şükela:  tümü | bugün
  • 1967 yapımı, audrey hepburn ve alan arkin'in başrollerini paylaştığı, terence young'un yönetmenliğini yaptığı korku filmi*.
  • bu film gerçekten de psikolojik gerilimin bilinmeyen hazinelerinden birisiymiş. senaryo ve oyunculuk açısından kesinlikle kusursuz. audrey'ciğimin performansı için ise sözcükler yetersiz kalıyor...

    (bkz: sinemada karanlığın kullanımı)
    (bkz: sıkı tiyatro uyarlamaları)
  • hitchcock gerilimlerini aratmayan bir film. basroldeki audrey hepburn yine samimiyetiyle buyuluyor. film gorememeyi ve karanligin ne demek oldugunu uzerine seyircinin kafasini yoracaktir diye dusunuyorum.
  • hollywoodda korku/gerilim türünde film yapmak isteyen yapımcı/yönetmenlerin kolları sıvamadan önce seyretmesi gereken film. dın dın iki dandik müzikle, ani hareketlerle gerilim yaratmak cok baydı artık.
  • sinema tarihinin en iyi gerilim filmlerinden. karanlığa düştüğü sahnelerde verdiği körlük hissi de ayrı bir kilometre taşı zaten.
  • gossip girl in 4. sezon 6 bölümünde blair in rüyası ile gönderme yapılan klasik film.
  • filmin sonunda calan sarkinin vokali sue raney'dir. sozleri de soyledir :

    who cares how cold and grey the day may be
    wait until dark and we'll be warm
    our place of love, is where we face our dreams together
    where our fantasies take fold
    when i can feel your nearness in the night
    my dissapointments disappear
    the chilliest day may bring us little dreams
    that seem to miss their mark
    but, oh my darling, wait until dark
  • audrey hepburn bu film için ciddi hazırlanmış. görme engelliler okulunda çalışmış, braille alfabesi öğrenmiş, eşarpla gözlerini bağlayarak günlerce o halde bastonla yürüme, bakmadan telefon numarası çevirme ve makyaj yapma çalışmaları yapmıştır (bkz: enchantment: the life of audrey hepburn). bunun sonucu gösterdiği şahane performansla da beşinci kez oscara aday gösterilmiştir.
  • bütün film boyunca germeyi başaran enfes bir korku/gerilim filmi. özellikle artık korku türünde etkileyici işlerin konmadığı, korkutup germekten anlaşılanın saniyelik korkutma ve/veya bolca vahşet (saw serisi mesela) olduğu şu zamanda bu film daha da değerli hale geliyor. zira asıl hikayeye geçildikten sonra film bitene kadar seyirci gerim gerim geriliyor. korkunun temel taşı olan "merak" ögesi de finale kadar başarıyla, kusursuzca kullanılıyor. bir alfred hitchcock geriliminden farkı yok filmin. bu enfes senaryo hitchcock'a teslim edilseydi usta'nın benzer bir film ortaya koyacağını düşünüyorum. yönetmen terrence young gerçekten sağlam bir işe imzasını atmış. finale doğru görüntüyü karartması da gerilimi zirveye taşıyor, karakterin ve pek tabi körlüğün anlaşılmasını sağlıyor (empati yapmak kolaylaşıyor kısacası)

    konusundan bahsedelim bu denli övdükten sonra. uyuşturucu kaçakçısı bir kadın oyuncak bir bebeğin içine eroin yerleştirir, uçağa biner ve eroini teslim alacak arkadaşıyla buluşur. buluşmadan önce uçakta tanıştığı bir adama (sam'e) bebeği verir. sonra bu adam bebeği almak için bir oyun düzenler ve audrey hepburn'ün canlandırdığı kadının (bebeği alan sam'in eşi) evine gelir, olaylar gelişir.

    audrey hepburn her zamanki gibi döktürüyor. kariyerinin en iyi performanslarından. belki de en iyisi. sırf onun ve hakkını yemeyelim, usta aktör alan arkin'in psikopat (o kadar da sayko değil gerçi, abarttım) rolündeki performansı için bile izlenir bu şahane film. gelelim sevmiyor olsam da bahsetmekten kaçınamadığım oscarlara. film herhalde korku türünde olduğundan, '68 yılında da şahane filmler çevrildiğinden (sayıyorum adayları: bonnie and clyde, in the heat of the night, the graduate, guess who's coming to dinner, the dirty dozen, in cold blood, divorce american style, ulysses ...) ne yönetmene, ne senariste, ne de filme adaylık gelmiş. halbuki dört başı mamur bir iş var ortada bence. ama akademi'nin bilim-kurgu, korku gibi türlerle arası iyi değil. neyse ki hepburn'ü es geçmemiş ve aday göstermiş. ödül ise katherine hepburn'e gitmiş. katherine'i bilemem de (guess who's coming to dinner'ı henüz izlemedim) audrey kesinlikle ödülü hak ediyordu.

    özetle kıyıda köşede kalmış dört dörtlük bir film.
  • türünü belirtmenin zor olduğu gerçek birbaşyapıt. finale doğru artan temposu, çok ince çalışılmış son 20 dakikası, değindiği kadın erkek mevzuunda taraflılığı ile adından çok daha söz ettirecek film. hele finalde avın avcı, avcının av olması sekansı ise yüksek yoğunluklu canlı sahne performansı niteliğindeydi.

    hem kör hem kadın oyuncuyu alarak altmışlı yılların toplum algısı ile kolay bir bilek güreşi tutyuğu yetmediği gibi filmin sonunda da spolierde belirttiğim tokadı çarpmış.
    --- spoiler ---

    finalde tek başına savaştan perişan çıkan kadına, komşusu kız üzerine atlayarak sarılır. kocası ise eğer yardım almadan kendisine ulaşmayı başarırsa sarılacaktır ödül yemi niyetine . hala eğiten bakıcıdır anlayacağınız.
    --- spoiler ---