şükela:  tümü | bugün
  • gösterime girdiği ilk hafta itibarıyla güney kore'de, +18 yaş sınırlamasına rağmen 2.100.000 kişinin izlediği sympathy for lady vengeance'ın şu an gişedeki en önemli takipçisi olan bir diğer güney kore filmi. lady vengeance ile birlikte kore'de 2005'in en çok beklenen filmlerinden biri olan dongmakgol, yönetmen gwang-hyun park'ın aynı zamanda ilk filmi. filmin müzikleri de takeshi kitano ve studio ghibli filmlerinden aşina olduğumuz joe hisaishi'ye ait. aynı zamanda hisaishi'nin müziklerini yaptığı ilk kore filmi olma özelliğini de taşıyor ki bu da yükselen kore sinemasının artık asya sineması genelinde giderek daha da önemli bir yere geldiğinin göstergesi olarak algılanabilir.

    konuya gelirsek; öncelikle hikaye gerçek bir olaya dayanıyor: dongmakgol allahın unuttuğu yerde bir köy. kore savaşı sırasında güney koreliler, kuzey koreliler ve tabi ki - olmazsa olmaz - amerikan askerleri bu adı geçen dongmakgol köyünde mahsur kalarak yanyana yaşamaya çalışıyorlar.

    basın gösterimi sonrasında kritikler filmi yere göğe sığdıramamış ve tam olarak "gender-blender" olarak tanımlamış, yani biraz her türe göz kırpıyor. ayrıca gökten yağan patlamış mısırlar, bir askerin üzerine düşen bombalar, yaban domuzu kovalama sahnesi gibi bir kaç spesifik sahneden bahsediyorlar ki, filmin görsel yönünün rüya ve gerçek arasında gidip gelerek son derece güçlü ve etkileyici olduğu konusunda da ağız birliği etmişler ancak kritiklerin beğeni hususunda ağız birliği etmesi konusu dongmakgol'un gişe rakibi sympathy for lady vengeance için pek söz konusu değil çünkü bu film tam olarak eleştirmenleri ikiyi bölmüş. bir kısım çok beğenirken, diğer bir kısım da beğenmiyor. bunun nedeni de chan wook park'ın tüm dünyada ses getiren intikam üçlemesinin son halkası olan ve uzun süreden beri gösterime girmesi iple çekilen lady vengeance'ın beklenti çıtalarını oldukça yukarı bir seviyeye yükseltmesinin doğal bir sonucu olabilir.
  • müzikleri şahane joe hisaishi'ye ait.
  • bu sene kore adına oscar yarışına katılacak olan film. lady vengeance'a geçmiş olsun diyor, sympathylerimizi sunuyoruz...
  • bir miyazaki filmi canlandırın kafanızda, ama animasyon olmasın. işte "welcome to dongmakgol" ancak en iyi bu şekilde anlatılabilir.

    hemen her miyazaki filminde gördüğümüz o klasik yaşlı kadını hatırlayın mesela. bir de ortalıkta koşuşturan çocukları ve hepsi birbirinden sempatik, daha ilk gözüktükleri andan itibaren kanınızın kaynadığı tüm o miyazaki karakterlerini... mononoke hime'den fırlayıp kaçmış azgın yaban domuzlarını da canlandırın kafanızda... nefis doğa manzaralarını, uçuşan kelebekleri ve çayırların çimenlerin ortasına çakılmış bir pır pır uçağı getirin gözünüzün önüne... ve tüm bunların üstüne, joe hisaishi'nin nefis soundtrackini dinlediğinizi hayal edin.

    filmi seyrettikten sonra, bu yıl oscar'larda "en iyi yabancı film" dalında aday gösterileceğine emin olduğumu söyleyebilirim. akademi üyelerinin dikkatine çekecek ne varsa, bu film hepsine sahip.
  • "bu ne görselliktir allahım" nidalarıyla izlediğim ve her tarafını çok bi beğendiğim film.
  • kore'nin geçmişine ve bölünmüşlüğüne adanmış masalsı bir film. hem bu masalsılık acı gerçekler göz ardı edilmeden de başarılabilinmiş. film aynı halkın insanlarının nasıl da birbirine düşman edildiğini, bu durumun iç acıtıcı saçmalığını, yaşanılan çirkinliklerden uzak toplulukların masumiyetini de gözler önüne seriyor. tüm bunları yaparken her akılda kalan film gibi birçok duyguya hitap ediyor, avam tabirle sinema yapıyor. eleştirilebilecek yanları bulunabilir belki ama, yükselen bir değer olan uzak doğu sineması içinde güzel bir yere sahip olacağı da yadsınamaz bir gerçek. yeri geldiğinde komik, yeri geldiğindeyse savaş kadar acımasız. tüm koyu renklerin ortasında temiz bir simge dongmakgol ve onun içinde deli bir çiçek yağmurda çorabıyla yüzünü silen kız. sonu hüzünle biten bir gülüşün karanlığa yansıması.
  • bir yandan savasin nedenlerini ve sacma sapanligini vurgulayan, savas filmi olmayan, muzikleri super, izlenmesi gereken, dongmakgol da yasama istegi uyandiran, birbirine dusman diyen insanlarin aslinda ayni topragin milleti oldugunu, kardes oldugunu gosteren, sirf deli kizin gulumseyisini gormek icin izlemeye deger film.
  • elimdeki patlamış mısırların, filmde havalarda uçuştuğu bir öte dünya, iki bilinmeyenli mutlu denklem.
  • film eleştirmeni değilim, film kültürüm de pek yoktur ama, bir iki satır değinilirse, kuzey - güney ayrımının manasızlığını gösteren bir yapım. alın bunu istediğiniz coğrafyaya istediğiniz topluma uyarlayın. kore, kuzey koreliler ve güney koreliler olarak bölünmüştür peki dongmakgollular nerelidirler? yine bu ütopik köy toplumu hem kuzeyliler hem de güneylilerin ayrılması ile yokolmaktan kurtulmuştur. ve bu "dışarıdan gelenlerin" uyum sağlamasındaki en büyük araç olan "köyün delisi" toplumda hayatta kalmayı başaramayn tek kişi olmuştur.

