şükela:  tümü | bugün
  • (bkz: istençcilik)

    bireylerin birbirleri arasındaki etkileşimlerin gönüllülük esasına dayanması gerektiğini savunan görüş.

    devlet ahlak dışıdır; bazen iyi niyetli(kötü sonuçlu)* bazen tamamen saçma sapan kısıtlamalar getirerek insanların istediklerini yapmasına engel olur. bireyler üzerinde hak iddia eder, paranızı çalar. paranızı sizin için kullanacağını iddia etse de bu ahlaki olarak yanlıştır çünkü sizin neye para harcayacağınıza o karar verir, bu yüzden gönüllülük ilkesine karşıdır. ki harcamalar çoğu zaman bireylere fayda sağlamaz (bkz: savaş)
    tamamen kendi emeğinizle ürettiğiniz bir şey için bile vergi ister. kendinize verdiğiniz zararı engellemek için hem paranızı alır hem sizi tehdit eder.(bkz: war on drugs)

    işçilerin özyönetimi olan kooperatifler de gönüllülük esaslı olabilir.

    if you were king : devlet analojisi

    you can always leave : "beğenmiyosan çek git" argümanına

    george ought to help : yardım adı altında el koyulan paranın neden ahlak dışı olduğu

    -self-ownership
    -non aggression principle
    -gönüllülük
    -özel mülkiyet hakkı
    -serbest piyasa

    http://vforvoluntary.com/

    (bkz: liberteryenizm)
    (bkz: anarko kapitalizm/@crash bandicoot)
    (bkz: sosyalizm/@crash bandicoot)
  • siyaset terimi olmasının yanında, rasyonalizmin(istenci akılla yönetim) bir yönden karşısına oturan ahlak/tavır/doktrin terimi.

    ayrıca bir de psikoloji terimi, bizim aksiyon adam schopenhauer gibilerinin katıldığı bu görüşe göre insanın hareketleri nihayetinde istence bağlıdır, hatta schopenhauer, istenç denen şeyin sadece insanın değil, her şeyin ding an sich'i olduğunu iddia edip istençciliği metafizik alanına taşır, ona göre tüm gerçekleşenler istenç kaynaklıdır.

    psikolojik istençciliğe dönelim: idealist rasyonalizme göre insan ilk önce sonuçları öngörüp, arasından seçtiği bir sonucun gerçekleşmesi için hareket eder, ama istençciliğe göre bu kronolojik hesaplama yanlıştır; ilk önce istenç ortaya çıkar, ardından istenç sonuç konseptini yaratır; idealist rasyonalizm'de ise ilk muhtemel sonuçlar belirir, ardından istenç sonuç seçer; dolayısıyla istençciliğe göre istenç rasyonaliteden önde gelir.

    hobbes bu noktadan aldığı gazla ahlaki istençciliğin de sınırlarını çizip, bu düşünce içerisinde mutlak iyi ve kötünün olmadığını da bize hatırlatıp protagoras'ın metron antropos panton'una selam çakar. der ki, bir şeyin iyisi kötüsü istençten bağımsız olamaz, bundan dolayı iyi olan şey istenç isteğidir, kötü olan ise istenç isteğine ters düşendir; yani her şeyden önce, bir şeyin iyi-kötü değeri, bir başka şeyin istencine bağlıdır.

    bunlardan önce, teolojistler gidip istençcilik kavramını yaratmıştır ki biz şimdi dırdır yapalım, yani istençciliğin doğum yeri hristiyanlıktır. bu görüşün açılımı basittir teoloji olması gereği, şöyle ki derler ki her şey tanrının istencine bağlıdır, hatta tanrı istencin ta kendisidir, tanrı adam rasyonalite gibi kurallara bağlı değildir, kural onun istencine bağlıdır. bu tabii ortaçağ istençci teolojide böyledir, modern istençci teolojinin görüşü tanrı odaklı değil de insan odaklı bir istençciliği inceler, bu incelemenin görüsü bir bakıma kierkegaard teizmidir; der ki, iman bir armağan değildir, istençle kazanılabilir bir şeydir.

    istençcilik terimini ilk kullanan kişi ise ferdinand tönnies'tir, 1883'te spinoza'yla ilgili bir yazı yazarken yumurtlamıştır. ama yanlış anlaşılmasın, spinoza'nın görüşü istençci değildir, aksine onun inancına göre rasyonalliğin olduğu yerde istenç olmazdır, ve insan rasyonalliğe ulaşabilen bir varlıktır.
  • pseudo-liberal gerçekte anarko-kapital olan 3h hareketi gibi grupların savunduğu gönüllülük sistemidir (isteyen inteçcilik demeye devam edebilir).

