şükela:  tümü | bugün
  • çok güzel bir kara mizah örneği siyasi bir fıkraya konu olan savaş.

    ...

    büyük iskender, cengizhan ve napolyon kızıl meydan'da askeri tören izlerken tartışıyorlarmış.

    büyük iskender:
    - "böyle, tanklarım olsaydı dünyayı ele geçirirdim" demiş.

    cengizhan:
    - "böyle füzelerim olsaydı, dünya benim olurdu" diye karşı çıkmış.

    napolyon ise şöyle demiş:
    - "böyle bir gazetem* olsaydı, waterloo muharebesi'ni kaybettiğimi kimse öğrenemezdi"
  • kronolojik degil ama listelemeye calisinca ortaya en duzgun soyle bir sey cikartabiliyorum :

    napoleon bonaparte

    imparator, kendi hakkında seksen maddelik bir liste yapılsa da yine çoğu şeyin eksik kalacağı bir kişiliktir. bugün napoleon, dünyada herkesin bildiği, herkesin bir özlü sözünü duyduğu, fransız ve dünya tarihine kattığı şeyleri halihazırda günlük yaşamda kullandığı bir marka. tarihin en ünlü üç generalinden biri olması yanında, kullandığımız metrik sistem, medeni kanun gibi pek çok şeyin planlayıcısı da kendisi olunca, kazandığı ün, şan, şöhret boşuna değilmiş diyoruz. adam gencecik bir topçu subayı iken toulon kuşatması’nı yarıyor, üstüne çevrilen entrikaları boşa çıkarıp, italya’yı işgal eden ordunun başında sivriliyor, yukarıda da gördüğünüz arcole köprüsü’nde elde bayrak düşmana hücum edip ne hikmetse sağ kalıyor. oradan mısır’a kadar gidip piramitlerin gölgesinde savaş kazanıp suriye sınırından geri dönüyor, yetmiyor tarihin en parlak zaferi sayılabilecek austerlitz’te üç imparatorluk ordusunu harcıyor. tacı papa’nın elinden alıp kendi kafasına geçiriyor, rusya üzerine yürüyüp moskova’yı alan tek batılı general oluyor. ancak dönüşte ordusunu rus kışına kurban veriyor. ruslar üstüne ancak ondan sonra çullanabiliyor.

    arthur wellesley

    her yerde karşımıza wellington dük’ü ya da kısaca wellington olarak çıkan bu arkadaş karşısında napoleon olmasaydı ne olacaktı, nasıl tanınacaktı söylemek çok zor. arthur wellesley, “napoleon’u waterloo meydanında kim yendi?” sorusuna en sık verilen cevaptır. waterloo meydanı’nda savunmada olan taraf kendisidir. emrindeki üç ülkenin kuvvetinden oluşan bir koalisyonu yaklaşan grande armeé’ye karşı konumlandıran, savaşın nerede olacağına karar veren, isminin de waterloo olarak anılmasının baş müsebbibi kendisidir. zira kendisi savaşlarına bir gece önce kaldığı yerin ismini vermeyi şiar edinmiştir. eğer tam coğrafi bir kesinlikle söyleseydik, braine le’alleud savaşı falan dememiz gerekirdir ki, waterloo zaten daha kolaydır. iyi etmiş.

    son olarak hakkını vermek gerekir ki, napoleon saldırıda ne derece bir ekolse, onun savunmadaki muadili wellington’dur. yani waterloo meydanı’nda kafa kafaya çok büyük starlar çarpışmıştır. diğer taraftan aralarında doktrinsel farklılıklar da yok değildir. mesela wellington, rakibi napoleon’un aksine askerlerini pek sevmez saymaz. eğer kendilerinden bahsedecekse, “scum”* olarak bahseder. diğer taraftan napoleon ile kendi askeri arasında her zaman ulvi bir aşk vardır.

    von blücher

    blücher, tam adıyla söylemek gerekirse de wahlstadt prensi, prusya feldmareşali gebhard leberecht von blücher, savaş meydanındaki büyük ihtimalle en yaşlı kimsedir. aynı zamanda da ilginç bir şekilde en kilit roldedir. waterloo savaşı’ndan iki gün önce napoleon karşısında büyük denilebilecek bir dayak yemiş (bkz: ligny) ve geri çekilmiştir. napoleon daha sonra mareşali grouchy’yi, von blücher’in peşinden onu kovalasın, asla waterloo’ya gelmesin wellington ile birleşemesin diye gönderecektir. ama tam da onun isteğinin tersine savaşın orta yerinde von blücher doğudan beliriverecektir. daha da fenası grouchy onu o sıralarda hala güneyde bir yerlerde ordunun üçte biriyle falan arayacaktır.

