şükela:  tümü | bugün
  • wallit'in kurucusu.
  • tedxreset 2013'te konuşma yapmış sempatik fizikçi. abd enerji bakanı steven chu'nun kankası. ayrıca wallit projesinin milyon dolarlar kazandıran sunumunu ilkokul öğrencisi oğlu çöp adamlarla powerpoint'te hazırlamıştır.
  • boğaziçi'nde okurken okula yakın bir yerde cafe işine girip büyük meblağlar kazandığını söyleyen kişidir. mit'ye giderek yüksek lisans, university of berkeley'de doktora yapmıştır. webrazzi ile yaptığı röportajda bu yaz stanford'a geçme ihtimalinin yüksek olduğunu söylemiştir. ha ayrıca wallit'in kurucusudur. san francisco'da yaşamaktadır.
  • eve biri lazım sitesi kurucusu trump tower çaycısı sempatik insan
  • https://evebirilazim.com/hakkimizda

    bir mühendis olarak adama imrenmiyorum. çok net bir şekilde kıskanıyorum. gerçekten tam bir başarı hikayesi. yaptığı işler de bir o kadar ilginç.
  • trump towers'daki çaycı'da sıklıkla görebileceğiniz, oturup sohbet edebileceğiniz, mütevazi, tatlı ve herşeyden öte son derece başarılı kişi.
  • niye abd bu kadar ileri, turkiye bu kadar geri diye dusunurken aslinda cevabi kendimizde buluyoruz. ayni adam abd'de iken bilim adami, tr'ye donunce cayci olmak istiyor. demek ki bu topragin havasinda suyunda bu var. birbirimizi kandirmayalim ve caylari yudumlayalim.
  • kendisiyle yapilan bir roportaj:
    kısaca kendinizden bahsedebilir misiniz?

    kabataş erkek lisesi mezunuyum. 1997’ de boğaziçi üniversitesi moleküler biyoloji ve genetik bölümüne girdim, aynı zamanda fizik bölümünde de okudum. 2000 yılında, başkan clinton döneminde, insan geni projesi’nin yapıldığı enstitü olan mıt'ye bilimsel çalışmalar yapmak için gittim. buradaki çalışmalar iyi gidince, university of california berkeley’de doktora programına davet edildim. doktora programı da iyi geçince, amerikan enerji bakanı ve aynı zamanda nobel ödüllü bir fizikçi olan steven chu ile laboratuvarında ortak çalışmalar yaptık ve oldukça başarılı geçti.

    boğaziçinde moleküler biyoloji ve genetik ile fizik çap'ı yaparken bir yandan da okula yakın bir yerde bir cafe işlettiğiniz doğru mu? hepsi bir arada nasıl gidebildi?

    doğru. boğaziçi’nde okuduğum dönemde üçüncü sınıfta insan geni projesi için mıt’ye gitmiştim. yurtdışına ilk kez çıkmıştım ve gittiğim yer amerika’ydı. inanılmaz etkilenmiştim. orada harvard coop isminde bir kafe gördüm ve çok beğendim. türkiye’ye döner dönmez bilgi üniversitesi kampüsünün hemen yanında harvard cup isminde bir kafe-restoran açtık. yıllık milyon tl civarında ciro yapmaya başlamıştı. çok yoğun ve koşuşturmacalı oluyordu elbette ki ama bu yoğunluğu hep sevdim. ben amerika’ya yerleştikten sonra da uzun yıllar restoran devam etti. doktorayı aldığımda üç kredi kartına 30 bin dolar borcum vardı, geçinemiyordum oysa annemler ev aldı araba aldı, kızları evlendirdi. ben de utanıp para istemedim hiç, oysa kendi cafe'm. desene yarısı benim giderken, yahu ne utanıyorsun, işte çocukluk.

    boğaziçi üniversitesi’nde nasıl bir öğrencilik hayatı geçirdiniz? boğaziçi’nin hayatınızda ne gibi etkileri olduğunu düşünüyorsunuz?

