şükela:  tümü | bugün
  • --- spoiler ---

    sırf " i dont wanna be an ant " kısmı için seyretmeye değer olan film.

    --- spoiler ---
  • favori yönetmenlerimden richard linklater'ın maalesef izleyemediğim filmi. hem çok göz yoruyor, hem de motion sickness'tan mustaripseniz, araba falan tutuyorsa acayip mideniz bulanıyor. bu tarz animasyonlar, handycam'le çekilmiş ya da handycam'le çekilmiş süsü verilmiş filmler artık azalarak bitsin.
  • "ben karınca olmak istemiyorum" diyen kızın olduğu metro sahnesinde zorlama olmayan bir eleştiri saklayan film. yıllar içinde yeterince aşina olduğumuzdan toplum ile sıkıntılı toplum parçalarının tiradlarına; kopukluğumuzu, iletişimsizliğimizi, insandan uzaklaşmışlığımızı metaforların içinde karakterlerin üzerinden kendi yüzümüze vurduk ve oturup tek başımıza izledik yine, o tek başına olmak istemeyenin dramını.

    aslında çelişki anlatıcının insan doğasını yanlış yorumlamasından değil, insanların doğasına uygun hareket etmemesinden kaynaklanıyor bir nevi. çünkü düşününce insandan daha fazla kendini bir diğerinden soyutlayan, sonra da otomatikleşmiş yalnızlığından diğer insanların kendini soyutlamasını sorumlu tutan başka bir varlık daha yok.

    velhasıl, waking life güzel film. algılarınızı dört açıp da izleyin.
  • schuyler fisk tarafindan soylenen sarkinin sozleri icin :

    there’s an anchor that’s pulling on my heart,
    and it’s deep in the water but it can’t take me down.
    tracin’ faces with fingers and we’re just the same as we were,
    just our eyes never found what i see now,
    that my feet are on the ground.

    chorus:
    cause i'm not lost, just looking for footprints.
    i’m taking it, one step at a time and i’m getting by.
    by the way,
    it’s you on my mind,
    it’s you on my mind.

    and here comes the night pulling puppet strings on my heart again,
    shows me all of this time i’ve been blind to this waking life.
    now i...see it everywhere.

    chorus:
    cause i'm not lost, just looking for footprints,
    yeah.
    and i’m takin it, one day at a time and i’m gettin by.
    by the way.
    you’re still on my mind,
    you’re still on my mind.

    i...can’t...see...you but i know you’re here,
    i, know you’re here.
    i, know you’re here.

    i’m not lost, just looking for footprints.
    i’m taking it, one step at a time and i’m getting by.
    by the way.

    i’m not lost, just looking for footprints.
    and i’m takin it, one step at a time and i’m gettin’ by.

    and you’ll still on my,
    oh you’re still on my mind,
    you’re still on my mind,
    oh you’re still on my mind,
    oh you’re still on my mind.
  • her sahnesinde ayrı bozgun yaşatan; insana, fikirlerinin, hatta belki de varlığının doğruluk-yanlışlık ötesi yönlerini sorgulatan, şizofrenik bir akış izleyen filmdir. her izleyişte farklı bir düşünceye ulaştırır insanı, bir şeyler kattığı kadar, bir şeyler de alır insandan.

    "eleştirimiz diğer tüm eleştiriler gibi başladı , şüpheyle."
  • platon ya da nietzsche ile ortalama insan arasındaki uçuruma dair saptama tokat gibidir.

