şükela:  tümü | bugün
  • ingilizce: "seyahat eden", seyyah.
  • kart vizitimizi tasiyan uydu
  • zamaninda zevkle dinledigim bir mod ismi.. composer'ini unuttum.. heatbeat olabilir..
  • sheraton uluslararası otel zıncırının tatıl otelı olan halkalarına verilen ısım (sheraton antalya voyager gibi)
  • show basin tarafindan cikartilan aylik seyahat rehberi.
  • nasa'nin pespese uzaya fırlattıgı fuzelere verdigi isim. bir uzay yolu filminde dunyaya dogru ilerleyen ve sahibini arayan bir fuze kendini "vger" olarak tanıtmaktaydı. filmin sonuna dogru anladılar ki bu uzaya fırlatılan voyager'dan birisidir ve "oya" harfleri dustugu icin kendisini vger olarak tanıtmaktadır.
  • gunes sisteminin derinliklerine dunyadan sesler ve renkler tasiyan iki uzay aracidirlar. 1977 yilindan beri karsilarina cikacak gelismis bir medeniyet umuduyla neredeyse gunes sisteminin sonuna gelmislerdir. 2020 yilinda tamamen enerjileri tukendiginde iclerinde yer alan ve dunyanin her dilinde bir selamlama cumlesi, bach'in bir prelude'u, insanoglugunun dogum seruvenini betimleyen diagramlar gibi bir nevi insanligin kunyesinin kazindigi manyetik bantlarla birlikte yok olacaklardir. bu bantlarin icinde yer alan turkce selamlamada aynen soyle denilmektedir:
    "sayin turkce bilen arkadaslarimiz sabah serifleriniz hayr'olsun".
    bunu dinleyen turkce bilen medeni ve yesil kafali bir uzayli arkadasimizin etrafindaki diger medeni uzaylilarla gozgoze gelecegini hepimiz biliyoruz.
  • (bkz: voyager i ii)
  • leziz bir mike oldfield albumu..
  • aynı zamanda homo faber isimli güzeller güzeli max frisch romanının 1991 yılında volker schlöndorff tarafından bir alman-fransız-yunan ortaklığıyla filme alınmış halinin adıdır voyager. schlöndorff zaten edebi eserleri beyaz perdeye aktarmaktan haz alan bir adamdır ki, bugün teneke trampet olsun, swannın aşkı olsun, katherina blumun çiğnenen onuru olsun hep onun elinin değdiği romanlardır.
    açıkçası bana bırakılsa bu filmi izlemek, çok sevdiğim romanın kafamdaki hayaline kıymak, böyle bir ihanete girmek istemezdim. lakin bağladılar beni, zorla izlettiler. sam shepard walter faber rolüne şahane oturmamış mıydı peki? sümme haşa. oturmuştu. ama misal bir julie delpy benim zihnimdeki sabeth tiplemesinden öylesine uzaktı ve bana öylesine itici, öylesine yapmacık geldi ki, bunu düşündükçe sinirlerim hala kalkıyor.
    homo faber gibi hoş ve manalı bir isim dururken neden feza roketi tınılı "voyager" ismini layık gördüler bu filme bunu da anlamakta müşkülat çekiyorum. kitapta sınırlı olan erotik muhabbetin dozunu filmde coşturmak gerekli miydi, o da tartışılır. şu var ki schlöndorff romanda vurgulanan başka değerli noktaları es geçip aşk hikayesine yoğunlaşmıştır.
    ama bundan da hazini şudur ki, filmin senaryolaştırma çalışmalarına bizzat katılan max frisch filmden çok memnun kaldığını ve hatta julie delpy'nin hayalindeki sabeth olduğunu ifade ederek kalbimi derinlerinden bir yerden kırmıştır.
    filme karşı bu tepkisel yaklaşımımı romanı önceden çok severek defalarca okumuş ve kendi filmimi kafamda zaten yaratmış olmama verin. seyredenler sevmiştir, seyredecekler sevecektir bir ihtimal.