    her fırsatta söylüyorum, boğaziçi’li olmak gerçekten çok başka bir ayrıcalık. her şeyden önce türkiye’nin en iyi üniversitesinde eğitim alıyorsunuz ve orada öğrendikleriniz tüm hayatınızı etkiliyor. bizler, hocalarımız tarafından gerçek bir akademik disiplinle yetiştiriliyoruz. üniversitemizin sosyal imkanları da aynı şekilde çok güçlüydü. öğrencilik yıllarından sonra karşınıza çıkan, iş hayatı dediğimiz o kavram, son derece çetrefilli aslında. o kaosun hem içinde olup hem de sakin kalabilmek bir sürü akılsal refleks gerektiriyor. problem çözmek, sorunu derinlemesine analiz etmek, normların dışında düşünmek… bunlar tabii ki içimde de vardı ama okulumda aldığım eğitim tüm bu özelliklerimi daha da pekiştirdi. bugün eğer kendime başarılı diyebiliyorsam ve imza attığım başarılı çalışmalar varsa şüphesiz ki temelinde boğaziçi’nin bana kattıkları olduğu yadsınamaz ama kasımpaşalı olmanın etkisini söylemeden geçemeyeceğim. kasımpaşa öyle bir yer ki çocuklukta insanın gözünü öyle bir açıyor ki adeta cin gibi oluyorsunuz. bir olaya bakınca her yönüyle adeta tüm uyanıklıklarını anında çözüyorsunuz. çok ilginç bir düşünce tarzı bu. eğer bu yeteneği kullanırsanız müthiş başarılı oluyorsunuz her ne iş yaparsanız yapın, bazen bu doğru yolda kullanılıyor bazen kötü yolda :-) boğaziçi’nde aldığım akademik disiplin bana bunu doğru yolda bilim için kullandırdı, sonuçları ortada. yoksa kim bilir “catch me if you can” gibi bir hikaye de çıkabilirdi.

    abd'de kimlerle, ne gibi akademik çalışmalara imza attınız?

    enerji bakanı steven chu ile birlikte bir özel bir mikroskop ürettik. bu mikroskop bildiğimiz gün ışığını kullanıyor, fakat elektron mikroskopu kalitesinde görüntü alabiliyor. yani metrenin milyarda biri çözünürlükte görüntü elde ediyoruz, ama elektron mikroskopu gibi canlıları öldürmeden. bu sayede kanserli hücreleri canlı canlı takip edebildik. kronik hastalıklara sebep olan mikropları bbg evleri gibi izledik aslında. ilk defa, vücudumuzda nasıl evler, şehirler, yollar yaptıklarını gördük; aynı insanlar gibi şehirlerin etrafını kaleler ile çeviriyorlar. kaleleri sayesinde kendilerini koruyorlar bu yüzden 30-40 yıl vücudumuzda kalabiliyorlar, bu yüzden kronik hastalık diyoruz zaten. hedefimiz bunların kalelerini parçalayıp kronik hastalıkları tedavi etmekti. bu yolda ciddi ilerlemeler kaydettik bu mikroskop ile. bu çalışmalar 2013 yılında science dergisinde yayınlandı.

    bilim insanlığının yanında girişimcilik yönünüz olduğunu biliyoruz. girişimlerinizden ilki wallit nedir? wallit için yatırımcılarla biraraya gelme ve onları yatırıma ikna konusunda akademisyen yanınızın katkısı oldu mu?

    university of california berkeley'de mikroskop üzerine çalışırken yerin metrelerce altında, kapısı kurşundan yapılmış ve yaklaşık 10 metrekare bir odada çalışırken bir gün aklıma bir fikir geldi. ''şu enstitüde binlerce akademisyeniz ve hiçbirimiz birbirimizi tanımıyoruz. üniversitenin önünde bir sanal duvar olsa da oradan yazışıp birbirimizle iletişim kurma, sosyalleşme imkanımız olsa.'' diye düşündüm. sonrasında bu fikri facebook ve yahoo’da olan arkadaşlarıma e-mail attım. onların da çok hoşuna gitti ve fikir silikon vadisi’nde hızlıca duyuldu hatta iki hafta gibi kısa bir sürede 1 milyon doların üzerinde yatırım aldık. yatırımcıları arasında hp’nin başkan yardımcısı, opentable’in başkanı, pocketgems ceo’su, youtube yönetim kurulu üyeleri gibi meşhur isimler ve risk sermayesi şirketleri var.

    wallit’i geliştirirken tabii ki bugüne kadar bilimsel çalışmalar yaparken geliştirmiş olduğum düşünme refleksi, analiz etme, problem çözme, küçük detayları atlamama ve hiçbir detayı gözden kaçırmama gibi özelliklerin faydasını oldukça gördüm. kendimden çok emindim ve yapmak istediklerimden de. sanıyorum yatırımcıları ikna edebilmiş olmamın en kritik noktası bunlardı.

    abd'de iyi bir akademik kariyere ve dikkat çeken girişimlere imza atmışken türkiye'ye dönme kararınızda ne ya da neler etkili oldu?