    gönüllülük sistemini kendisini ekonomi uzmanı gibi gösterenler savunsa da, gerçekte komünizm kadar ütopik bir sistemdir.

    komünizm, devlet ve ekonomiyi yöneten kişinin her kararı ahlaki ve yararlı alabileceğini varsayar, halkın da en efektif biçimde bu şekilde yaşayabileceğini düşünür.
    ancak farklı düşünceleri engelleyip sansürlediği için, yeni fikirle gelip sanatta, ekonomide veya bilimde gelişme sağlayabilecek kişilerin hayatını basit planlar uğruna baskılayıp bu yenilikleri daha doğmadan yoketmektedir.

    bu yüzden de başarısız bir sistem olarak kalmıştır.

    gönüllülük ise, para gücüne kavuşmuş insanların alacağı her kararın toplum için yararlı ve efektif olacağına ve tüketicinin de %100 farkındalık sahibi bireyler olduğundan, para gücüne kavuşan kişilerin aldığı kararları bilinçli bir tercihle yönlendirebileceğini iddia eder.
    ancak insan rasyonel bir varlık değildir. dünya zeka ortalaması kabul edilen 100 ıq değeri, kişinin aldığı her kararı detaylıca ölçüp biçip araştırıp bilinçli bir şekilde gerçekleştirmesine yeterli değildir. daha yüksek ıq'ya sahip insanların bile deneyimsizliği, bilgisizliği veya biyolojik sınırları yüzünden %100 efektif kararlar alması mümkün değildir.

    bu yüzden gönüllülük de iddia edildiği gibi başarılı bir sistem olamaz.

    devlet, iyi veya kötü değildir, ahlaklı veya ahlaksız değildir. devlet vardır ve sadece bir aletten ibarettir. bu aleti kullanan, yani devleti yöneten kişi iyi veya kötü olabilir. bunu denetlemek ise devletin altında yaşayanların kendi sorumluluğundadır. devlete "ahlak dışıdır" gözle bakmak bu yüzden de oldukça aptalca bir davranış olacaktır.

    devlet, 12000 yıl önce göbeklitepe'de ilk insan yerleşiminden itibaren ihtiyaç duyulan şeyleri karşılamak için oluşmuş bir sistemdir. devlet, yönetimde iş bölümüdür. bu iş bölümünü denetleyecek ve çalışmayanları cezalandıracak kişilerin belirlenmesidir.

    devlet, doğada hayatta kalabilmek için zorunlu bir sistemdir. insan, yalnız yaşayan bir hayvan türü değildir, biz kutup ayısı değiliz, biz leopar değiliz, biz porsuk değiliz. insan sürü hayvanıdır, biz kurtuz, biz şempanzeyiz, biz karıncayız. bu yüzden de daha taş devri yeni yeni başlamışken bile, topluluk oluşturduğumuzda daha rahat hayatta kalabildiğimizi keşfetmişler. ve bu toplulukta herkesin bir iş gerçekleştirmesi ve topluluğa uyum sağlayabilmesi için de ilkel devlet yönetimlerini başlatmışlar.

    kapitalist sistemlerin oluşması, hukuk sistemlerinin başlaması, bilim ve teknolojinin gelişmesi de, hep bunun sonucu elde edilmiştir.

    devlet iyi veya kötü değildir, devlet ahlaklı veya ahlaksız değildir. ancak devletin birey hayatına ne kadar karıştığı çok önemlidir. devletler, bireylerin anlaşarak uzlaşarak kurduğu çatı sistemlerdir. bu yüzden devletleri yönetenlerin de, bu uzlaşıya aykırı davranmamalı ve bireylerin güvenlerini kişisel çıkarlar uğruna suistimal etmemesi gereklidir. liberal fikirlerin doğması da, krallık ve sultanlık gibi baskıcı ve keyfi devlet yönetimlerine karşı oluşmuştur.

    modern liberal olsun, klasik liberal olsun, bir liberal asla devlet sistemine karşı değildir. bu yüzden 3h hareketi gibi şeyleri savunan anarko-kapitalist kişilerin kendilerin liberal veya liberteryen demesine uyuz olduğumu da belirtmek istiyorum.

    voluntarizm ve liberalizm arasındaki ayrımı görmek için şu tabloya bakın:
    https://i.imgur.com/u6ligza.png