şükela:  tümü | bugün
  • kisa olmasina ragmen icinde cok sey barindiran kitap.kendini dine adayan eski sevgilisine bir kadinin mektuplarindan olusur.
    (bkz: jostein gaarder)
  • daha cok itiraf mektuplarindan olusur kitap.bir yandan dunyevi arzulariyla mucadele etmek zorunda kalan,bir yandan da ruhunu kurtarma cabasindaki bir papazi kadin gozuyle sunuyor...hostur bir cirpida okunur...
  • (bkz: st augustine)
  • tam adi vita brevis-a letter to st augustine olan jostein gaarder kitabi.

    ayni zamanda latince "hayat kisadir".
  • aslında bu kitabı sadece jostein gaarder yazmış olduğu için edinmek istemiştim. tamam jostein abiyi seviyorum ve kendisinin hemen tüm yazdıklarını okuyabilirim. ama bu mektup elbette ki jostein'e ait değil ve ağır bir aşk yarası tadında. öyle ki her sayfada floria'nın augustinus efendiye kin kustuğunu okuyorsunuz. ne olmuş niye olmuş bizi ilgilendirmez tabii ki. önemli olan tarihi bir kişiliği, bir zamanlar birlikte olduğu kadından dinlemek. eğer buna katlanabilirseniz okuyun derim.

    ben zor bitirdim kitabı, eğer kısa olmasaydı ve jostedin imzası taşımasaydı bu çevriyi okumazdım ve o '2 pezoluk sepette' yerini alırdı. ha mektupta geçen olayın şöyle bir açılımı da var bunu anlatmam gerek: floria, augustinus'a yazdığı bu mektupta, augustinus'un hayat görüşünü ağır bir şekilde eleştiriyor. hatta çoğu kez augustinus'a barbarca hitab ediyor. burada çoğu kez yakaladığım şey, floria'nın gerçekte aşkı adına değil tutkuları adına konuşması. ifadelerindeki yermelerin pek çoğunun, sonunda dönüp dolaşıp augustinus'un kendisine dönmesi için kurulan bir ahlaki pencere olduğunu görüyorum. yani floria, augustinus'un seçiminin 'hatalı' oluşuna, 'kendisini terk etmesinden' varıyor, ilkesi bu!!! yalnız bu ilkeyi açık bir dille değil, onun dünya görüşündeki gelgitlerini eleştirerek, kişiliğindeki zayıflıkları gaddar bir şekilde yüzüne çarparak, kırarak dökerek ifade ediyor. yani felsefi anlamda kaypaklık yapıyor, açık ve net olarak söyleyemiyor çünkü. böyle söylemeyi denese çaresizliğini görecek elbette. (burada floria'nın almış olduğu retorika eğitiminin izlerini, sofistik ukelalığı da izliyoruz.)

    floria bu mektubunu augustinus'la ayrılığından epey bir süre sonra yazmış. bundan da dilin neden böyle ağır olduğunu anlayabiliyoruz. (acı dolu günler geçirmiş.) ama bana kalırsa asıl mesele dil değil floria'nın ahlaki yapısı, karakteri.

    floria gerçekte augustinus'a aşık değildi! floria, mektubunda başından sonuna kadar eleştirdiği augustinus'un sorgulamış olduğu yaşamsal-tensel bağlılıkların 'sayesinde' augustinus'la bir birliktelik içindeydi. bu yüzden augustinus'un 'ruhunu kurtarmak isteği' ona göre bir kurtuluş değil, aldanış, yokolmak ve ihanet (floria'nın kendisine) taşır (floria'ya göre). (bir yandan da) augustinus'a göre de sevgiden kaçmak, ihanetin en büyüğüdür. floria, bu kaçışın altında augustinus'un zayıflıklarını görüp, onu yolundan çevirmek için epey şey yaptığını da belirtiyor. floria'nın mektup boyunca atladığı, hep atladığı ahlaki değer "özgürlük". floria, augustinus'un kendi bilinci içinde tanrı'ya yaklaşma ve kendi ruhunu 'kurtarma' isteğine riza göstermiyor. yaşadığı acılar da aslında sırf bu riza göstermezlikten geliyor. floria bunu yapamıyor çünkü augustinus'a tutku ile bağlıdır. hatta sırf bu yüzden augustinus'un seçimini anlayamaz. anlayamadığı için de peşinden koşar... koştukça da körleşir! (bkz: gkk)