    türkiye’ye 16 yıldır duyduğum özlem ve annemin geçirdiği rahatsızlık nedeniyle döndüm. iyi ki de dönmüşüm! türkiye girişimciler için adeta cennet! o kadar çok problem var ki, hepsini çözmeye kalksanız bir sürü yeni şirket kurarsınız.

    döndükten sonra hangi projeleri hayata geçirdiniz?

    türkiye’ye döndükten sonra trump towers’ta türk mühendis arkadaşlarla eğlence projeleri geliştirmek adına ofis tuttuk. baktık iki hafta içerisinde ofisimiz kirlendi. temizletecek insan bulamadık. meğer türk’lerin en önemli görünmeyen sıkıntılarından biri temizlikçi bulmakmış. temizlikçi bulunuyor bulunmasına ama güvenilir ve sürdürülebilir olmuyor. biz de temizlik hizmeti almak isteyenlerle temizlik hizmeti vermek isteyenleri bir araya getirecek bir sistem kurduk.

    sonrasında yine avm içerisindeyken güzel çay içeçek bir yer bulamadık ve çaycı’yı hayata geçirdik. türkiye günde 250 milyon bardak çay tüketen bir ülke, yani kahveden çok daha fazla. ancak kahve zincirleri her yerde varken esas olarak çay için özel bir marka olması gerektiğini düşündük ve her 15 dakikada bir taze çay demleyen bir sistem geliştirdik. şimdi trump towers, cevahir avm, 212 avm ve canpark avm olarak dört şubede hizmet veriyoruz. bu hafta kısmet olursa etiler nispetiye caddesinde ki 5. şubemizi de açacağız.

    bu arada, mağazada geleneksel ödeme sistemlerini kullanıyorduk. tüm gıda ve perakende dünyasında kullanılan bir sistem bu. ancak işlem yapmak çok zordu, takılıyordu, programlar çok eskiydi, ciddi sıra oluşuyordu kasada, bu da ciro ve müşteri kaybı aslında. mühendis arkadaşlarla oturduk, buna bir çözüm bulmamız gerekiyor dedik ve ortaya mobil kasa çıktı. ipad üzerinden çalışan bulut tabanlı bir sistem bu. hem çok hızlı çalışıyor hem de maliyeti çok az. sistem 30 dakikada kuruluyor ve toplam yatırım maliyeti sadece 900tl, piyasadaki diğer ürünlerin en basit modelleri 12 bin ile 28 bin dolar arasında. bu kasa aynı zamanda akıllı tavsiye algoritmasi sayesinde, otomatik kampanya modülünü devreye sokuyor. neyi satıp neyi satmayacağına sistem karar veriyor, bu sayede çaycı’nın cirolari 8 ay gibi kısa bir sürede %258 arttı. bulut tabanlı olduğu için her platformdan satışlara ulaşılabilir, hatta akıllı saatiniz aracılığıyla bile mağazanızın cirolarını anlık olarak takip edebilirsiniz. hatta, tüketicilerin yeme içme alışkanlıkları mobil kasa üzerinden takip edilebiliyor. kadın, erkek ve çocukların tükettiklerini bir modül ile görüp istatistiki verilere ulaşılabiliyor. mobil kasa ürünlerin teşhir süresini ve stoklara giriş süresini bildiğinden teşhir süresi dolmak üzere olan herhangi bir ürün için, örneğin; pasta için otomatik öneri yapıyor: ‘beni sat!’ diye. bu sayede bu sistemi kullanan hiçbir işletmenin ürünleri çöpe gitmiyor ve bu akıllı mobil kasamız anlık olarak hangi ürünün karlı olduğunu tespit edebiliyor.

    'çaycı' nispeten yeni bir projeniz, şu zamana kadar güzel geri dönüşler aldı. nasıl gidiyor? 'çaycı'yla hedefiniz nedir? yerli starbucks olacak mı?

