şükela:  tümü | bugün
  • das leben der anderen filmi ile en iyi yabancı film oscarını almış alman yönetmen florian henckel von donnersmarck ın üçüncü filmi, sonbaharda sinemalara gelecekmiş. fragmanı hiç de fena değil.

    https://www.youtube.com/watch?v=ewvz0mjsckw&t
  • yapım, 76. altın küre ödülü adaylarından ( yabancı dilde en iyi film) biri.

    imdb
  • (bkz: never look away) *
    film süresi 3 saat 9 dakika. türkiye vizyon tarihi 8 şubat 2019 . yabancı dilde en iyi film oscar adayı. rakibi olan 4 filmi izlemiş biri olarak 8 şubatta izlediğimde fikrimi değişecek mi merak ediyorum. das leben der anderen filminin de yönetmeni olan florian henckel von donnersmarck'ın filmin yönetmeni olması beni heyecanlandıran bir diğer durum.

    edit : (bkz: #87053556)
  • bir başka florian henckel von donnersmarck filmi olan werk ohne author bu senenin ilgiyle beklediğim yapımlarındandı, trailerı çok şey vaat ediyor, izleyip göreceğiz.
  • izlediğim en iyi filmlerden biriydi. pardon, izlediğim en iyi filmdi. ya da en iyi filmlerden biriydi. bilmiyorum, anlatamam.

    hala etkisindeyim. özellikle ikinci kısmı efsane olmuş. izleyin sonra beni yeşillendirin.

    etkisinden çıkınca editlerim. etkisinden çıkar mıyım bilmiyorum.
  • çok güzel bir filmdi, 3 saat olmasına rağmen filmin nasıl sona geldiğini anlayamadım bile, kendisini çok güzel izletti. yabancı dilde en iyi film oscar'ını almasını umuyorum bu filmin. sebastian koch, donnersmarck'ın önceki filmi olan das leben der anderen'de mağdur konumundayken bu filmde zalim rolünü müthiş çıkartmış öyle ki sahneye ilk çıktığı an sempati duyarken filmin sonunda neferet ediyordum canlandırdığı karakterden. ayrıca filmin ingilizcesi ''never look away'' ve türkçe ismi asla gözlerini kaçırma olmuş neden böyle bir değişime gidildiğini de anlayamadım. werk ohne autor ingilizce'ye ''artpiece without author olarak türkçe'ye de ''isimsiz çalışma'' olarak çevrilebilirdi. sanki bir aşk filmiymiş gibi sükse yapılmaya çalışılmış ismin değişimden, bana öyle geldi. bu tarz filmlerin basit isim değişiklerine ihtiyacı olduğuna inanmıyorum.

    --- spoiler ---

    filmde nazi yanlısı olmayanların sanatçıların baskı altında nazi rejimi'ne boyun eğmemek için elinden geleni yapması ve hatta bu uğurda işini, evini kaybetmesi gayet güzel işlenmiş. saskia rosendahl'in oynadığı karakterin derinliği tüm filme işlemişti keza filmin sonunda tekrardan kornalar ile hayatın anlamını bulmuşçasına zevk alan tom schilling de bunu seyirciye açık açık yansıttı. filmin sonunda profesör seeband'ın kurt'un resmini gördükten sonraki şaşkınlığı ve kendini kaybedişi film boyunca seyirciyi en çok mest anlardan biriydi.

    ayrıca kurt ve ellie'nin aşkı da gayet güzel işlenmişti. kürtaj yapan babaya rağmen birbirlerine tutunmaları ve hikayenin mutlu sonla bitmesi hoştu. fakat babanın bu kürtajı kötü niyetle yaptığı ortaya çıktıktan sonra hala daha görüşmeyi sürdürmeleri ve kurt'un adamı yere sermemesi işlenmemişti. o kısımda bir boşluk sezdim.
    --- spoiler ---
  • 3 saat 8 dakika süren ve florian henckel von donnersmarck imzalı alman yapımı film. süresi itibarıyla tam odaklanarak izlemek çok zor. bir yerde illa ki 5-10 dakikalığına ipleri gevşiyor ama mecburen bir daha geriyorsunuz.

    entrynin buradan sonrası ağır spoiler ve yorum içerir.

