şükela:  tümü | bugün
  • (bkz: casablanca)
  • filmde ideal,savas karsiti,mucadeleci bir erkegi canlandirmaktadir...gozunu budaktan esirgemeyen bir yapisi vardir... rickyye* gore daha duzgun bir karakter gibi durmaktadir...filmin en onemli ironilerinden biri de budur bence...
  • ayrıca karakolda fransız komiserin aba altından sopa gösterdiği görüşmedeki onurlu tavrı da takdire şayandır.
  • (bkz: lazlow)*
  • (bkz: viktor lazlo)
  • ah, evet, victor. casablanca'da -film olan-, aşk üçgeninin üçüncü köşesi. şöhreti kendisinden önde giden klas sarışın. tanışan her karakterin hayran olduğu tek adam. aslında, duygusal ama çok kilit birkaç repliği de olmasa, hikayedeki en karikatür tiplemedir kendisi, şöyle ki: beyefendi devrimci.
    aristokrat havası taşır; elde silah partizanlık yapan bir piyade değil, yeraltı gazeteleri çıkaran entelektüel bir ajitatördür; nazi toplama kampından kaçmayı başarmış, aylarca işkence görmüş olmasına rağmen bunlardan mesleki deformasyon gibi söz edebilecek kadar alçakgönüllü bir idealisttir; en ufak hatasını kollayan binbaşı strasser'in gözleri önünde rick's cafe american müdavimlerine bangır bangır la marseillaise söyletecek kadar -yalnız orkestraya başıyla onaylayarak 'o.k. rick' imzası atan yine rick'tir- delidolu ve gururludur; hatta fransız sömürgeleri direniş hareketi lideri haline gelmesinden korkulacak kadar karizmatiktir; en önemlisi, aktörler arasında en uzun boylusu da odur -çok önemli hakikaten-.

    davası için yaşamasına rağmen, iki farklı fırsatta -ferrari ve rick'ten- tek kişilik vize isteyip ilsa'yı casablanca'dan yalnız göndermeye çalışacak kadar bağlıdır karısına da, önceleri çok daha tehlikeli durumlarda bile onu geride bırakmayı düşünmediğini zaten ilsa hatırlatır ona. -aslında devrik cümleden nasıl nefret ediyorum nasıl, ama olmuş bir kere-

    bir tür idealdir victor, dolayısıyla da gerçek olamayacak kadar karikatürdür. filmde yalnız iki sahnede hızlı hızlı yürüyen enerjik devrimci, bilmiş bilmiş gülümseyen bilge adam duruşunu bozar ve karikatür bandının sınırlarını zorlar. ilkinde doğrudan "bir direniş lideriyim diye insan olduğumu unutma," der rick'e, bu vesileyle aslında bize de gülümser, müstehzi. ikinci kez, çok daha sessizce ve nazikçe çıkar karikatür bandından: "vizeleri niye vermeyeceğimi git de karına sor!" diye şoparan rick'in attığı kılçıktan sonra sadece şöyle der ilsa'ya, "paris'te çok mu yalnız kaldın? yalnızlığın ne olduğunu bilirim." eh, filmin sonu o saniyede belli olmuştur zaten.
  • (bkz: paul henreid)