şükela:  tümü | bugün
  • ismi ingilizce "the ascent" olarak çevrilmiş 1977 yapımı sovyet filmi. yönetmenliğini larisa şepitko'nun üstlediği film, 1942 kışı belarus'ta alman işgalcilere karşı savaşan partizanları konu alır. şavaştan çok karakterlerin iç dünyalarını anlatır.
    ayrıca film, 1977 berlin uluslararası film festivali'nde altın ayı ödülü almıştır. türkçe ismi tırmanış dır.

    http://www.imdb.com/title/tt0075404/
  • yakin zamanda izledigim guzel bir sovyet filmi. ellilerde cekilmis ballada o soldate ve letyat zhuravli kadar adi duyulmamis izlenimi birakti bende. bu saydigim iki filmi uzun zamandir biliyordum mesela(sadece ilkini izledim), bunu sans eseri birinin imdb listesinde gordum. kisa zamanda da izleme firsati yakaladim. iyi ki de yakalamisim.

    ikinci dunya savasi temali, oncesinde izledigim tek sovyet filmi olan ballada o soldate ile kiyaslama yaparsam, daha iyi buldugumu soyleyebilirim. bana daha olgun bir film gibi geldi.
  • sadece karlı buzlu rus bozkırı görüntüleri adına bile seyredilebilecek bir rus değil ''sovyet'' filmi...ezelden beri abartılı teatral oyunculuğu sevmemişimdir...filmdeki partizan birader o yüzden bana çok itici geldi...
  • ne denebilir ki bu film hakkında.

    ---------------- yüksek derecede spoiler içerir------------------

    aslında salt olarak filmdeki partizan örgütlenmesi değil, o örgütlenme özelinde bütün örgütlenmeler mercek altına alınmış. yani o adamlar yerine bir başka örgüte mensup başka iki adam koyabilirsiniz. sadakat, vefa, inanç, ölüm korkusu, ihanet, işbirlikçilik, pişmanlık, kendinden utanmak. hepsi mevcut bu filmde. ve bunu öyle güzel anlatmış ki yönetmen, ilginçtir ki ihanet eden adamı hiç suçlamadım. onun da kendine göre haklı nedenleri var. ve sanırım ihanetten sonra o denli pişmanlık hissetmesi içinde hala iyi bir adam olduğunu gösteriyor. işte bu o ihanetin menfaatten çok ölüm korkusu ve zayıflık anında yapıldığını gösteriyor. filmde ihanet etmiş ve bu ihanetten zevk alan iki adam daha var. onlara bakarak bu çıkarımı kolaylıkla yapabiliyoruz.

    siviller ise yine kendi dertlerinde doğal olarak, film hiç çaktırmadan "ne oluyorsa sivillere oluyor" mesajını da çok iyi vermiş. ve yönetmen yine güzel bir ayrıntıya değinmiş, yakalanan kadın hiç içtenlikle kızamıyor partizanlara. çünkü gözünde haklı bir tarafları var, onları seviyor, ama neden oldukları olaylardan dolayı da kızgın.

    velhasıl, başta da söyledik ya, çıkarın o iki adamı, koyun yerine iki pkk'liyi (türk ordusu nazidir demeye çalışmıyorum, sadece örgüt bağlamında değerlendiriyorum), onlardan hayatta kalanına itirafçı deyin, o üç rus sivilin yerine de savaşın ortasında kalmış 3 kürdü koyun, polis teşkilatındaki iki rusa ise korucu deyin.

    ne oldu? konu pek bir değişikliğe uğramadı değil mi? filme benim gözümde artı değer katan bu zaten.

    ---------------- yüksek derecede spoiler içerir------------------

    kısacası; mutlaka izlenmesi gereken bir filmdir.
  • andrei tarkovski'ye rakip olarak gösterilen larisa shepitko'nun 1977 yapımı filmi. eşi elem klimov ise genel olarak daha meşhur savaş filmi olan idi i smotri'nin yönetmenidir. yayınlandığı sene olan 1977'de fipresci ödülü ile birlikte berlin'de altın ayı ödülünü de almıştır.

    film iii.reich kontrolü altındaki belarus'da geçmektedir. sovyetler birliği adına direnişte bulunan iki partizan birliklerinden ayrılıp yiyecek aramak maksadı ile ormandan alman kontrol bölgelerine doğru ilerler; tabii ki alman kontrolü altındaki bölgeye ilerledikçe kendi ruhlarının da derinliğine ilerlemiş olurlar**. tabii ki bir yerden sonra kötü ile daha kötü ya da daha iyi, idealler ile gerçekler, hayatta kalma isteği ile idealleri ya da gerçekler uğrunda kişinin kendini diğerleri için kurban edebileceğini gösteren bir filmdir.