    von blücher’in favori emri vorwärts! * dir. bu yüzden kendisine “mareşal vorwärts” denir. öyle uzun ince planlamaya falan girecek zamanı yoktur. geçkin yaşında zaferi oturup planlamak pek ona göre değildir zaten. düşmanı gördüğünde “merhamet göstermek yasak! göstereni vurun! vorwärts!” şeklinde savaş sanatına yaklaşımı fransızlara waterloo’da kötü bir sürpriz olacaktır.

    fontainebleu anlaşması

    napoleon moskova’ya yürüdü ama ordusu yolda telef oldu demiştik. cidden 422 bin kişiyle rusya’ya girip, kesin bir sonuç alamadan kışın ayazında geri dönmeye kalkması yüzünden fransa’ya o anlı şanlı ordudan 10 bin kadarı varmıştır. bunu gören avrupa devletleri de kendisini harcamak için fırsat bu fırsat diyerek 6. koalisyonu oluşturmuştur. napoleon’da kısa sayılacak bir sürede orduyu tekrar 400 binlere çıkartıp lützen ve bautzen savaşlarında müttefiklere çok ağır bir sopa çeker. kısa bir ateşkes ve dinlenmeden sonra dresden savaşı’nda kendisinden çok daha kalabalık müttefikleri yine ezer. adamı böyle orduyla durdurmak falan çok zordur. ama nitekim ne yapar eder başarırlar, 191 bin kişilik fransız ordusunun üzerine 300 bin kişiyle gidince leipzig savaşı’nda (1813) fransa yenilir. müttefikler de hiç boş bırakmadan paris’e kadar gelirler. fontainebleu adında bir anlaşmayla napoleon’u tahttan çekilmeye zorlarlar. akdeniz’deki elbe adası’nda sürgüne yollarlar, fransa’nın başına da ihtilalden kafalarını kurtarmış bourbon monarşisi’nden arta kalanları geri getirirler.

    elbe adası

    istemeye istemeye gittiği sürgün napoleon’a pek yaramaz. orada rahat huzur bulamaz. hem uğruna ölüp bittiği fransa’nın başına yine peruklu bourbonlar gelmiştir, hem de ikiye tek yakalasa affetmeyeceği müttefik koalisyonları altıdan az ülkeyle gelmez olmuştur. napoleon, elbe adası’nda planlarını yapar; vaktinin geldiğini düşündüğünde gizlice sürgünden kaçarak fransa’ya gelir. bu aşamada generalleri, mareşalleri, ordusu hepten bourbon monarşisi’ne sadakat yemini etmek zorunda kalmıştır. yani dönerse kendisine ne olacağı biraz meçhuldür. ama napoleon bunu pek takacak bir yaradılışta değildir.

    100 günlük hükümdarlık

    napoleon yolda gördüğü karşısına çıkan her üniformalı askeri arkasına katarak paris’e doğru yola çıkar. fransa kralı da “kendisini esir alsın, alamıyorsa da bari vursun” diye napoleon’un eski mareşali michel ney’i o yöne gönderir. michel ney, napoleon’un karizmasına karşı duracak adam değildir. askerler de efsane imparatoru karşılarında görünce bağırıp çağırmaya diz çökmeye başlayınca fransa’nın kaderi grenoble’da çizilir. michel ney ve tüm ordusu napoleon saflarına katılır, kısa zamanda tüm fransız ordusu da kendisini izler. bourbon monarşistleri fransa’dan kaçar. imparatorluk yeniden tesis edilir.

    bu noktada napoleon, paris’e varmadan altı gün önce toplanan viyana kongresi, napoleon’u kanunsuz ilan etmiştir. ardından da 7. koalisyon ordusunu toplamaya başlarlar. karara da bir göz atarsak adamlar hırslarından fransa’ya değil dümdüz napoleon’a savaş açmışlardır. tarihte beş altı devletin bir araya gelip, bir insana savaş açmasının bir eşi daha yoktur. işte öyle bir adamdır napoleon.

