şükela:  tümü | bugün
  • yönetmenin olur olmadık yerde araya mizah sıkıştırması birçok kişinin hoşuna gitmese de bana kahkahalar attırmıştır.

    --- spoiler ---

    filmin ortasına jenerik koyup seyirci trollemek mi? daha harika bir hareket görmedim.
    --- spoiler ---
  • ing. ahlak bozukluğu.
    ben böyle bir manaya geldiğini az buçuk tahmin etmiştim. şöyle ki daha küçükken miami vice adlı bir dizide amcalar 'burası miami, daha da yanamayız ya' düşüncesiyle ablalara girişiyordu galiba, çocukluk sanrısı da olabilir gerçi pek emin değilim. zaten bir cümlede galiba, olabilir, emin değilim gibi ifadeleri kullandıktan sonra milleti diziyi izlediğime ikna etmem bile zor olur, sanırım.
  • ders çalışmamak için yapılan anlamsız araştırmalarım sonunda bunların youtube kanallarına daldım, dalmaz olaydım. farkında olmadan daha önce birçok belgesellerini izlemişim meğersem. işledikleri konular genelde toplumun görmezden gelerek içini rahatlattığı rahatsız edici insanlar, durumlar, yaşamlar...vs. etrafında dönüyor. liberya'da yamyam olan eski gerilla liderlerinden, vancouver'da kaderlerine terkedilmiş uyuşturucu bağımlılarının hayatına uzanan bir skalaları var. kimi zaman amatörce çekilmiş ve hazırlanılmış gibi görüldüğünden işlenen konuyla ilgili etraflı bilgi elde edilemediği hissiyatı verse de ciddi anlamda rahatsız edici ve düşündürücü işler çıkardıkları aşikar. lüzumlu lüzumsuz bir sürü bilgi edindim sayelerinde. bir de swansea'ye gidemeyeceğim korkudan, pls tşk.
  • sanırsın george w. bush'u sam rockwell değil de bizzat kendisi oynamış. al beyaz saraya koy şerefsizim sırıtmaz.
  • bizim topraklarımızda hiç hissetmediğimiz aristokrat ve servete hükmeden white power’ı anlatan, amerikanın ve dünyanın sahiplerinin kim olduğunu ve çıkarlarını nasıl yönettiklerini anlatan tüm zamanların en iyi 100 filmi içinde yer bulacak çok beğendiğim amerikan filmi.

    10/10

    not: işin ilginç yanı senaryoların gerçek, gerçeğin senaryo olduğunu yüzüme vurmuştur.
  • sirf alfred molina'nin menu sahnesi icin bile izlenebilir siyasi taslama. christian bale, steve carell ve sam rockwell sirasiyla dick cheney, donald rumsfeld ve george w. bush rollerinde cok iyiler.
  • filmi izlerken 2001, ırak işgalinin bende nasıl kötü bir etki bıraktığını anladım. yani elbette üzülmüştüm ama bu kadar olduğunu bilmiyordum. bazı sahnelerde bildiğin 8-9 yaşına döndüm. hele bir sahne varki orada içi gitmeyen kalbi olup olmadığını sorgulasın.

    spoiler:

    bush'un, ulusa sesleniş konuşması yaptığı sırada ayaklarının titrediği sahneden ırak da bombalanan evde ki ayak titremesine geçiş...
  • filmi görmeden önce okuduğum eleştiriler "eeeeh işte" havasında olsa da bence amy adams, christian bale ve steve carrell'in çok başarılı oyunculuklarıyla alıp götürdükleri film. özellikle christian bale'i seyrederken karşımdakinin dick cheney olmadığını sık sık unuttum. steve carrell'in donald rumsfeld'i de bir o kadar eğlenceli ve ilginçti.

    2000'lerin başında amerikan politik hayatını takip eden ve george bush ile dick cheney arasındaki dinamiği gözlemleyenler için film çok fazla yeni bilgi içermiyor. cheney'nin büyük şirketler ve özellikle halliburton ile işbirliği içersinde olduğu, 11 eylül'den çok önce ırak'ın işgali için planlar hazırlandığı, bush kendisini babasına ispatlamak için kovboyculuk-pilotçuluk oynarken dick cheney'nin scooter libby gibi adamları aracılığıyla perde arkasında işleri yönettiği zaten bariz bilinen şeyler. belki biraz sürpriz veya tartışmalı olabilecek şey karl rove veya karen hughes gibi bush'un kendi öz adamlarının bu işlerde sadece seyirci olduğu iması olabilir.