    pek çok savaş filmi izlememe rağmen açık ara en ilginçlerinden ve çarpıcılarından birisi bu filmdir. belki de senaryosu bakımından, ki senaryo yazarlarından birisi olan belaruslu yazar vasil bikov 1998 senesinde nobel edebiyat ödülüne aday gösterilmiş.

    velhasılı kelam basit bir hikaye üzerinden kurulmuş olsa da saygı duyulan bir eser olduğunu söylemek gerekir, sanırım.

    --- spoiler ---

    başlayalım. film iii.reich kontrolü altındaki belarus da geçer. boris andreyeviç sotnikov isimli parti üyesi olan topçu subayı ile kolya rybak isimli askerin bulunduğu partizan birliğine almanlar saldırır, birlik orman içerisine kaçar. bu arada erzakları ve cephaneleri bitmek üzeredir. birlik kumandanı rybak'a çiftliğe gitmesi için emir verir, yanında da birisinin refakat etmesini söyler. sorduğu ilk iki askerden birisi yaralı diğeri ise tutukluk yapan silahı tamir etmek ile uğraştığı için hasta olan topçu subayı sotnikov yolculukta rybak'a refakat etmeye gönüllü olur.

    kolya rybak karakteri güçlü, açlığa dayanabilen ve çevre şartları ile mücadele edebilen bir karakter iken sotnikov fiziksel olarak daha zayıftır; yolculuğa çıktıkları esnada sürekli olarak öksürmektedir. ikili erzak almak için gittikleri çiftliğin yıkılmış olduğunu görür. bu esnada rybak ellerim boş dönemem der ve yolculuğa devam etmek ister, sotnikov'a geri dönmesini söyler. yine de sotnikov bütün fiziksel zayıflığına rağmen geri dönmez, rybak ile ilerlemeye devam eder.

    daha sonra bir köye varırlar, köyde almanlar tek bir polis bırakmışlar ve incil okuyan yaşlı bir adamı muhtar yapmışlardır. iki partizandan sotnikov ihanet ettiği gerekçesi ile yaşlı adamı/muhtarı vurmak istese de rybak bunu yapmaz, yaşlı adamın bir kuzusuna el koyduktan sonra ikili ormanda saklanan birliklerinin yanına dönmek maksadıyla yola çıkarlar. bu arada almanlar tarafından yolda yakalanırlar, rybak fiziksel olarak güçlü olduğu için ormana kaçabilmiş iken sotnikov kaçamaz ve yaralanır; yine de almanlardan birisini vurmayı başarır. almanlar kendisini canlı ele geçirmeye çalışırlarken rybak gelir sotnikov'u kurtarır.

    sotnikov'u kurtardıktan sonra rybak'ın yapması gereken önemli bir tercih vardır, bunlardan birisi sotnikov'u daha sonra geri almak maksadıyla bırakıp diğer partizanlara yiyeceği götürmek ya da sotnikov'u bir yere götürüp donmasını engellemek. rybak çevreyi kolaçan eder ve bir kulübe bulur, yoldaşını oraya götürür. kulübenin sahibi olan kadın gelip sotnikov'u tedavi edeceği esnada almanlar çevreyi kolaçan etmek maksadıyla gelirler.

    ikili çatıya saklanmış iken sotnikov öksürür ve almanlara yardımcı olan bir rus tarafından yakalanırlar. birliğe götürürler, ev sahibi kadın da yardım ve yataklık suçundan esir alınır ve onlarla birlikte götürülür. bu arada kadın esir alındığı için üç çocuğu yalnız başlarına kalmışlardır.

    almanlar tarafından sorgulanırlar. sorguya ilk önce fiziksel olarak daha zayıf(hem yaralı hem hasta) olduğu için sotnikov alınır, işkenceye rağmen tek bir kelime etmez. sotnikov'a sunulan ise basittir. ya tutuklanmasına neden olduğu kadının çocuklarına dönmesi için ormanda saklanan birliğin durumu hakkında bilgi verecek ya da bilgi vermeyi reddettiği için kadının ölümüne neden olacak, dolayısı ile çocuklara da bakacak kişi kalmayacaktı. sotnikov almanlar işgalci olduğu için ve yoldaşlarını ispiyonlamayı kabullenemediği için konuşmayı reddeder, işkenceye rağmen.