    bu hükümdarlık dönemi waterloo savaşı’na kadar 100 gün sürecektir. o sırada fransa seferber olur, ordu tekrar göreve çağrılır.

    fransız imparatorluk ordusu

    fransız ordusunu (bkz: grande armeé) dönemdaşı diğer ülkelerden ayıran bir numaralı özelliği meritrokrasisidir. yani bu ordunun komutanları ingiliz, avusturyalı, prusyalı akranları gibi soylu doğdukları için komutayı almıyorlar, hakettikleri için, savaşta başarı gösterdikleri için rütbe alıyorlardı. fransız emir komuta kademesi bu yüzden diğerlerine fark atacak kadar efektifti. fransa ihtilalden sonra vatandaşlık, ulusal görev gibi kavramları su yüzüne çıkardığı için de her vatandaş belli sürelerde askere alınıyordu. ingiliz ve prusya paralı (prusya için insan kaçırmalı dağa kaldırmalı da desek yanlış olmaz) askerlerine göre fransa sahaya deli gibi asker çıkartabiliyordu. grande armeé askerleri waterloo başlayacağı sırada on yılı aşkın süredir zaferden zafere napoleon’u izliyor haldeydiler. bunun da yanında napoleon topçu ekolünden geldiği için “grandes batteries” dediği aşırı sayılarda topla savaş meydanına çıkıyor, rakibine saldırmadan önce onu ezici bir bombardımanla yıpratıyordu. zira kendisi de nihayetinde “tanrı savaşta iyi topçunun olduğu tarafta savaşır” demiştir. iyi topçu da her zaman grande armeé’dir.

    koalisyon ordusu

    waterloo savaşı’nın sabahı wellington’un emrinde 71 bin askerlik bir kuvvet bulunuyordu. bunun da 28 binlik bir kısmı hollanda orange prensi willem’in emrindeki ı. kolordudaydı. bu, ingiliz ağırlıklı karma bir orduydu.

    ligny

    ligny savaşı, waterloo’dan iki gün önce 16 haziran 1815’te olmuştu. napoleon bu savaşı kazanmış da olsa ligny kelimenin tam anlamıyla taktik bir zafer ve stratejik bir yenilgidir. prusya ordusu 20 bin ölü ve yaralı vererek savaş meydanından ayrılmış, ancak büyük bir kısmı işler halde düzenli çekilmiştir. iki gün sonra bu birlikler waterloo’da pivot bir rol oynayacaktır. ligny’de prusya ordusunun kaçmasına izin verilmese, waterloo’da iki gün sonra bir ingiliz yenilgisi çok muhtemeldir. öyle olmuş olsaydı o zaman da avrupa haritası şu anda bildiğimizden herhalde çok değişik bir şey olurdu.

    waterloo

    waterloo meydanı şu an dümdüz olsa da resimde gördüğünüz anıt (bkz: butte de lion) yapılmadan önce “reverse slope” denilen duvarı düşmana dönük minik yokuşlar içermekteydi. wellington’un en sevdiği şey olan askerlerini ters yokuşun arkasına saklamak bu arazide çok muhtemel olduğundan paris ile brüksel arasında napoleon ile karşılaşacak bir çok yer olmasına rağmen wellington’un ilk tercihi burası olmuştur. ingiliz ordusu waterloo meydanı sayesinde fransız bataryaları tarafından yıpratılamayacaktı. wellington,waterloo’yu seçince yine de rahat edememiştir zira savaş sabahı saat 2’de uyanmış, günün ilk ışıklarına kadar eşine dostuna mektup yazmıştır.

    yağmur

    napoleon, waterloo meydanına vardığında bir gece önce patlayan fırtına ve sağanak, savaş alanında sulu çamur izleri bırakmış; askerlerin ve özellikle topların ilerlemesini çok yavaşlatmıştı. napoleon fırsatı kaçırmamak için saldırı emrini vermek istemiş ancak mareşalleri napoleon’u ikna etmeyi bilmişler. bu sayede öğlen sıcağında çamur biraz kuruyuncaya kadar iki ordu birbirine öylece bakmıştır.