    ayrıca doğu asya sinemasının en güzel yapımları kore'den çıkıyor nedense, batı gibi maddeci değil, fantastik kurgu filmleri dahi iliklerine kadar materyalisttir hollywood ve avrupa filmlerinin. olanı olduğu gibi verirler, gördükleriniz yaşanmışın dış dünyadaki yansımasının bire bir kopyasıdır; olağanüstülükler dahi ya gerçekten yaşanmıştır ya da karakterler tarafından rüyamsı bir tarzda algılanagelmiştir. halbuki örneğin bu filmde, yaban domuzunun bulunduğu sahnede ne fiziki alemde olanları ne de bir rüyayı izliyoruz; yiyecek deposunun havaya uçtuğu sahnede ve yağmurun yağdığı kısımlarda filmin maddi gidişatı açısından pek öneme sahip olmayan ama manevi boyutta kilit önem taşıyan karelerle karşılaşıyoruz.

    bir karşılaştırma yapmak gerekirse zaman olarak domuzun yakalanışı da köyde kurtarma ekibinin bertaraf edilmesi de aynı süreyi tutar. fakat; bir amerikan veya avrupa yapımında domuz sahnesinde hareketler son derece hızlı olurdu, domuzdan kaçış, yakalanışı ve öldürülmesi, hepsini bir dakikada izlerdik. gerçekten de fiziki evrende birebir bu şekilde gerçekleşirdi olaylar.

    yine aynı yapımda köye gelen düşmanın beratarafı ise daha uzun sürecekti. her karakter için ayrı ayrı ölümden kaçış ve düşmanı egale ediş sahneleri görürdük. ve daha da önemlisi, köyün delisinin vurulduğunu ağır çekimde ve son derece acıklı bir müzik eşliğinde görme fırsatımız olacaktı.

    oysa bu kore (doğu) filminde ise domuz sahnesi son derece uzun tutulmuş. bir domuzdan kaçış gibi 5 silahlı askere karşı mücade ile kıyaslanamayacak derecede önemsiz görünen bir olay, on dakikaya yayılmış. bu manevi boyutta gerçekçidir, peşinizden gelen ölümcül bir yaban domuzundan kaçtığınız an, sizin için ömrünüzün en uzun saniyeleri olacaktır... o domuz size gelirken ayakta beklemek, devirmek için halatı gereceğiniz anı beklemek...

    silahlı çatışma ise olur ve biter. anlıktır, ani karar alırsınız, ani hareket edersiniz. arkadaşınızın, silahdaşınızın ne yaptığını ancak göz ucuyla görebilirsiniz. ve elbette o halet içerisinde iken bir kızın vuruluşunu farketmeyeceksinizdir.

    batı için bir elma yuvarlak ve kırmızıdır, doğu için ise sulu ve tatlı.

    sosyal mesaj: bizim bir millet olarak tam olarak batılı olamayışımızın sebebi de bu olsa gerek.

    korelilerin yarısının soyadı park kalan yarısı da lee anlaşılan, parklı bir yönetmenden hayatım boyunca kolay kolay unutamayacağım bir film izlemiş oldum. diğeri için:
    (bkz: saibogujiman kwenchana)
  • köyü fena halde şirinlere benzettiğim; zaman zaman gülücükler saçtığınız, zaman zaman ağlamaklı olduğunuz öfkelendiğiniz görsel bir şölen. köy lideri şirin baba, kız şirine ve devamlı kavga isteyen tipte öfkeli şirine benziyor.

    ha bu arada uzakdoğu sinemasının olmazsa olmazlarında uçma sahnesi (domuz öldürme) gene es geçilmemiş...