    kolya rybak ise yaşama isteği olduğu için konuşur. birliğin durumunu, saklandığı yerini söyler; hatta polislik teklifi dahi alır.

    bu esnada alman istihbaratı da çalışmıştır, ikilinin el koyduğu kuzunun sahibi olan muhtar da tutuklanmıştır. daha sonra rybak ile sotnikov'un bulunduğu hücreye atılan ihtiyar aslında gizliden gizliye partizanlar adına çalıştığını söyler. daha sonra bir çocuk ve sotnikov'u tedavi edecek olan kadın da hücreye atılmıştır. fiziksel olarak güçlü ve dayanaklı olan rybak dışında hiç kimse konuşmamıştır.

    ***

    konusunu aslında biraz gereksiz olsa da anlattım, şimdi asıl kısım başlıyor. hücrede iken sotnikov ile rybak ikilisi aslında birer isa ve yahuda portresi çiziyorlar. dolayısı ile film hakkında ikonografik bir film diyebiliriz. bu ikili şimdilik dursun, yardımcı karakterler üzerinden açıklamaya çalışayım.

    muhtar dediğim gibi halk gözünde hain bir adam iken gizliden gizliye partizanlara yardım etmekte, aynı şekilde ailesi ve çevresini de korumaya çalışmaktadır. öte yandan ele geçirilen esirlere sorgulayan rus müfettiş, portnov, ise kendi deyimiyle "büyük almanya'ya" hizmet etmekte olan birisidir. bu arada portnov'u stalker, solyaris gibi filmlerden tanıdığımız anatoli solonitsyn canlandırıyor. ikisi de halk gözünde haindir. rybak almanlar adına çalışıp uygun fırsatı bulunca kaçmayı ve almanlar ile savaşmayı istemekte iken sotnikov askeriz biz deyip bu tarz gerekçeleri mantıklı/hoş bulmaz; ona göre konuşulmaması gerekir. düşman ile girişilecek en ufak bir işbirliği bir daha üzerimizden çıkmaz der. kendini feda etmek ile işbirliği tam olarak iyi ile kötü arasındaki bir ayrım değildir diyebiliriz, çünkü savaş esnasında neyin iyi ya da neyin kötü olduğu siyah ile beyaz ayrımı arasındaki gibi kesin değildir.

    yahuda ve isa demiştim, şöyle devam edeyim. konuşmadıkları için idam edilecek olan insanlardan sadece rybak polislik teklifini kabul eder, diğer dört kişi idam edilecektir. partizanlara yardım eden kadın küçük kız çocuğunu ispiyonlamaya çalışsa da dediği gerçek çıkmaz, ikisi de idam edilecektir. bu arada her ne kadar sotnikov kendisini diğerleri için feda etmeye çalışsa da ve bu uğurda kendisinin gerçek adını, ordudaki rütbesini söylemiş, parti üyeliğini söylemiş olsa da artık çok geçtir; postu kurtaran rybak dışında diğerleri de idam edileceklerdir.

    rybak ise yaptıklarının farkına varıp intihar etmek isteyecektir. kendisini asmak istese de beceremez. bazı kaynaklarda yahuda'nın pişman olup kendini astığı söylenir, bazı yerlerde, ilginçtir, bunu beceremediği de söylenir. rybak da kendini asmayı beceremez.

    yine de rybak'ı eleştirmek de aslında ilginç bir durum. rybak sotnikov'un hayatını kurtarmak için açlıktan kırılan arkadaşlarının yanına gitmeyi tercih etmemişti. dolayısı ile filmin bize yönelttiği sorular da farklı bir hâle geliyor. rybak arkadaşını kurtarmak için elinden geleni yapmış iken bir zaman sonra yaşama isteği sebebiyle hiçbir işkenceye maruz kalmadan bülbül gibi de konuşmuştur. arkadaşını ölüme terk etmemesi, kendi erzağını yemeyip başka insanlara vermesi onun fedakarlığını gösterir iken farklı bir durum altında farklı bir şeyi kabullenmesi onun ahlaksız olduğu anlamına gelir mi? film belki de bu yüzden etkileyici.