    yağmur ingilizlere de çok yaramıştır zira fransız howitzer mermileri çamura gömülüp patlayınca şarapnellerini saçıp beklenen etkiyi verememeye başlamıştır. fransız tarafından ise bu tip mühimmatlar tam askerlerin ortasında patlıyor gibi göründüğünden fransız topçusu ve dolayısıyla napoleon toplarla büyük bir kıyım yaptığını falan düşünmüştür. aslında tabii ki yoktur öyle bir şey.

    hougoumont

    hougoumont alçak yere konuşlanmış fransız ordusu ile yokuşun arkasında bekleyen ingiliz-hollanda güçleri arasında bir garip çiftlik evidir. nitekim yapan mimarın babasına rahmet, adam binayı öyle bir tasarlamıştır ki sanki şurada bir savaş olsa da içine girip bir savunsak diye dizayn edilmiştir. wellington’da savunma nedir bildiğinden içeri üç bölük muhafız ve bir bölük de prusyalı “rifles” yollamıştır. bu tüfekçiler yivli namlular kullandığından hougoumont’u almaya gelen fransızlara çok abartı kayıplar verdirirler. hougoumont alınamadığı müddetçe de ingilizlerin siper aldığı yükseltinin yakınlarına gelme ve manevra yapma şansı kalmaz. bu müstahkem mevki akşamüstüne kadar fransız askerlerinin gelip gidip cesetler bıraktığı bir yere dönüşür. iki kere fransızlar tarafından ele geçirilir ancak bugün buckingham sarayı’nın önünde ayı postlu şapkalarıyla tanıdığımız coldstream muhafızları tarafından tekrar alınır.
    hougoumont, tarihte herhalde uğrunda en fazla insanın öldüğü çiftlik olsa gerektir.

    ilk fransız piyade hücumu

    hougoumont üzerine baskı sürerken imparator ilk dalga piyadesini ingiliz merkez cenahına gönderir. fransız büyük bataryaları da bu sırada düşman merkezini dövmektedir. ancak düzgün nişan almak için geride kalmışlardır. ilk dalga piyadenin başını çeken d’erlon, wellington ile ispanya’da karşılaştığı için onun klasik piyade savunma tekniklerini hatırlamaktadır. wellington kısa mesafede çok yüksek yoğunluklu tüfek ateşiyle ön sırayı moralman kırarak askerin çekilmesini sağlamakta; yaklaşan düşmanın gücünden ziyade moraline oynamaktadır.

    d’erlon, klasik 9 sıra piyade ve onu geriden izleyen bölük sistemi yerine dip dibe neredeyse kesintisiz bir piyade akışıyla ingilizlerin siper aldığı yokuşa uygun adım gider. kendisini bu sırada tepenin ardında 6 bin piyade beklemektedir. menzile girildiğinde bir anda tüm silahlar gürlemeye başlar, waterloo artık başlamıştır. fransız piyadesi, ingiliz merkezde bir gedik açar ancak bunu suistimal edemez. açılan gediği ingiliz generali thomas picton doldurur. ancak kendisi de yokuşu tırmanan fransızlara saldırınca canından olur. d’erlon, sol tarafının çatırdamaya başladığını görünce askerlerini geri çekmeye başlar.

    napoleon bu sırada oturduğu yerden doğuda bir hareketlenme görmüştür. altıncı hissi ona gördüğü hareketin prusya ordusu olduğunu söyler; haklıdır. yaverine hemen mareşal grouchy’e topların sesine gelmesini yazdığı bir emri iletir. nitekim grouchy o sırada bir yerlerde hayali prusyalıları kovalamaktadır. emri akşam saat 18’e kadar falan alamayacaktır.

    ingiliz ağır süvari hücumu

    ortada bir anda boşluk oluşunca koalisyon gücünün süvari komutanı uxbridge, nedenleri bugün de tam anlaşılamayan bir sebepten , büyük ihtimalle çok ağır baskı altındaki ön hat piyadesini rahatlatmak için iki süvari tugayıyla beraber hücuma kalkar. bu süvariler de belirtmek gerekirse o sırada avrupa’daki akranlarından çok daha iyi eğitim görmüş, daha cins atlara sahip çok daha elit bir güçtür. 2650 süvarinin içinde sadece beyaz atlara binen çok prestijli scot’s greys tugayı da bulunuyordu.