    çaycı, çok iyi gidiyor. az evvel de belirttiğim gibi, dördüncü şubemizi çok yakın bir zamanda açtık. beşinci şubeyi haftaya etiler’de açacağız. biz çaycı’ya sadece bir gıda ya da perakende şirketi olarak bakmıyoruz aynı zamanda burası bir teknoloji şirketi. dünyayı değiştiren şey, teknoloji ve inovasyon. çaycı’yı da büyütürken bu nosyonu baz alıyoruz. çay makinalarımızı kendimiz tasarladık, bildiğiniz bilimsel çalışmalar yaptık burada. çay kaç derecede demlenir, en iyi hangi malzemeyle sonuç alınır... her zaman en iyi çayı porselen demlikte içersiniz. bizim geliştirdiğimiz makinalarda da porselen demlikte içtiğiniz çay ile aynı tadı alırsınız. 15 dakikada bir taze çay demleyen bu sistemle müşterilerimize her zaman aynı kalitede ve aynı standartta çay içirmeyi hedefliyoruz. örneğin, avm’ler 22:00’de kapanıyor ve 21:45’te çaycı’ya gelseniz yeni demlenmiş çay içersiniz. bunun yanı sıra her 60 dakikada bir taze simit, poğaça ve açma pişiren bir sistem de geliştirdik. bir başka örnek vermem gerekirse, trump’taki ilk mağazamızın kapalı alanı 40 metrekare. ikinci şubeyi çok daha kullanışlı ve küçük yapacağım diye bir hedef koymuştum kendime. cevahir ve 212’deki şubelerimiz kapalı alanda 28 metrekare oldu. dördüncü şubede bambaşka bir şey tasarladık ve kapalı alanı 10 metrekareye indirdik. avm’lerin en görünür, orta alanların kendi su gelir ve gideri olmaz. biz 10 metrekare içerisinde kendi gelir ve gideri olan bir şey yaptık. her şey milimetrik hesaplarla ve mühendislik ölçümleriyle tasarlandı. bu tasarladığımız 10 metrekarelik kiosk’un içerisine 3 çalışandan daha fazlası sığmıyor. siparişi alması ile çay vermesi arasında sadece bir kol uzantısı var. hizmeti daha da hızlandırırken verimliliğimizi de arttırıyoruz. çünkü inovasyon dediğimiz şey dengesizlikler üzerine kuruludur. eğer bir şeyi azaltırken diğer bir tarafı arttırabiliyorsanız yani kârlılık ve verimliliğinizi, işte o zaman inovatif bir işe imza atmış oluyorsunuz.

    bizzat içinde bulunmuş bir insan olarak silikon vadisi ile türkiye’de start-up ortamını karşılaştırdığınız zaman ne gibi farklılıklar ve geleceğe yönelik ne gibi eğilimler görüyorsunuz?

    türkiye de girişimcilik daha çocukluk evresinde. daha yeni yeni başlıyor. ama aslında bu bir anlamda girişimciler için büyük fırsat demek. türkiyede çok problem var ve bu her problemin çözümü de yeni bir startup, yeni bir şirket demek. o yüzden türkiye girişimciler için cennet.

    genç girişimcilere neler önerirsiniz?

    basit düşünsünler. büyük buluşlar hep basit işlerden çıkıyor. gerçekten böyle. einstein, odasına giren güneş ışığının tozda hüzme halinde görünür, o hüzmenin üzerinde bisikletiyle gezme hayalini kurar, 'acaba bu ışığın üzerinde bisikletimle gezsem ne olur?! der ve yıllar sonra bu izafiyet teorisi olarak karşımıza çıkar.

    etrafınıza bakın, basit bir gerçek dünya problemi tespit edin. buna bir çözüm üretin, sonra bakın bakalım insanlar bu çözüme para veriyorlar mı? veriyorlarsa tamamdır alın size bir şirket hem de gerçek işi olan bir şirket. mesela insanlar evini temizletecek birilerini bulamıyorlardı, biz bulduk baktık buna para veriyor insanlar, evebirilazim.com çıktı. taze demlenmiş çay içecek yer bulamadık, taze çay demleyip sattık, baktık insanlar çok sevdi, taze çaya para verdiler, çaycı çıktı. baktık ödeme sistemleri çok hantal ve pahalı. yeni bulut tabanlı ipad'de çalışan mobilkasa'yı geliştirdik, baktık işyerleri satın alıyor, an itibariyle 6 avm'de toplam 12 noktada kullanılıyor üzerinden yıllık 10 milyon tl ciro geçiyor, mobilkasa teknoloji a.ş. çıktı. kaynak
  • geç de olsa populer science dergisinin nisan sayısını alıp röportajını okurken düşündüğüm tek şey şu oldu, "nisan sayısı diye 1 nisan şakası haberi yapmışlar". ınanin röportajı baştan sona bu düşünceyle okudum. sonrasında ekşiye geldim ve ne göreyim hepsi gerçek! bu adamınki gerçekten üstün başarıdır, helal olsundur. adam hikayesini öyle güzel anlatmış ki ulan yok artık lebron james diyorsunuz.

    tanım; moleküler biyoloji ve genetik uzmanı, girişimci.