    neyse kısa keseyim intihar etmeyi beceremeyen rybak bir anda garnizon kapısını açık bulur ve bu seferde kaçmaya cesaret edemez. çünkü kaçtığı yerden gelirken insanlar çoktan ona hain demeye başlamışlardır ve kaçsa dahi yaptığı şeyden kaçamayacağını farkeder. hatta mevlana sözü de diyeyim bunun hakkında: "damarlarım attıkça canım bedenimde oldukça kaçmaktayım."* velhasılı kelam rybak yaşayacak olsa dahi sotnikov'un beyaz/kendini masum eden/kusursuz bir karakter olduğu gerçeğini idrak etmiş iken kendisinin hain olduğuna kanaat getirmiştir. dolayısı ile onun için yaşamak bir bakıma kendi kendine çekeceği bir eziyettir.

    dipnot: dipnotu spoilerin içine koydum. düşman ile işbirliği yapan, ama aslında partizanlara çalışan muhtarın öyküsünün bir benzeri italo calvino'nun öyküler kitabında zor hayaller başlığı altında bulunan kalleş ülke öyküsünü aklıma getirdi; aslında pek de benzer değiller.

    --- spoiler ---
  • sovyet sinemasının doruk noktası filmlerinden biri.

    nazi almanyası'nın gerçekleştirdiği psiklojik ve fiziksel baskıya karşı direnmeye çalışan iki partizanın hikayesi.

    film, dönemin koşullarını en sade ve naif şekliyle anlatırken, etik, ahlak,materyalizm ve idealizm kavramlarını ince detaylarla sorguluyor.

    manastır mezunu bir matematik öğretmeninin, kavgası ve ideali uğruna, vatan ve dava aşkıyla, gözaltı altında dahi son derece idealist bir yapıyla nazi askerlerine direnmeye çalışmasını, teorik olarak daha taşralı bir sovyet askerinin, ölüm ve esaret korkusuyla, göreceli olarak kavgasına ve vatanına ihanetinin karşılaştırmasını izliyoruz filmde.

    derin bir materyalizm - idealizm göndermesi.

    özellikle sotnikov'un sorgulanması esnasında, sovyet saflarından, alman saflarına geçen portnov'un, yaşamın sadece fiziksel varlıktan ibaret olduğunu söyleyip, yaşadığı süre boyunca bir anlamda arkasını sağlama almayı ve ölümden uzak kalmayı başarı olarak algılaması ve söylemesi, bunun karşısında sotnikov'un bayrak, vatan ve ideal kavramlarını bu söylemlerin karşısına koyması, materyalist felsefe ile idealist felsefenin, koşullar ve durumlara göre farklı yorumlanabileceğini ve var olan koşulların, insan hayatını ve düşüncesini fazlasıyla değiştirebileceğini anlatmaya çalışıyor.

    özellikle köy meydanındaki idam sahnesi tam anlamıyla bir başyapıt niteliğinde.
    portnov'un, idamın gerçekleşmesinin ardından suratındaki karmaşık ifade, pişmanlık ve sonrasında yaşadığı rahatlama ve mutluluk gerçek bir oyunculuk zirvesi.

    rybak karakterinin yaşadığı çelişkili ruh hali ise çok daha uzun ve geniş kapsamlı bir çıkarım.
    nazi askerlerinden kaçabilme ihtimalinin bulunduğu anlarda, kaçma teşebbüsünün gerçekleşmesi halinde askerlerin onu farkedip öldürebilme ihtimalini göz önüne alarak, kafasında tasarladığı planı gerçekleştiremeyişi, korkaklık ve çaresizlik arasındaki ikilemi sorgulayışı ve bu anlamda yazının başında da belirttiğim gibi, idealler ile gerçekler arasındaki kavram karmaşası çok derin bir karşılaştırma.

    filmin her sahnesi, her diyaloğu, her karesi adeta bir hazine.
    bu hazineyi mutlaka keşfetmeniz gerektiğini düşünüyorum.
  • yapılmış ve de yapılabilecek en iyi sinema filmidir. tartışılmayacak.
  • kar beyazdır ölüm.
  • bir kadın mı yönettiğinden bilmem ama, çok içli bir filmdir...
  • bir de şöyle bir film var

    ben bu filmi yıllardan beri takip ediyordum, izlemeye fırsat bulamamıştım. az önce ekşi'de başlığına girince fark ettim, meğer izleyeceğim film, göndermiş olduğum linkteki değil de 77 yapımı olanmış. teşekkürler ekşi.

    gerçi ben yine de ikisini de izleyeceğim ya, neyse.