    nitekim bu süvarilerin bütün eğitimlerine, güzel atlarına, ekipmanlarına rağmen wellington süvariden had safhada rahatsızlık duyan bir komutandı. “süvari subaylarımız her şeye dörtnala girişmek gibi bir yeti kazandılar. hiç durup etraflarına bakmıyorlar, vaziyeti değerlendirmiyorlar, düşmana manevra yapmıyorlar, ihtiyat bile olmuyorlar” şeklinde sitem ediyordu. tam da sitemine karşılık gelecek bir şekilde fransız süvarisi bu hücumu karşılamaya gitti. fransızlar daha kötü atlara sahip de olsalar, daha büyük sayılarda atlıyla daha efektif çarpışmayı yıllar içinde öğrenmişlerdi. mızraklı chevaux-leger taburlarının ingiliz hücumunu karşılamasıyla saldıranlar arasında çok ağır kayıplar meydana geldi.

    fransız süvari hücumu

    saat 16:00 sıralarında michel ney, ingiliz merkez hattında bir hareketlenme fark etti. bunu ingiliz ağır süvarisinin ardından gelen fransız karşı saldırısının yarattığı bir zayıflık ve geri çekilme başlangıcı olarak görerek suistimal etmek istedi. nitekim o ana kadar hiç ortaya sürülmemiş olan fransız ağır süvarisi de bu plana eklenince ortaya 9600 atlının bir seferde hücuma kalkması gibi olağanüstü bir manzara çıkmıştı. o ana kadar bir savaşta kaydedilen en büyük süvari hücumu buydu.

    o sıralarda hücumu karşılamak üzere bekleyen bir asker, günlüğüne sonradan şöyle yazmış:

    “saat 4 sularında önümüzdeki düşman topları bir anda sustu. ve bir anda sürüler halinde toplanmaya başlayan süvarileri gördük. o anda bunu görmüş olan kimsenin sonraki hayatında bir daha asla unutamayacağı korkunç bir ihtişamla hücuma kalktılar. uzaklarda bir yerde, tek bir hat halinde sürekli hareket ederek, fırtınalı bir havadaki bir deniz dalgası şekline büründüler. yaklaştıklarında altımızdaki toprak artık durmaz bir şimşek halini alan uğultudan ötürü titriyordu. içimizden herhalde böyle hareket eden bir kütleye hiçbir şey karşı koyamaz diye düşünüyorduk. işte onlar, meşhur cuirassier’ler, hepsi de eski görmüş geçirmiş, kendilerini avrupa’nın her savaş meydanında kanıtlamış askerlerdi. korkulacak kadar kısa zamanda yirmi yarda kadar yakınımızdaydılar. imparatorun adını bağırıyorlardı ‘vive l’empereur!’… daha sonra da “süvariyi karşılamaya hazırlan!” emri verildi. ön hatta ayakta duran herkes süngülerden yapılma çelikten bir duvarı, titremeyen ellerle cuirassier’lere sunarak diz çöktü.
    -yüzbaşı rees howell gronow.

    kare düzeni oluşturarak atlılara karşı kendilerini başarıyla savunan ingilizler, fransız atlılarına yüzde 47 gibi oranlarda zayiat verdirmiştir.

    prusya 4. kolordusu’nun ortaya çıkması

    savaşın herhalde en kötü anında fransız süvarisi harcanmış, hiçbir ihtiyatı kalmamış olduğu bir durumda doğudan prusya birlikleri saldırıya geçti. imparator savaşın bu noktasında kendi imparatorluk muhafızları hariç her piyade ihtiyatını savaşa sürmüştü. şimdi sağ cenahından yoğun bir baskı girmeye başlamıştı. napoleon, genç muhafızların önüne atını sürüp savaşın geçeceği plancenoit köyü’ne yollamadan onlara şöyle dedi:

    “askerler! sabahleyin zafer kazanma şansımız yüzde 90’dı. şimdi yüzde 60’tır. hala üstün durumdayız.”

    ve iki eli ingilizlerle kanda olan fransızlar, prusyalıları karşılamaya böylece plancenoit’ya dönerler.

