şükela:  tümü | bugün soru sor
  • 17inci yüzyılda geçen bir carl dreyer filmi. konusu şöyle: genç bir kadın evli olduğu yaşlı adamın oğluna aşık olur. bunu öğrenen kocası oracıkta sizlere ömür. bunu duyan rahmetlinin anası genç kadının cadı olduğunu iddia eder. bunu duyan engizisyon yakarım, romayı da yakarım der. filmi izleyen bizler, cadı var mı yok mu sorusuyla muhattap olmayız, sorun dreyer'in klasik sorunudur: inanç. cadılara olan inanç değil, dediğim gibi pozitivist bir dönem değil bu. herkes cadılara inanıyorsa cadı vardır arkadaş, bitti! karakterlerin derdi başka: ortada bir gerçek var, cadılık müessesesi varolsa da olmasa da yapılan bir haksızlık var, bu haksızlığa boyun mu eğilecek isyan mı edilecek ve tanrı varsa yardıma koşacak mı soruları var. dreyer'in izlediğim her filmi gibi mükemmel bir filmdir.
  • dreyer mekan ve sahne tasvirlerinde ressamlardan ilham almıştır hep, bu filmde de rembrandt kaynak olmuştur.

    --- spoiler ---

    orta çağ’da geçen eser, döneminin cadı paranoyasını işler, küçük bir kasabayı merkezine alarak. doğrunun ve yanlışın arasındaki farkın flulaştığı bir hikâyede, aşk olgusu da kullanılarak, izleyiciye, olayları sorgulama olanağı verir ama bazı şeylerin göründüğü gibi olmayacağı mesajını da ulaştırmayı ihmal etmez. masum bir aşk hikâyesi midir yaşanan, yoksa şeytani bir plan mı? cadı olmakla suçlananlara itiraf etmeleri için işkence etmek, dayanamayıp itiraf edenleri, ruhları kurtulsun diye yakmak ve itiraf etmeyenlerin ise işkence altında ölmesi, hepsinin kutsal insanlar(kilise) tarafından ve ulvi amaçlar için yapılması ve bu yakma ritüeline kasaba halkının da ilahiler söyleyerek katılması, gerçekten izleyici adına zor bir seyir veriyor. hayır izleyici adına konuşmayı geçelim, bunların hepsinin çokça yaşanmış olduğu gerçeği de akıllara gelmesi amaçlanmış dreyer tarafından. dreyer’in bu sorgulamayı doğrudan taraf tutmayarak, adeta o dönemde yaşıyormuşçasına bize sunması, eserin gücünün başka bir kaynağı.

    --- spoiler ---
  • hesapladım; 7 bergman, 24 tane von trier filmi gücünde. antichrist'ta trier nasıl bu cadı meselesiye ilgili beyin gagalıyorsa, dreyer aynı oranda sakin gözüküyor. aslında fark biraz trier'in anlattığının, bireyin kendini bir şeye inandırmasıyla da alakalı bir hikaye olmasında ama kendisinin sineması kathartik bir sikertme şeklinde tezahür ettiğinden aynı ilişki seyirciyle film arasında da tatsız bir inkişafa dönüşebiliyor. bergman'ın sessizlik üçlemesine, bilhassa sasom i en spegel'e bakarsak gördüğümüz en büyük fark bergman'ın tanrı kavramını ele alış biçiminde. onun filmlerinde tanrıyı mesele edinmiş insanlar var, inanç bir şüphe düzleminde ele alınıyor; bunun metaforu sessizlik de olabiliyor, üst kattaki odada duyulan sesler de. oysa dreyer için inanılan şeyin varlığı ya da yokluğunun kesinliği önemli değil, burada inanç net bir biçimde zaten mevcut. bir sorun varsa bunun sorumlusu inanılan değil, bu inancın mahiyeti ve insanların bunun karşısındaki tavrı. inanç da temelinde belirsiz bir durumu kafada netleştirme durumudur ya, işte dreyer filmin hiçbir dakikasında bu netliği seyirciye hissettirmiyor (en azından ordet'te olduğu gibi değil) ve aslında bu tercih geçmişte gerçekten yaşanmaş cadı avlarının trajik tarafını daha net ortaya koyuyor. filmde sadece belli şeylere inanmış insanların neyi hangi motivasyonla yaptıklarını gördüğümüz bir olay var, ilginç olan dine en yakın olan ya da olması gereken pederin geçmişte yaptığı haksızlık ki belki de bunun tek açıklaması kendinden kavrayamayacağı kadar üstün bir varlığa inanmasına rağmen insanın yine de dünyevi ihtiraslar yüzünden o inançla çelişmesi, dahasında bundan pişmanlık duymasındaki ikiyüzlülük, narsizm. dreyer bunu anlatırken öyle büyük bir sorgulama ve şüphe gösterişine girmiyor, çünkü biliyoruz ki kendisinin bu konuyla ilgili söyleyecek bir "söz"ü daha var, gösteriyi oraya saklıyor.
  • - şu ağacı görüyor musun?
    - evet, kederle eğiyor başını..
    - hayır, özlemle eğiyor..
    - ikimize yas tutuyor..
    - sudaki yansımasını özlüyor.. nasıl ki onlar birbirinden ayrılamaz, biz de ayrılamayız..