    "dünyada iki çeşit acı çeken insan vardır: yaşama sevinci eksikliği çekenler ve yaşama sevinci fazlalığından muzdarip olanlar. ben hep kendimi ikinci kategoriye sokmuşumdur. bunu düşündüğünde, neredeyse bütün insan davranış ve eylemleri, temelde hayvan davranışlarından farklı değildir. en ileri teknolojiler ve ustalık bizi en fazla süper şempanze düzeyine getirir. örneğin platon ya da nietzsche ile ortalama insan arasındaki uçurum şempanze ile ortalama insan arasındaki uçurumdan daha büyüktür. gerçek bir ruhun, gerçek bir sanatçının, azizin, filozofun, krallığı seyrek olarak ulaşılan bir şeydir. neden bu kadar azdır? neden dünya tarihi ve evrimi bir ilerleme öyküsü değildir de, sıfırların sonsuz ve boşuna bir toplamıdır? daha büyük bir değer hiç oluşmadı. kahrolsun, yunanlılar bundan 3000 yıl önce bizden daha ileriydiler. nedir o halde insanları gerçek potansiyellerine ulaşmalarını engelleyen şey? bu soruya karşı bir başka soru sorulabilir, o da şu: insanın en evrensel özelliği korku mu yoksa tembellik midir?"
  • bir kısım amerikan radikalinin ve özelde bu filmi yapanların felsefeye, bilime, politikaya, sanata bakışından kesitler sunan ilginç bir film. yalnız şöyle bir şey var ki filmin ortalarında alex jones'un çıkması film boyunca ethan hawke ile julie delpy dışında kimseyi tanımamış bana lan bu ibiş alex jones'a ne kadar benziyor diye düşündürmüş ve güldürmüştü. filmin sonunda alex jones adını görünce öehh dedim. binmiş arabaya car car car, afedersin bi susmadı pezevenk yav. nitekim o sahne alex jones özelinde amerikan radikalinin ufuksuzluğunu da göstermiştir. federalizm ve merkeziyetçilik çatışmasından sıyrılamadığı için tutarlı bir özgürlükçülük geliştirememiş, gösteri toplumunun kuklası bir egodan müteşekkil bu alex namlı soytarı yerine daha düzgün bir adam yakışırdı bu filme. ha bir de ne sağcıyım ne solcu diye kendini yakan abi vardı. belki nihilizm çıkmazını eleştirmiştir filmi çekenler orada ama bu ikili filmin en zayıf halkasıydı bana göre. onun dışında tabii ki rüya içinde rüya edgar allen poe'nun dizelerini okuduğumdan beri benim de favori temalarımdandır severim. yani siz nasıl diyor ekşi sözlükte... hah, candır!
  • lucid dream'i aktarabilmek için farklı bi animasyon tekniği kullanılmış ama film bittiğinde gözleriniz de baya bi yorulmuş oluyor, garip tonlar, kımıldayıp duran çizgiler... diyaloglar da uzun ve sıkıcı.

    şimdi şu soruya cevap verelim: filmi izlemeden bu filmin alt yazılarını notepad'de açıp okuyan a kişisinin oturup filmi izleyen b kişisinden ne farkı vardır? cevap: a kişisinin gözleri yorulmamıştır, daha az vakit kaybetmiştir. film çekiyosun arkadaşım bana nutuk atma, bana maval okuma, oyunculuk görmek istiyorum ben, hayatın anlamını mı söyleyeceksin, bana "hassktr lan! yoksa?" mı dedirteceksin bunu oyunculukla senaryoyla, yönetmenlik becerinle yap yoksa git kitap yaz olmadı afiş bastır kağıt bastır dağıt onu da yapamıyosan filmdeki adam gibi megafon taktır arabana bağır çağır rahatla. kaldı ki çok özel bi mesajın da yok "ya acaba rüyada mıyız, ya hepsi rüyaysa?" vay amk? yine de sözlükteki tepkileri kestirmek zor olmadı. "aykırı olsun da niteliği önemli değil" diyenler buyursun izlesin.
  • izlerken cips veya patlamis misir yenilemeyen filmdir. diyaloglar o kadar degerli ki tek kelimesi bile bir paket hisirtisindan veya herhangi bir sesten kactiginda basa sarmak durumunda kaliyorsunuz kesin bir sey kacirdim diye. beni en etkileyen filmler arasindadir. emegi gecen herkesin beynine saglik.

    "bir yere varmaktansa hep yolda olmak daha iyidir, tanismalardan ve elvedalardan tasarruf etmis olursun."
  • gerçek bir ekşici entel filmi. lars von trier'in alegorik filmleri altındaki entryleri boşverin, bu başlıktakilere odaklanın.

    filme de gelirsek; söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil. takip etmesi zor ve kafa yapıyo hafiften.

hesabın var mı? giriş yap