şükela:  tümü | bugün
  • (bkz: vivaryum)
  • jesse eisenberg de yer alacağı bilimkurgu projesi.
  • yönetmenlik koltuğunda lorcan finnegan'ın yer aldığı 2019 yapımı film.

    film, dünya prömiyerini bu sene gerçekleştirilen 72. cannes film festivali'nde yapmıştır.

    without name ile 2016'da sinemada adını duyuran reklam filmi yönetmeni lorcan finnegan, tüyler ürpertici bir hikâyeyle beyazperdeye dönüyor. filmin bahtsız kahramanları gemma ve tom, ilk kez ev sahibi olmak için bir emlakçıyla görüşürler. ancak ilk baktıkları evde mahsur kalırlar, üstüne üstlük büyütmeleri için kendilerine sevimli fakat tuhaf bir bebek teslim edilir. aşırı normal görünen ama istemeden kabullenilen banliyö hayatına dair acımasız bir taşlama olan, alacakaranlık kuşağı ile black mirror arasında bir yerde duran filmini lorcan finnegan "gizemli, komik, üzücü ve ürkütücü bir kâbus" olarak tanımlıyor.

    filmin afişi
  • ımogen poots, jesse eisenberg, eanna hardwicke, jonathan aris, senan jennings'ın rol aldığı; irlanda, belçika, danimarka ortak yapımı film.
    film; banliyö hayatın rutin ve tek düze yaşamının eleştirisi üzerinden ilerliyor. bireyin; toplumun dayattığı rolün dışına çıkamaması sonucu çekirdek aile yapısı içine sıkışmışlığına vurgu yapıyor.
    nedense filmin sonlarına doğru david cronenberg'in existenz filmi aklıma geldi. elbette serbest çağrışım çok farklı filmler.
    bu arada küçük afacan senan jenningsmuazzam oynamış. ve fakat erkek çocuk fobimi tetikleyip aklıma lanet olası we need to talk about kevin* filmindeki küçük kevin'i getirdi. gemma karakterinin, çocuğun sesine tahammül edebilmek için çamaşır makinasına kafasını dayayarak oturduğu sahne; we need to talk about kevin filmindeki annenin hiç susmadan ağlayan bebeğin sesini duymamak için, yol çalışması yapan iş makinasının yanında durarak sese tahammül etmeye çalıştığı sahneyi hatırlattı. işin özü filme puanım 7/10.
  • yine filmin konusunu pek de okumadan izlediğim bir film oldu. pişman değilim.

    jesse eisenberg yavrum nihayet fiziksel olarak en iyi çağlarına yaklaşıyor olabilme ihtimalini gördüm ve sevindim. sen de sıkı dur bundan sonrası senin için daha iyi olacak gibi hissediyorum/ hissetmek istiyorum. baba da oluyormuşsun belki böylece onenote actor etiketinden kurtulursun umarım.

    imogen poots taklım aşırı bir şirinlik/güzellik muskasısın. sana söyleyecek çok şey bulamadım. iyi de oynamışsın bence. sırıtmamışsın. filmde en olmadı imogen i izlersiniz.

    ve fakat film konusu aslında benim takık olduğum bir konu olmasına rağmen, ya da abartısız bir şekilde söyle söyleyeyim: izlemekten zevk alacağım bir konu olmasına rağmen, film havada mı kalıyor, ben mi anlayamadım emin değilim. izlerken bana işlenen konuyu daha önceleri ele almış diğer filmleri hatırlattı. onlarla arasında olan fark neydi diye düşündüğümde de daha somut bir şey bulamadım, ama ağzımda kekremsi bir tat var umarım ileride anlayabilirim sebebini. bir ihtimal de işlenen konunun bana göre karanlık/ çözümsüz / sonuçsuz olması da rahatsız edici olabilir fakat önceki benzerlerinde daha derin bir inceleme yakalamış olabilmem de söz konusu, anlarız...

    varoluşçuluk, içimizdeki kötülük, ben neyim, amacım nedir, ne işe yarıyorum, farkım ne, herkes gibi miyim yoksa hür iradem var mı, kendime üzülmeli miyim yoksa çok da şey etmemek mi lazım konularının espri yatağında ama hafif de bir gerilim sosuyla servis edilmesini isterseniz buyrunuz izleyiniz. filmekiminde yaklayamasanız da vizyona girer diye düşünmekteyim.
  • truman show benzeri bir black mirror bölümü gibi olan bilim-kurgu filmi.
  • filmekimi'nde izlediğim ikinci film oldu vivarium... karamsar bir film... konusunu anlatmak ilginçliğini kaybettirebilir. vivarium, beklenmedik anlarda bambaşka atmosferlere sokuyor bizi... filmden katarsis bekleyenler, hayal kırıklığına uğrayabilir. kötücül ve kısır bir döngünün sürekliliği diyebiliriz. yine de seyretmeye değer bir film...
  • sinemaseverleri avm sinemalarına doluşturan cinemaximum ailesine yakası açılmadık küfürler eşliğinde ankara filmekiminde izlenmiş, lorcan finnegan'ın yazıp yönettiği, nerede hangi ahvâl ve şerait altında olursa olsun insanın "istikbâl* emlâk"tan uzak durması gerektiğini gösteren, ingiliz minimalizmiyle göz dolduran bilimkurgu.

    --- spoiler ---

    görünürde, insan-vârî yaratıkların zaman ve mekânı büktükleri bir düzlemde geçen film, biraz 'artsy' kaygıların getirdiği bir sembolizm ile gösterdiğinden çok fazlasını anlatmaya çalışsa da anlattıklarının ucu - yine benzer kaygılarla - müphem bir döngüye girdiğinden biraz kaybediyor.

    mitolojik bir temelle, sisyphus'un makus kaderi üzerine inşa edilen film, müthiş bir "fütüristik cehennem" betimlerken, bir yandan da annelik/kadınlık ve erkeklik üzerinden - çokça ve daha iyilerini izleyebileceğimiz - bir yabancılaşmayı deşmeye yelteniyor. bu yabancılaşmaya sebep olan - ingilizcesinden hareketle - bir 'yabancı'* olunca, söz konusu hâl organik bir çehreye bürünse de film bu kadar sembolizmin ve/veya alegorinin bir yere uzanmadığını söylemek gerek.

    kişisel tarihde önemli bir yeri haiz, under the skin minvâlinde bu 'yabancı' üzerinden, insaniyet sorgulamalarına girişse de hatta insanları birbiriyle çapraz sorguya itse de burada herhangi bir özgünlüğe yakınsadığını görmek oldukça güç.

    --- spoiler ---

    fakat ekranlara yansıyan renkleri ve tek-tip evler ve bunlardaki minimalizmle göz doldursa da bu ağır alegoriler altında pek de yeni bir şey söylemeyen, sanatsal kaygılarla bir şey söylemek istemediği de aşikâr olan ammavelâkin duru ve sade bir "modern cehennem" korkusu.