    plancenoit

    saat 16:30‘da prusya 4.kolordusuna bağlı 15. tugay plancenoit köyüne tam hücuma geçer. napoleon genç muhafız alayını lobau komutasında plancenoit’ya gönderir. 15.tugay kararlı bir süngü hücumuyla lobau ve kuvvetlerini köyden atar. sonra frichermont yükseltisine doğru yürüyerek atış insiyatifi kazanırlar. fransız chasseur taburu’nu da 12 funtluk topçuyla kırdıktan sonra lobau geri çekilir. napoleon bunun üzerine bütün 8 tabur genç muhafızı lobau’ya takviye olarak gönderir. genç muhafızlar çok kanlı bir çarpışmadan sonra köyü geri alırlar. lakin elde tutacak güçleri kalmamıştır. napoleon son ihtiyatı olan orta ve yaşlı muhafızları da köye boşaltır. onlar da o kadar elit askerlerdir ki tek bir el ateş etmeden sadece süngüyle prusyalıları def ederler.

    imparatorluk muhafızları’nın hücumu

    sağ kanat dengelendiği, wellington’un da merkezi tamamen açıldığı için napoleon elinde kalan son kartını oynar. o güne dek hiç yenilmemiş ve hiç kaçmamış imparatorluk muhafızlarını (le garde ımperiale) yedi tabur olarak savaşa sürer. muhafızların görünmesi orduya yeni bir canlılık getirir. zira yaşlı muhafızlar napoleon’un çocukları gibidir. kırk yaşın üzerindeki bu en deneyimli askerler yoğun tüfek ve canister ateşi altında ingiliz merkezine yüklenirler. ilk yarattıkları etki korkunçtur. bombardımandan ve tüfek ateşinden bitap düşmüş olan ingiliz muhafızları geriye doğru çekilirler. ancak wellington tehlikeyi daha muhafızlar yürümeye başlarken görmüştür. eli silah tutan herkesi meşhur yokuşunun arkasına silah doldurtup yere yatırır. yaşlı muhafızlar merkezi kırdık sanarak yokuşu tırmanıp tepesine geldiklerine ingilizler ayağa kalkarak çok yoğun bir yaylım ateşiyle ilk bel sırayı düşürürler. muhafızlar direnir ancak ilk anlık şaşkınlığı üzerilerinden atamazlar. çok yoğun zayiat verip çekilmeye başladıklarında fransız ordusunda moral sıfıra iner. zira yaşlı muhafızların kaçtığını daha gören duyan olmamıştır. onlar da kaçıyorsa bu iş bitmiştir diye düşünülür.

    muhafızlar kaçmaya başladıkları zaman wellington, atı copenhagen’in üzengileri üzerinde doğrulur, şapkasını çıkarıp öne arkada sallar ve hücum işareti verir. birleşik prusya, hollanda ve geriye ne kaldıysa ingiliz ordusu, fransız ordusuna son bir hücuma kalkar.

    fransa böylece yenilir.

    sonuç

    savaşın hemen sonunda ingilizler kaçmayan ancak teslim de olmayan yaşlı muhafızlara artık savaşın bittiğini, silahlarını indirmelerini telkin eder ancak muhafızlar ölmeyi seçer. “la garde meurt, elle ne se rend pas!” (muhafız ölür teslim olmaz) diyerek silahlarını ingilizlere doğrultur, vurulurlar.

    fransız ordusu, 51 bin kişiyle geldiği meydanda 28 bin ölü ve yaralı, 8 bin esir ve 15 bin kayıp bırakır. ingilizler ve müttefikleri hollandalılar 17 binlik ordularından 3500 ölü, 10.200 yaralı, 3300 kayıp verirler. prusyalıların 7 binlik kolordusunun 1200’ü ölü, 4400’ü yaralı, 1400’ü kayıptır.

    bu da öyle bir savaş alanı zayiatıdır ki o sayıya ulaşmak için 15 saat boyunca her beş dakikada bir tam yüklü bir jumbo jetin düşmesi ve kimsenin kurtulamaması gereklidir.

    savaş imparatorluk fransa’sının sonudur. napoleon birkaç çekilme harekatıyla paris’e kadar ulaşmış, daha sonra hms bellerophone’a binerek teslim olmuş ve ingiltere’ye götürülmüştür. ancak karaya çıkmasına izin vermezler. gemide bir süre tuttuktan sonra artık asla kaçamayacağı bir yere, atlantiğin ortasındaki herhangi bir kara parçasına en uzak olan adaya, saint helena’ya sürerler. napoleon, 1821’de burada ölür. fransızlar 1840’ta napoleon’un cenazesini almak için adaya gelirler ve mezarını açtıklarında hiç bozulmadığını fark ederler.