    öte yandan dick cheney'nin gençliğindeki amaçsız ve umarsızlığı ve özellikle politikaya eşinin teşvikiyle girişi, donald rumsfeld'in yanında çıraklığı, daha ford'un başkanlığı döneminde alınan politik kararlarda etkisi gibi şeyler en azından benim için yeni bilgilerdi.

    dick cheney kesinlikle amerikan politikasının başına geçmiş en kurnaz ve çıkarcı adamlardan biri. bush cheney'nin politikalarının görünür yüzü olduğu için dünya üzerinde çok daha fazla nefreti üzerine çekse de, söylediği yalanlara kendi de inanan, çevresindeki insanlara kendini sevdirmeye çabalayan, aptallığını maço tavırlarla kapatmaya çalışan basit bir adam. cheney'nin soğuk ve hesaplayan halleri bununla tam bir tezat. bush'un açık açık biz verilerle değil içimizden gelen hislerle kararlar alıyoruz dediği ortamda arka planda cheney gibi bir staratejist olması hem ferahlatıcı, çünkü dünyayı yok edecek bir aptallık yapmayacağını biliyordunuz, hem de ürkütücüydü, çünkü alınan her kararın eninde sonunda sıradan insanların canı pahasına zenginleri daha da zengin etme amaçlı olduğunu biliyordunuz.

    işte bu hiç bir yerden 0 hırsla başlayıp, dünyanın en güçlü ülkesinin gerçek yöneticisi durumuna gelen cheney karakteri christian bale'in elinde cuk oturmuş, ve hatta kızının eşcinsel olduğunu öğrendiği anda tereddütsüz ona destek olmasıyla zaman zaman sempatik bile olmuştu.

    edit: netekim christian bale buradaki rolüyle altın küre'yi kazandı.
  • adam mckay adını stüdyo komedileriyle duyurmuş birisi. hiçbir zaman "sıradaki filmi ne olacak?" dediğim bir yönetmen olmamıştı. zira o komedi filmlerinin pek hastası değilim doğrusu. anchorman yer yer hunharca güldürmüştü ama özellikle 2.'sini aynı surat ifadesiyle tamamlamış, pek gülememiştim. lakin the big short bu yönetmenin dönüm noktalarından oldu. şimdiye dek en fazla eğlenceli komediler yapan mckay ekonomik krizi konu alan bu taşlaması-politik komedisiyle ödül sezonunun ortasına fırtına gibi girip en nihayetinde senaryo oscarını kazanmıştı. the big short'tan önce "mckay senaryo oscarı alacak" deseniz herkes gülerdi galiba ama yönetmen stüdyo komedilerinden kopup the big short'a finansman bulunca yeteneğini konuşturmuştu. the big short karmaşık ekonomik krizi oldukça basit bir şekilde anlatmaya çalışan, bunu yaparken 4. duvarı sıklıkla yıkan, izleyiciyi sıkmamak için de akla gelebilecek-gelmeyecek her numarayı deneyen, her şeyle dalgasını geçen ama bunu yaparken sululaşmayan bir film. iyi bir film.