    augustinus da sık sık geri dönüşler yaşıyor mektuptan okuduğumuz kadarıyla. belki de augustinus'un sık sık bahsettiği, anlatmaya çalıştığı dünyevi tutkulardan kastı budur?! dünyevi tutkularımız öylesine büyür ki bazen, onlar yüzünden o çok sevdiğimiz kişiyi bile tutsak edebiliriz. (edebilir miyiz? mümkün müdür bu? yoksa hapsolan biz miyizdir?!?) eh çoğu aşk filmi de zaten bu tutsaklıktan ibaret değil midir sevgili ekşi sözlük dostları...

    bir kitap eleştirimizin daha sonuna gelirken, tekrar görüşünceye dek herkese mutlu kapuçinolu bol köpüklü günler diliyor, sağlık sıhhat ve bol sporlu ağustos ayının keyfini çıkarmanızı temennü ediyorum. hoşçakalınız...
  • --- spoiler ---
    "anlattım ve ruhumu kurtardım. şimdi de içme zamanı, soylu piskopos. kartaca'daki incir ağacımızın altında oturuyorum. bu yıl üçünü kez çiçek açıyor, ama hala üzerinde meyve yok. hoşcakal" cümleleri ile biten mektup/kitaptır.
    --- spoiler ---

    içindeki bir kaç aforizmayı da alırsak;

    --- spoiler ---
    kural olarak soylu piskopos aklın çok olduğu yerde aşk azdır.
    ...
    ey akademisyenler siz ki büyük insanlarsanız, hayatımızı üzerine kuracak kesin bir şey bulamayacak mıyız?
    ...
    her şey aşkı yendi.
    ...
    itiraf etmek yoldan çıkmış birisi için iyi bir ilaçtır/çiçero
    ...
    kendim için iyi olanı biliyorum ama zarar verecek olanı yapıyorum/ovidus
    ...
    dışarıda kendi yarattıklarının peşinden giderken içlerinde kendilerini yaratan tanrı'dan uzaklaşmışlar.
    --- spoiler ---
  • ars longa
    vita brevis

    hayat kısa
    uzun kısalıyor
  • jostein gaarder sevdiğim için aldım okudum. sevip sevmediğim konusunda emin değilim.

    augustine'in "itiraflar"na karşı eski sevgilisi floria aemilia'nın dilinden yazılmış. augustinus yerden yere vurulmuş, azıcık haksızlık edilmiş sanki. ayrılık sonrası eski sevgili mail'i gibi. sitem dolu, can yakmaya hevesli, iğneleyici..

    yine de birkaç güzel bölümü paylaşmak isterim;

    --- spoiler ---

    belki de bizim zavallı ruhlarımızla pazarlık yapan bir tanrı yok. belki de bizi, dünyada yaşayalım diye yaratan sevgi dolu bir tanrı var.

    bana kalırsa -tüm dünyevi hazlarıyla- bu dünyayı, belki de sadece soyutlamadan ibaret bir varlık uğruna reddetmek, insana özgü bir kibirlilik.

    hayat çok kısa, aurel. bunun ötesinde bir başka hayat olduğunu umut etmeye hakkımız var. ama birbirimize ve kendimize kötü davranmaya, hakkında hiçbir şey bilmediğimiz bir varlığa ulaşmak için kendimize bir araç gözüyle bakmaya hakkımız yok.
    --- spoiler ---
  • "benim icimde olmaya dayanamayan, kirik, kanayan bir ruh tasiyordum. ama onu nerede huzura kavusturacagimi bilmiyordum."