şükela:  tümü | bugün
  • izlerken cips veya patlamis misir yenilemeyen filmdir. diyaloglar o kadar degerli ki tek kelimesi bile bir paket hisirtisindan veya herhangi bir sesten kactiginda basa sarmak durumunda kaliyorsunuz kesin bir sey kacirdim diye. beni en etkileyen filmler arasindadir. emegi gecen herkesin beynine saglik.

    "bir yere varmaktansa hep yolda olmak daha iyidir, tanismalardan ve elvedalardan tasarruf etmis olursun."
  • anuna koduum internet exploreri diyerek yazima tekrar basliyorum. sizin az evvel okuyamadiginiz yazimda ozetle fight clubin mesaj kaygili didaktik film iddiasiyla elestirildigi bir alemde bu filmden diploma kaygisi beklemek yerinde olur demistim.

    linklater bu filmde uzun yillar etud ettigi her halinden belli olan ruya-gerceklik-nihilizm-varolusculuk-kaybolusculuk gibi felsefi konulari cok iyi bildigini gostermek, ve bizlerle de paylasmak icun yeni bir dijital rotoskop teknigini kullanarak hem gorsel hem de bilgisel bombardiman yapmis. simdi oncelikle soylemek gerekir ki kurgusal olarak yaptigi bombardiman filmin mufredatini olusturan felsefe uzerinden ele alindiginda sanat tarihi anlatmak amacli cekilmis civilisation (sid meier in ki degil) ve roman empire gibi bbc yapimlarindan pek farkli bir noktaya ulasnmiyor. evet kurgu icinde her ikinci sinifta okuyan sinema ogrencisinin bitirme projesi konusu olan "hayal mi gercek mi acaba?" geyigi barindiriyorsa da (ve bunu akademik bir cerceve icerisinde siritmadan oturtabiliyorsa da) bence waking life birbirinden bagimsiz parcalarin aktarim gucuyle, performansi ile degerlendirilmeli. ruya kurgusunda david lynch in mulholland drive in da yapmadigi aciklamayi, linklater doktora tezi ayarinda yaparak konuya ilgi duyanlara tam anlamiyla hitap ederken, ilgi duymayanlarda da bir ilgi filizlenmesi olusturmayi basaracak kadar detayli (ve guzel) anlasilabilir bir sunum yolu secmis. bu baglamda waking life'in bicim ve yaklasim olarak sofi nin dunyasinin sinemasal muadili oldugunu soyleyebiliriz. felsefeyi hazmedip yutmuslarla, anlamak icun gayret edenler aasinda guzel ince bir yol cizmis bu siniflar ustu filmi siniflandirmakta zorlaniyor, baktim is zora biniyor "siniflanmasa da olur" diyorum.

    filmin animasyon olarak basarisi ise kimi zaman flashdan hatirlayacagimiz trace bitmap komutu neticesi ile, cok guzel fauvist, impresyonist tadlar arasina gidip geliyor. nerdeyse her plan da degisik bir stil denenmis olmasi guzel, final de tezini aciklayan linklater ise pek guzel. renk secimi ve sanat yonetmenligi essekce guzel.

    bana her ne kadar unutamayacagim bir seyirlik zevki vermediyse de , sinemadan dusunerek ayrilmama sebebiyet verdi. hala da filmde anlatilanlari dusunuyor, vay anasini diyorum (ama kapsanan konularla ilgili tadinda yazilmis bir kac ogretici kitap acip okusam diyecegim "vay anasini" bu film neticesinde dedigimden cok farkli olmazdi. konular felsefeyle alakali bir insanim diyen herkesin zaten kafasini karistirmis, karistirmakta olan sorular. filmin sunumu daha user friendly ve konsantre sadece.)

    ozetle bu film hakkinda su veya bu sebeplerden cok konusulacak, yazilacak cizilecek diyebilirim. linklater i da boylesine iddiali bir konuyu bu derece odun vermeksizin (kimi zamanlar konferans tavrina gecmek pahasina) sunabildigi icin tebrik edebilirim. hedefi ne ise o hedefe ulasmis bir film, umarim hedefinin otesinde bir yerlere de ulastigini gorup "yapma canim" demek durumunda kalmayiz.
  • platon ya da nietzsche ile ortalama insan arasındaki uçuruma dair saptama tokat gibidir.