    mckay, vice'la politik taşlamalarına devam ediyor. ama vice daha basit olan, hiç karmaşık olmayan bir öykü (dick cheney'nin ırak'ı işgali ve politikadaki yükselişi) anlattığı için the big short'taki kadar hızlı bir kurguya sahip değil. gene de tbs'deki gibi 4. duvar sıklıkla yıkılıyor. mckay bu filminde de bir anlatıcıya yer veriyor, anlatıcı da kameraya (bize) bakarak olanları anlatıyor, yani 4. duvar burada da yıkılıyor. öte yandan mckay politik simaları hicvetmeye devam ediyor. güzel-eğlenceli sahneler mevcut: daha 50. dakikada "cheney bir daha siyasete hiç dönmedi, ailesiyle birlikte mutlu mesut yaşadı" deyip jeneriklere yer veriyor mckay ama sonraki sahnede cheney hızla siyasete dönüyor mesela. bu şekilde cheney'le de, hollywood'un biofilmleriyle de dalgasını geçiyor mckay. sevdiğim diğer sahne de lynne ve dick'in shakespeare'yen konuştukları sahne. zaten film boyunca lynne ve dick, lady ve lord macbeth gibi gösteriliyor, ki çok haklı bir benzetme. lady macbeth ne ise lynne cheney de o: güce tapan, gücü sonuna dek elinde tutmak isteyen, boş-standart bir hayat istemeyen, politikada yükselmeyi arzulayan, bunu döneminden ötürü kendisi yapamayacağından kocası aracılığıyla yapan, kocasını gazlayıp duran bir kadın. adeta lady macbeth. ama cheney de "karısının güç açlığına kurban gitmiş bir adam" değil kesinlikle. tam tersi, cheney de güce aç birisi. bahsetmeden geçemeyeceğim diğer sahneyse ırak işgali zamanına geçildiğinde garsonun dick ve donald rumsfeld'e yemek menüsünü okur gibi amerika'nın hukuki boşluklardan yararlanarak yapabileceği kötü şeyleri (guatanamo'da işkence, ırak'ta adam kaçırma vs) açıkladığı sahne. insan bir kez daha amerika'dan tiksiniyor. mckay işkenceleri de, guatanamo'yu da, ırak'taki katliamlara da, kısacası ırak'la ilgili her şeye yer vermiş bu filminde. o yüzden zaman zaman sinirler bozulmuyor değil. ha bu arada mckay sadece karakterler ve diyaloglar aracılığıyla değil, müzikleri aracılığıyla da sağ politika ve sağcılarla dalgasını bir güzel geçiyor.

    film fena değil. ama the big short'un gerisinde. şahsen the big short'u daha etkileyici, çarpıcı, komik bulmuştum. vice yer yer monotonlaşıp sıkıcılaşıyor. 2sa12dk'lık süre 30-40 yıllık bir dönem için uzun değil ama film ilk bir saatten sonra süresini hissettirmeye başlıyor. anlatıcı da (jesse plemons) tbs'deki kadar eğlenceli değil. ilk bir saatinde karakterlerle bir güzel dalgasını geçiyor mckay ama sonra ciddileşiyor sanki. kısacası 4-4'lük bir film değil ama izlenir. christian bale her zamanki gibi rolü için her şeyi yapmış. geçen yılki gary oldman gibi "kilo almakla uğraşamam. makyaj yapın yüzüme, prostetik göbeği de getirip yapıştırın karnıma" diyebilirdi. ama rolü için gerçekten kilo almayı tercih etti, üstüne gayet de iyi oynadı. amy adams da fena değil. önplana çıkmaya çalışıyor, önceki rollerinden farklı rolünde fena değil ama ortada oscarlık bir performans bence yok. adams'a bu yıl da ödül yok. sam rockwell ise biraz abartılmış sanki. rockwell, bush rolünde iyi ama öyle oscar alacak kadar değil. fakat bir ensemble ödülünü hak etmiyor değil. yani bale dışında tek tek ödül hak eden birisi olmasa da komple bir ensemble ödülünü hak ediyor film.
  • konuya ozellikle ilgi duymuyor ve yonetmenin anlatim tarzini (bkz: adam mckay) (bkz: the big short) begenmiyorsaniz, begenmeyeceginiz film. hatta yeni nesil film seyircisinin icinde yeterince patlama olmadigi icin (spoiler: ki icinde yerinizden ziplatacak kadar, beklenmedik anlarda patlamalar da var) begenmeyecegi film. yani ben eksi sozluk bi siki begenmeme takiminin kesinlikle begenmeyecegini dusunuyorum. beklentinizi dusuk tutun. ben gittim, izledim begendim. kisiler gercekci yansitilmis. 40-50 yillik bir donemi 2 saate sigdirmaya calistiklari icin bazi seyler hizli geciyormus gibi geldi basta. ama dusundugum zaman bu kadar olay baska nasil anlatilirdi pek te bilemiyorum. heriflerin demokrasi'nin altini nasil adim adim oyduklarinin bir hikayesi. kisisel olarak ta bazi dersler aldim.