    http://www.bfi.org.uk/…fi-00n-o8n.jpg?itok=cxer1gwh
    http://1.bp.blogspot.com/…c/k1r5j456ciq/s1600/4.png
    http://36.media.tumblr.com/…50ncj1qmemvwo1_1280.jpg
    http://theredlist.com/…-day-of-wrath-theredlist.jpg

    ağaçlıktaki diğer ağaçlar arasında elma ağacı gibidir benim sevgilim.. ben de onun gölgesinde otururum..

    http://forestrowfilmsociety.org/…09/dayofwrath2.jpg
    http://3.bp.blogspot.com/…dens dag %281943%292.jpeg
    http://fourthreefilm.com/…/2014/11/day-of-wrath.png
    https://s3.amazonaws.com/…w_dayofwrath_original.jpg
    http://blog.bearstrong.net/…lerdorff-rye-721226.jpg
  • cehennem diğer insanlardır sözünün tam karşılığı olan carl theodor dreyer filmi. din ve aile kurumunu irdelemesinin yanısıra, yaşam ve ölüm, kutsal olan inanç ve tensel olan arzu, kanun ve irade gibi temel ikilemleri en iyi resmeden yapıtlardandır. usta sinema eleştirmeni jonathan rosenbaum bu filmin totaliter yönetim altında yaşamak hakkında yapılmış en iyi film olduğunu yazmıştır.

    insanoğlunun halen geçerliliğini koruyan şu eski yöntemini daha iyi anlatan bir film olamazdı:
    eğer birinden nefret ediyorsanız, onun günah işlemesini bekleyin ve onu din aracılığıyla cezalandırın.

    sonuç olarak din ve inancın tarihi ile ilgilenen herkesin görmesi gereken bir film.
    filmden dikkat çeken bir söz:

    ''artık atmayan bir kalpten daha sessiz bir şey yoktur.''
  • bergman ve von trier yokken o varmış. tarkovski ve kieslowski yokken o varmış. bu filmde esas büyüklüğü bir gerçeklik olarak tanrı inancını ele almış olması. tanrı'nın kendisini değil, var ya da yok mühim değil, tanrı'ya inancı, kendisinden kaçınılamaz bir gerçeklik olarak ele alıyor. ve öyle bir dünya kuruyor ki esas ne bilemezsiniz. diyalektik. mücadele ve uzlaşma. mesela, yağmur bağıl nem oranı arttığı için mi yağıyor yoksa melekler mi yağdırıyor. izleyici en başta cadılara olan inancın ne kadar da aptalca olduğunu gösterecek bir film bekler. ama öyle değil, o kadar sığ değil film! ordet izlemiş olduğum için önceden dreyer'in anlatacağı nedir kestirebiliyordum. bir çatışma, inanç üzerine kurulmuş. tutkular ve yasalar çatışıyor. hayvan ve insan çatışıyor. şeytan ve tanrı çatışıyor. ve muazzam olan ise yasanın kurulması, yasanın ihlalinden önce var! büyükanne kehanet ediyor, kötülüğü çağırıyor, engellemeye çalışıyor ama tutkular önlenemiyor. havva ile âdem'in hikayesi başlıyor. elma ile. ve kadın aşk ile canlanıyor, kanı akıyor, eli ısınıyor. hayvanlaşıyor. erkek ise hep şüphede, anda değil. hep kontrol etmeye çalışıyor. tutkular kadını, yasa erkeği yönetiyor. acı çeken ise cüret eden, atılan tutku, kadın. dreyer büyük filozof.
  • cadı odaklı filmlerden hoşlanıyorsanız the vvitch a new-england folktale isimli kepazelik yerine ilk izlemeniz gereken carl theodor dreyer'ın 1943 yapımı kült filmi.
  • 11 mart 2012

    o günden beri bekliyormuş. o günden beri içinde bulunduğu klasörde izlenmeyi bekliyormuş. geleceğim demişim çünkü, izleyeceğim demişim. altyazısı da yanı başında duruyor, ondan belli. altyazıyı her zaman filmi izlemeden hemen önce ayarlarım; en günceli, en düzgünü ile izlemek için.

    fakat ne olduysa izlenmemiş. kim bilir ne oldu da izlenmedi. o tarihten beri öylece durmuş orada, ne bir ses ne bir seda. iyi ama bir tek o mu peki? yalnız mı peki?.. değil, yalnız değil, ama tek. bir tek ona söz verilmiş. altyazısı ile buluşturulmuş çünkü. dile gelmemiş, söz olmamış, ama söz verilmiş.

    ne kadar bekledi, ne zaman kabullendi durumu acaba? verdiğim güven ne vakit kırıldı acaba? ya şimdi izlediğimde; bir şey değişir mi acaba? "güven ruh gibidir" der şekspir. "terk ettiği vücuda bir daha dönmez" der. "şekspir halt etmiş!" der mi acaba?