    "dünyada iki çeşit acı çeken insan vardır: yaşama sevinci eksikliği çekenler ve yaşama sevinci fazlalığından muzdarip olanlar. ben hep kendimi ikinci kategoriye sokmuşumdur. bunu düşündüğünde, neredeyse bütün insan davranış ve eylemleri, temelde hayvan davranışlarından farklı değildir. en ileri teknolojiler ve ustalık bizi en fazla süper şempanze düzeyine getirir. örneğin platon ya da nietzsche ile ortalama insan arasındaki uçurum şempanze ile ortalama insan arasındaki uçurumdan daha büyüktür. gerçek bir ruhun, gerçek bir sanatçının, azizin, filozofun, krallığı seyrek olarak ulaşılan bir şeydir. neden bu kadar azdır? neden dünya tarihi ve evrimi bir ilerleme öyküsü değildir de, sıfırların sonsuz ve boşuna bir toplamıdır? daha büyük bir değer hiç oluşmadı. kahrolsun, yunanlılar bundan 3000 yıl önce bizden daha ileriydiler. nedir o halde insanları gerçek potansiyellerine ulaşmalarını engelleyen şey? bu soruya karşı bir başka soru sorulabilir, o da şu: insanın en evrensel özelliği korku mu yoksa tembellik midir?"
  • a dream within a dream anafikirli 2001 yapimi richard linklater filmi/animasyonu. rotoskop teknigiyle yapildigi icin pek ornegi gorulmeyen bir gorsel tarzi vardir. yapiminda kullanilan rotoshop yazilimi ne yazik ki sadece studyo ici kullanima aciktir, studyo disi kullanima izin yoktur. rotoskop islemi cok zahmetli oldugu icin ayrica saygiyi hakeder bu film.onemli bir nokta ise; ozellikle bu filmin fazlasiyla unstable goruntu tarzi sara-epilepsi hastalarini ve anksiyete-panik atak magdurlarinin rahatsizliklarini tetikleyebilir, o yuzden izlemeden once bunu goz onune alin.

    zamaninda bu filmi izleyince gaza gelip rotoskop yapmaya girismis, 1 dakikalik goruntuyu yapmak 2.5 ay surunce devamini getirmemistim. cunku oturup hesaplayinca 90 dakikalik bir filmi rotoskopla bitirmenin 18 yil surecegini farketmistim. entry'nin devaminda spoiler olabilir; acirim heder olan o en guzel yillara.

    aslinda bu filmde bu kadar oynak rotoskop goruntu stili kullanilmasi tesaduf degil. cunku butun film dream state dedigimiz (evet biz oyle diyoruz, berber fehmi abi, pimapenci fatih ve ben) ruya halini taklit etmeye calisiyor. tabii linklater'in klasik amerika'li geveze felsefesi tarzindan oturu filmin icindeki bilgi bombardimaninda fazlasiyla pseudo science (sahte bilim) bolumler var. tabii film adeta dortnala kosan at gibi fikir bombardimanina devam ettiginden beyninize analiz etme ve hazmetme firsati kalmadigindan film boyunca her konusulan sey inanilmaz mantikli geliyor. o yuzden aman dikkat.

    filmin asil yildizi ise muzikleri yapan tosca tango orchestra. o aksayan, sarkan, bir hizlanip bir yavaslayan, bir hircinlasip bir yumusayan muzikler sayesinde (oynak gorselligin de yardimiyla) adeta hipnotik bir duruma giriyor izleyen. filmin albumunu mutlaka edinin.

    dream state'in taklit edilmesi ise bosuna degil cunku film baslangictan itibaren bir gerceklik-ruya muglakligi icinde ilerliyor. film basindan sonuna bir ruya olabilecegi gibi eger ruyaysa, ruyayi gorenin kim oldugu da belli degil. iste bu muglakligi bu gorsel tarz ve muzikler disinda kesinlike bu kadar etkileyici sekilde veremezlerdi.

    ayrica bu filmde gecen cogu muhabbet cok eskiden beri varolan dusunce sistemleri ve inanislarin klasik amerikan gevezeligi ve "existential philosopy for dummies" tarzi ile harmanlanmis hali. mesela bu filmde gecen pkd-luka bible muhabbeti aslinda evrenin aslinda tek bir hikaye olmasi kadim inanisindan geliyor, ruya zamani ve herseyin aslinda bir ruya oldugu dusuncesi de cok eski evrensel bir mitin yorumlanisi vesaire.

    tabii en onemli soru ise su; gordugumuzun bir ruya oldugunu ruyadan uyanabildigimiz icin farkederiz. yani ruyanin gercek olmadigini dusunebilmemiz zaman zaman onun disina cikabilmemiz sayesindedir. iste cok eski bir felsefi bir soru olan ve bu filmde de lusid ruya'dan uyanamamak temasi uzerinden su fikir ortaya atilir; ya varolusun kendisi de bir ruyaysa? ve biz henuz hic gercekten uyanamadigimiz icin bunun ayirdina varamiyorsak? gerceklik kavramini olusturmamizin altinda deneyim yoksunlugu yatiyorsa? vesaire vesaire.

