şükela:  tümü | bugün
  • motosiklet için konuşuyorum. imana geldiğiniz andır.
    not : ateistim
  • o anın ardından kayma başladıysa, manuel vitesli ve arkadan itişli bir arabada debriyaja basılıp motor şanzımandan ayrılmalıdır ki, devir rölanti düzeyine düşsün ve arka tekerlekler kaybettikleri yanal tutunmayı tekrar kazansınlar. otomatik vitesli herhangi bir arabada veya önden çekişli ve manuel vitesli bir arabada ise ayaklar tamamen pedallardan çekilmeli. her ikisinde de, direksiyon iki elle sıkıca kavranmalı ve verilmesi olası bir kontraya hazır olunmalıdır. daha önemlisi, soğukkanlı olunması; daha da önemlisi, hiç bir zaman viraja gereğinden hızlı girilmemesidir. risk yönetimi, kriz yönetiminden daha kolay ve güvenlidir.

    edit: entry'nin ilk halinde, sadece manuel vitesli diye zikrettiğim arabayı, ''arkadan itişli'' diye tamamlamam gerekirdi. kendim böyle bir araba kullandığımdan, yani alışkanlıktan, ''arkadan itişli'' yazmayı unutmuşum. bu dalgınlığımı doğal olarak anlamayan bazı usta sürücü arkadaşlar, sağolsunlar, bana ders vererek hemen haddimi bildirdiler. ama iyi yaptılar, ben de dalgınlığımın farkına vardım. kendilerine teşekkür ediyorum.
  • yaklaşık bir sene önce içinde bulunduğum otomobilin normalin çok çok üstünde bir hızla keskin bir viraja girdiğinde şöfer ben ve arka koltukta oturan iki kişinin yaşadığı an. an'dan sonrası, taklalar atarak şarampole uçmak, pert bir araç, ufak sıyrıklarla araçtan inen dört kişi, mucize.
  • motorsiklet kullanıcısının imana geldiği andır, beyaz ışığa doğru devam edilir.
  • "dur şu son taklayı da atalım hayırlısıyla, allah kerim..." şeklinde devamı gelir.
  • hayat tecrübelerden ibarettir, hiç kimse bilemeyecek bu hissi yaşamadıkça. viraja sert girdiğinizi fark ettiğinizde; belki o an hayatınızın sonuna geldiğiniz düşünebilirsiniz benim gibi.

    gerçek bir hikayeden alıntıdır; benim hikayemden.

    station tip, 2000 model, renault megane, babamın çok sevdiği aracıyla başıma gelmiştir; 2. kazamdı. yıl 2012, aralık.

    bir telefon geldi ablamdan; dedi çocuk hastalandı yine. aramızdaki mesafe 40 km; kandıra'nın köyü-izmit merkez arası. benim de kafam güzel o aralar düşünebilme yetim elimden alınmış durumdayım; babamı kaybettiğim 2. ayı.

    kandıra yolunun üzerindeyim, bastım gaza, ibre sağa doğru döndükçe, bastım, durmadan. önce 120 oldu, sonra 130, sonra 140. arabanın rot-balans ayarları da iyi değil; frene bastıkça sağa çekme yapar, biliyorum.

    hız 140 oldu, virajı gördüm; frene bastım. bastım ama basmamla fark ettim ki, araba sağa çekiyor ve karşıdan da tır geliyor. frene bassam araba ters dönecek, tırın altına girecekti belki ya da frene basmayıp, bariyerlere girecektim. işte o an ölümle yüzleştim, dedim son anların. ama seçim yap. tırın altı mı yoksa uçurumun kenarındaki bariyerlere girip takla atarak mı diye sordum o kısa sürede.

    ve karar verdim; frene basmayarak. bariyerlere girecektim ve öyle ölecektim. ayağımı frenden çektim, ellerimi direksiyona dayadım, kemerim de takılıydı; şehadet getirdim. sonra ilk önce araba bariyerlere girerek, ilahi olduğunu düşündüğüm bir güç tuttu arabayı; babamdı diye düşündüm hep, çünkü o şehit olmuştu, korumuştu beni. araba önce stop etti, sonra bariyerleri sıyırarak bir defa ters döndü.

    tır durdu, indi aşağıya. beni indirdi önce; burnum bile kanamamıştı ama şoktaydım. sonra yolun ortasından arabayı kenara aldı. derken 70li yaşlarda bir adam geldi, " allahın sevdiği kulusun, 3 gün önce bu beariyerleri yoktu" dedi. garip.
  • esp ışığının cibili cibili şak şak şak diye yanmaya başladığı andır.
  • eğer bir jaguar xf sahibiyseniz, sorun olmaz. bir tane daha alırsınız.
    kazadan sonra tabi