiyle olacak ki kömür*, makarna*, köpek maması*, tablet* ve hatta bira* olarak döner olmuş millete.
    bu tabi dönenlerin elle tutulan kısmı sadece. vergiler bugün annelere şehit, babalara açlık, çocuklara eğitimsizlik, işçiye polis dayağı, memura boşa yaşanmış bir hayat, üniversite mezununa kpss veya işsizlik, lise mezununa asgari ücret, ilkokul mezununa salt işsizlik, okumayana ise ölümüne fakirlik olarak da dönebiliyor, maazallah.

    uzun uzun yazdıktan sonra akla gelen özet:
    vergi; dönüş itibariyle andriy şevçenko gibidir, dönüşü belli bir kesime sevinç, huzur, refah vadeder, başka bir kesime ise kol gibi bir takım sürprizler*...
  • öncelikle tutmayın küçük enişteyi! demin akit okudum, sinirden oturduğum yerde şekilden şekile girdim. hala kendime gelmeye çalışıyorum.

    sürekli yazmışlar: “o araba benim, benim diyorum, benim vergilerime alındı, kapısı benim”… sinir yaptım, bütün direnişe en popüler karşı çıkış noktası araba yakma olunca merak ettim, ne kadar para harcadık biz.

    akit demiş ki –meali, fazlası vardır azı yoktur- 89 polis otosu ve 22 belediye otobüsü yakılmış. bir arkadaşa sordum polis otosu taş çatlasa 50 bin lira yapar dedi. belediye otobüs fiyatlarını bilmiyordum biraz araştırdım en fazla 285.000 euro’ya gıcır gıcır sıfır mercedes citaro’lar buldum. normalde bunlar zaten kullanılmış olduğu için, değeri düşmüştür ama fark etmez. birkaç dört işlemden sonra, toplam tutar 19.874.200 tl gibi bir meblağa ulaştım. evet düşündüğümden daha yüksek ama bu araçların bir kısmı sivil polis tarafından yakılmadıysa üzerime toprak atsınlar, akit bu sayıları şişirmediyse bir daha twitter’a girip haber okumak nasip olmasın bana!

    neyse, biber gazına geçen sene(2011-2012 haberleriydi yanılmıyorsam), kümülatif alınınca 21 milyon dolar (37.8 milyon tl) harcandığı söylenmişti. şu seneyi düşünemiyorum bile!

    o zaman oturup anlaşalım, daha fazla sinirimi bozmayın: bizim vergilerimizle (sen ne sandıydın, o otobüs senin de, benim değil mi geri beyin?) o otobüsler alındı. çünkü çoğunlukla onları barikatlara koyduk ki polis yavaşlasın, arkadaki binlerce insan izdihamda ölmesin yaralanmasın. (zaten sadece yüz bin kişi üstlense kişi başı 190 lira ediyor, hayli hayli karşılarız)

    ama sen de bizim üzerimize hoyratça atılan, günlerce silah gibi insanların üzerine sıkılan biber gazı bombalarını ödemiş olacaksın. şimdiye kadar iki kişiyi altına almış tomaları ödemiş olacaksın. hatta üzerine promosyon, ethem’i başından vuran plastik mermiyi de, abdullah’ı katleden silahı da sen ödemiş olacaksın.

    merak etme hırsın direnişe ise, bizi istemiyorsan bu ülkede; senin vergilerin bize yapılan işkenceye, bizi katleden kurşunlara gitti.

    kamu malı bik bik! asıl kamu “mal”ı sensin!