    günümüzdeki önemi

    waterloo, savaşın olduğu güne kadar adını sanını kimsenin bilmediği arpa eken, bira üreten bir kasabayken bugün amerika’da 32, ingiltere’de 8, avustralya’da 4, kanada’da 3, hong kong’da 2, almanya, yeni zelanda ve sierra leone’da 1 adet waterloo kasabası bulunmaktadır. nedenini anlamak da zor değil. bu, avrupa’nın kaderinin bir günde yazıldığı bir savaştır. bunun yanında dünya savaşları ve waterloo’dan daha fazla cana mal olmuş olaylar da yok değil. onlar’da elbette waterloo savaşı kadar mühim ancak bir günde olup biten ve dünya tarihini bu kadar etkileyen bir olay bulmak da öyle kolay değil.

    napoleon neden yenildi sorusuna cevap bulmak da 1815’ten bu güne her tarihçiyim diyen insanın laf etme yükümlülüğünü hissettiği bir hal olagelmiştir. sebepler çok ancak en şairane olanıyla listeyi bitirelim. akılda kaldığı kadarıyla:

    napoleon neden yenildi?
    ortalığı bataklığa çeviren lanet yağmur yüzünden mi?
    ordusu kalmayan, teslim olmak üzere olan wellington yüzünden mi?
    savaşa gelmeyen, hiç savaşmayan blücher yüzünden mi?
    hayır.
    tanrı yüzünden!
    waterloo’dan galip ayrılan bir bonaparte….

    *

    ------------

    daha once alintilayip silen daphne aria'ya nezaketinden oturu tesekkurler.
  • napolyon basurmuş o yüzden kaybetmiş bu büyük savaşı vay anasını.
  • stefan zweig'in sternstunden der menschheit isimli kitabının bir bölümünde konu aldığı savaş.
  • belçikada napolyon'un kaybettiği en önemli savaştır
  • kimileri der ki, avrupa için cihan harplerinden bile daha mühimdir. avrupa'nın kaderi ve sınırları çizilmiştir.
  • waterloo savaşı, büyük iskender, sezar, hannibal gibi efsanelerden bile daha çok savaş görmüş ve kazanmış, papa’nın elinden tacı alıp kendine giydirmiş, fransa cumhurbaşkanı, italya kralı ve general ünvanlarıyla imparatorluk tacını giymiş bir kişi olan napolyon’un son savaşıdır ve hayalinin sonudur. dünyanın kaderini belirleyen, tarihe yön veren bir savaştır.

    18 haziran 1815 yılında, fransa ile ingiltere – prusya ittifakı arasında gerçekleşmiş olan waterloo savaşı, ı. dünya savaşı öncesinde yaşanmış son kesin sonuçlu ve büyük savaştır. napolyon ve yenilmez ordusunun bu savaşı nasıl kaybettiği halen günümüzde tartışılmaktadır. fakat tarih şundan emin ki eğer napolyon, waterloo savaşını kazansaydı bambaşka bir dünya tarihi yaşanmış olacaktı.

    “ waterloo bir savaş değildir, dünyanın yüzünün değişmesidir” victor hugo
  • dün akşam waterloo savaşını bir kez daha seyrettim. fransızların blok halde uygun adım yürüyerek "yaşasın imparator" diye bağırarak tüfek atışlarına karşı sarsılmadan ilerlemeleri beni cezbeye getiriyor. ancak film biraz eski çekim olduğu için günümüz standartlarına göre geri kalıyor maalesef. keşke yeniden çekilde waterloo filmi. günümüz teknolojisi ile mükemmel olurdu.

    bu da sharpe dizisinden waterloo sahnesi:

    https://www.youtube.com/watch?v=o4_1a6pbpiu
  • royal engineers museum (kraliyet mühendisleri* müzesi) yetkililerine göre, ingiliz parlamentosu hizmetleri karşılığında wellington dükünü** o zamanın parasıyla 200,000 pound*** ile ödüllendirmiştir.

    * askeri sınıf olarak mühendis
    **arthur wellesley, koalisyon komutanı, savaşta napolyon'u alt etmiştir.
    ***2015 yılı itibariyle 15 milyon pound yapıyormuş.

    kaynak: history.com