şükela:  tümü | bugün
  • (bkz: vabi sabi)
  • aşmış bir yazar.
  • tipik olarak wabi-sabi diye tireli ifade edilmesi beklendiktir. öte yandan wabi'si wabe diye söylenebilir veya yazılabilir. kusurluluk, sadelik önemli özellikleri arasındadır. daha çok romantik dönem avrupa sanatından etkilenmiş olan dindar andrey tarkovski, filmlerinde özellikle stalker'de wabe/wabi-sabi estetiğini kullanır, bir japon kadar iyi kullandığı, yansıttığı söylenebilir. fotoğraf ve sinemanın klasik tema/izleklerinden çürüme, çürüyüş de özünden bir wabi-sabi alanı sayılabilir.

    wabi-sabi: yalnızlığın estetiği
    (bkz: vabi sabi)
    (bkz: wabi/@ibisile)
    (bkz: enso/@ibisile)
  • akmerkez'de bir restoran.
  • kusurun, sadeliğin ve eskinin güzeliğinin farkına vardıran yaşam felsefesi.

    şimdilerde dekorasyonda çok fazla tercih edilen wabi-sabi; aslında insanın hayatının her noktasında olması gereken, eski ve kusurlu görünümde yakalanan uyumla huzura götüren bir anlayış.

    modernizmin bu denli etkili olduğu, gelecek kaygılı, mükemmele odaklı mutsuz hayatımızda, herşeyi sade güzelliğiyle kabul etmek ve kusurlarımızın barındırdığı güzellikleri keşfetmek, mutluluğu yakalamak adına güzel adımlar diye düşünüyorum.
  • ev dekorasyonuna ve yaşamına bu felsefeyi nüfuz ettirmek isteyenler için çok derin ve detaylı olmamakla beraber şöyle bir article mevcutmuş, keyifli okumalar.
  • kusurların mükemmel güzelliğine inanma felsefesi.

    herkesin her şeyde kusur bulup her şeye burun kıvırdığı bir dünyada kusurlara vurulma hali.

    kusur sevilir mi? hem de nasıl sevilir hem de en kırılmış yerinden.

    broken is beautiful.
  • marilyn monroe: gelmiş geçmiş en seksi kadın. uzun boylu ve tahta göbekli bir marlyn için milyonlarca erkek delirir miydi? hiç sanmam.
    sophia loren: ne yüzü ne vücudu, güzelliğin ‘mükemmel’ ölçütlerine uymuyor. büyük ağız, iri burun, büyük kalçalar... mükemmel olmadığı için muhteşem olan bir kadın...
    julia roberts: son derece büyük ağız yapısıyla, hatta ondan sebep, dünyanın en çekici kadınları arasında yer aldı. sanırım, daha küçük ağız yapısı olsaydı, sıradan bir kadın olarak kalacaktı.
    humphrey bogart: okka burunlu bir bogart getirsenize gözünüzün önüne! asla!
    yılmaz güney: çirkin kral. sanırım fazla bir şey söylememe gerek yok.
    beyaz kedilere, köpeklere bayılırız hepimiz, oysa çoğunluğu albino (renk pigmenti eksikliği hastalığı) olduğu için beyazdırlar. van kedisinin bir gözünün mavi bir gözünün yeşil olması, onu eşsiz kılan kusuru. renkli gözlü olmak, sarışın olmak da pigment eksikliğinin hediyesi...
    (bkz: alıntı)
  • kusurlardan keyif almak.
    kusurları kucaklama sanatı.
    kusurun kabulü üzerine odaklanmış bir dünya görüşü.

    özgüven, ızdırap ve anlamsızlık olmak üzere “varoluşun üç işareti” öğretisinden türetilmiş bir kavram olup bazen kusurlu, kalıcı ve eksik bir güzellik olarak tanımlanır.
    kusurlu güzelliğin daha estetik olduğunu savunur ve gösterişsiz, daha basit bir yaşam tarzını benimser.
    16. yüzyılda ortaya çıkan wabi-sabi aslında köken olarak zen budizmi’ne dayansa da zamanla bir japon hareketi haline dönüşmüştür. kusur, aydınlanmanın kilit adımlarından biri olarak benimsenir.
    batı kültürünün aksine, mükemmeli ve yeniyi değil, zamanın akışı, yaşlanma, sadelik, sadenin kusurlu mükemmelliği gibi doğanın işleyişiyle ortaya çıkan kavramlar bu felsefenin temelini oluşturur.

    günümüzde düşünce şeklimizi wabi-sabi’ye yönelik olarak değiştirdiğimizde bunu nesnelere ve gündelik hayatımıza uyarlamak oldukça kolay ve keyifli aslında. çünkü bu felsefenin özelliği; doğallığı nesneler ve süreçler de dahil olmak üzere her alanda benimsemek, daha az satın almak, zaten sahip olduğunuz şeyleri kusurlarıyla kabul etmek, eskitmeyi sevmek, evimize doğallığı ve doğadan geleni daha çok katmak. misal bu felsefede çiçekler semboldür. çiçekler solmaya başladıklarında bile onları sanki solmamışlar ya da kurumamışlar gibi beğenmek, kullanmak wabi-sabi’yi benimsemenin bir mantığıdır.

    wabi–sabi felsefesi yaşlanmanın olağan ve kaçınılmaz olduğunu bilir ve aynı zamanda bunun güzel olduğuna da inanır. bu hem insanlar hem nesneler için geçerli. “kusursuz beden, kusursuz insan, kusursuz hayat” diye bir şey yoktur, sahip olduklarımızla mutlu olmalı, sevdiğimiz şeylere odaklanmalı, ilerleyen zamanla barışık olmalıyız.
  • japon estetiğinde geçiş ve kusurun kabulü üzerine odaklanmış dünya görüşü. mükemmel olmayandaki sihirli güzelliği keşfetmek, yaşam döngülerine kabul vermek.