    iste son yillarda moda olan evrenin simulasyon olmasi geyiklerinin altinda aslinda bu cok kadim felsefi soru yatiyor. iste bu soruya "dunyayi ele gecirmis robot ve yazilimlara makineli tufekle girismek" yerine cok daha dogru bir kavram olan ruya gercekligi uzerinden yaklasan waking life izlenmeyi hakediyor sonucta.

    her neyse, simdi dusundumde, zamaninda rotoskopla basladigim projeden vazgecmeseymisim tam da su vakitlerde bitmis olacakmis. simdiye ovguye deger bir isi tamamlamis olacakmisim. demek ki neymis? bende hic vizyon yokmus. 18 yil dedigin bir cirpida geciyormus, o zamanlar farkedememisim, eseklik etmisim. dedim ya; acirim heder olan o en guzel yillara.
  • amerika'yı amerika yapan o %3'lük azınlığın entelektüel düzeyini takdir etmemize neden olan paylaşım.
  • "uyanık hayatımızı düşük bir ücret karşılığında sattığımız yetmiyormuş gibi şimdi de rüyalarımızı bedavaya alıyorlar..." gibi insanın içini acıtan gerçekleri bir tokat gibi yüzümüze çarpan film. rüyalarını unutan insanların toplumsal evrim süreciyle yozlaşarak kendi kafalarındaki duvarların ve labirentlerin içine hapsolup, bu duvarları yıkmaya veya labirentlerin içinden kurtulmaya güçlerinin kalmadığını anlatıyor: "insanların en belirgin özelliği korku mu, tembellik mi?"..
    film ayrıca ütopik olarak algılanan vicdan ve dengeye dayalı anarşi kavramı ile unutturulmaya çalışılan rüya gerçeği arasında kuvvetli bir bağ kurarak, bunu 21. yüzyılın yeni evrim modeli ve insanlığın kurtuluşu olarak gösteriyor, umutlandırıyor, rahatlatıyor.. ama bu düşünceleri benimseyip onaylamamıza rağmen hala daha çok değerli enerjimizi rüyalarımızı satmak için harcadığımızı bilmek daraltıyor..
    iyi uykular..
  • birçok sahnesinde 5sn. geri alma ihtiyacı duyduğum, bir ara 'acaba sonuna kadar izlememeli miyim' diye düşünmeme neden olan derinlikteki, zaman zaman 'evveeet! budur' dedirten, animasyon tekniği seçimiyle nokta vuruşu yapmış olan eğitici, öğretici, delirtici film..
  • "ben karınca olmak istemiyorum" diyen kızın olduğu metro sahnesinde zorlama olmayan bir eleştiri saklayan film. yıllar içinde yeterince aşina olduğumuzdan toplum ile sıkıntılı toplum parçalarının tiradlarına; kopukluğumuzu, iletişimsizliğimizi, insandan uzaklaşmışlığımızı metaforların içinde karakterlerin üzerinden kendi yüzümüze vurduk ve oturup tek başımıza izledik yine, o tek başına olmak istemeyenin dramını.

    aslında çelişki anlatıcının insan doğasını yanlış yorumlamasından değil, insanların doğasına uygun hareket etmemesinden kaynaklanıyor bir nevi. çünkü düşününce insandan daha fazla kendini bir diğerinden soyutlayan, sonra da otomatikleşmiş yalnızlığından diğer insanların kendini soyutlamasını sorumlu tutan başka bir varlık daha yok.

    velhasıl, waking life güzel film. algılarınızı dört açıp da izleyin.
  • mademki gerçekle hayali ayıramıyorum sallayayım gitsin hissi uyandıran film. diyologlar (yoksa monolog mu demeli?) gayet uzun ama bir o kadar da akılda kalıcı. filmle ilgili bir diğer karmaşıklık hissettim, önce 'gerçek' olarak çekiliyor, sonra animasyon haline getiriliyor. animasyon aslında olmayandır? oysa bu film gerçek oyuncularla çekildi? ama animasyon? peki hangisi gerçek? o sırada bir duman görüyorum, fark ediyorum ki kafamdan çıkmış. "linklater sen bizim herşeyimizsin!"
  • "they say that dreams are real only as long as they last. couldn't you say the same thing about life?"
    (bkz: lucid dreaming)

    http://www.prism.gatech.edu/…te484v/wakinglife.html

hesabın var mı? giriş yap