şükela:  tümü | bugün
  • iç rahatlığı ile değil tam aksine büyük bir huzursuzluk, hatta suçluluk duygusu içinde yapılan işlerdir. bir yandan o işi yaparsın ama diğer yandan da için kan ağlar. tıpkı dostoyevski’nin suç ve ceza romanında, roman kahramanı raskolnikov’un yaşadığı iç çatışmalarda olduğu gibi.

    yaşlı anne babayı kendi kaderiyle baş başa bırakıp, kendi işine gücüne bakmanda, çocuğunun çekeceği acıları göze alıp eşinden boşanmanda, zor durumdaki bir insana fahiş fiyata mal satmanda, birisine acı vereceğini bile bile bir şeyi yapmanda veya yapmamanda, ihmal etmende, eşini aldatmanda, yasal bir zorunluluğu yerine getirirken bir başkasına verdiğin eziyette ve daha nice durumda arka planda vicdanın feryatları ayyuka yükselir. ama ne çare; o işi yine de yaparsın.

    peki vicdanın bu acısına rağmen, onu yok sayıp her ne zıkkımsa o işi yapmaya devam etmek mi gerekir? zaten bütün mesele de burada. çünkü bu sorunun cevabı kolay değildir. aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyıktır. ne var ki çoğunlukla vicdanın sesi duyulmak istenmez, ego, maddi çıkarlar, kariyer, mesleki gereklilikler vb nedenlerle bu ses yok sayılır, bastırılır. günlük yaşamın acımasız kuralları karşısında feryadını duyuramayan vicdanın sesi giderek kısılır. artık duyulmaz hale gelir. insanlık ölmüştür.
  • saz çalmak. efkarlı efkarlı.
    bildiğimden değil “sızısı” yazınca serbest çağrışım oldu.
  • bahçedeki otları yolmak.

    çiçekleri suluyoruz, otları yoluyoruz. ikiyüzlüyüz, güzelliğe teşneyiz, benciliz.
  • şehit cenazesi kaldırmak,
    haberlerde izlemek.
    5 yıldızlı otellerde iftara davet edilmek.
  • "ruhun acı çektiğinde bedenini yor."