    --- spoiler ---

    film üçüncü reich'ın zirvesini yaşadığı yıllarda başlıyor ve nereden baksanız 20 yılı aşkın bir süreci işliyor üç saatte. kitleler selamı bırakıp "adolf hitler" diyerek selamlaşıyor. büyük bir bağlılık var. reich'ın sanata bakışını da filmin girişinde özetliyor. parti-devletin ideolojisine uymayan sanat onlar için gereksiz ve ucube. elisa'nın hastaneye götürülmesi ve tedavi(!) altına alınması adolf hitler'in t4 operasyonunu baz alıyor. zihinsel ve bedensel engelli binlerce kişi hitler'in kamplarında doktorlar gözetiminde ölüme mahkum ediliyor. kurt ve elisa arasındaki yeğen-teyze ilişkisi aslında elisa'nın ölümünden sonra daha bir irdelenir hale geliyor. bana kalırsa elisa aslında jinekolog profesör seeband'ın kampa yolladığı bir hastadan ziyade kurt'un sanata olan bakışını simgeliyor. kurt'un ailesinin diğer üyelerine johan hariç fazla değinilmiyor. savaş da hızlı şekilde sadece dresden bombardımanı birkaç sahnede verilerek geçiliyor. bir yandan hikayenin diğer tarafı hala azılı bir nazi olmasına rağmen bunu gizleyen profesör üzerinden işliyor. onun tutuklanıp sonra rus binbaşı murayov'un oğlunu doğurtmasıyla onun koruması altına girmesini anlatıyor ve hızlı şekilde ana karakterimiz kurt'un doğu alman güzel sanatlar akademisi'ne girişine geçiyor film. yani 1950'li yıllara.

    buradan itibaren de sscb'nin başı çektiği yoğun bir komünizm havasını çekiyorsunuz. doğu alman-komünist düşüncenin de modern sanata olan agresif bakış açısını görüyorsunuz. picasso çok yoğun şekilde eleştiriliyor mesela. burada işte ellie ve kurt arasındaki aşk filizleniyor. gerçi ellie'nin annesi daha önce haberdar oluyor ancak ses çıkarmıyor. bir klasik olarak bu ilişkiye ellie'nin babası profesör seeband karşı çıkıyor. pasif bir direniş gibi dursa da nazi damarı tutuyor ve soyunun bu birliktelikle devamını bir daha torunu olmaması pahasına bile istemiyor. ellie'nin bebeğini kürtajla bizzat alıyor. seeband'ın artık general olan murayov'un tayin olmasıyla korumasız kalacağını öğrenmesi filmde bir dönüm noktası. çünkü seeband ile birlikte film bambaşka bir dünyaya, batı almanya'ya taşınıyor.

    kurt'un gerçeklik arayışı film boyunca sürüyor aslında. sürekli onu arıyor. bu gerçeklikten kasıt bir kimlik aslında. ne doğu almanya'nın ne de batı almanya'nın sanatına ait. batı'ya geçerken doğu'daki tüm çalışmalarını imha ettiriyor. batı almanya'nın modernist sanatı ona ters geliyor ve ayak uyduramıyor. çareyi bitti gözüyle bakılan resim sanatını canlandırmakta, kendi yolunu çizmekte buluyor. bu süreçte kayınpederinin onu hastanede tıpkı kurt'un intihar eden babası gibi merdiven temizliği işine başlatıp kızı ve damadı üstünde tahakküm kurması bir nevi sovyet güdümündeki doğu almanya'ya gönderme. ellie ve kurt'un bebeklerinin olması bu tahakkümü kırıyor. çünkü nesiller ilerledikçe baskının vidaları gevşiyor. yeniden bazı doğal kurallar yürürlüğe giriyor. t4 operasyonunun bir numaralı sorumlusu kroll'un yakalanması da aslında kurt'un içindeki arayışa bir şekilde çözüm buluyor. profesör seeband'in kurt'un yaptığı resimleri görmesi buna işaret. kurt'un sergisinin basın toplantısında yaptığı gerçeklik vurgusu da kendi yolunu çizdiğine delalet. en sonunda film aslında başladığı yerde bitiyor. elisa’nın ve kurt’un aynı şekilde gerçeği bulduğu yerde.

    film performanslarına gelirse film çoğunlukla dört karakter üzerinden yürüyor. kurt, ellie, profesör seeband ve elisa. tom schilling kurt karakterini fena oynamamış. özellikle paul auster romanlarında sık sık rastlayacağınız sanata düşkün, romantik karakteri güzel canlandırmış. 36 yaşındaki aktör aynı karakterin 20 yaşında ve 34 yaşındaki haline hayat veriyor. paula beertransit'ten sonra bir başka tatlı karakterle karşımıza çıkıyor. sebastian koch inanılmaz karizmatik bir adam.bütün o nazi acımasızlığını, kendini gizleme zorunluluğunu, damadı ve kızı üzerindeki egemenliğini muazzam gösteriyor. ben filmdeki hallerini richard nixon'a benzettim. müthiş ötesi oynamış. elisa'yı canlandıran saskia rosendahl'ın da hakkını vermek lazım. kısa süreli rolünde hem normal bir öğrenciyi hem de şizofreni canlandırıp ikisinden de yüzünün akıyla çıktı. bir de kurt'un 6 yaşını canlandıran küçük oyuncu cai cohrs da gelecek vaat eden aktör adaylarından. bu yaşta bu beceri takdir edilesi.

    --- spoiler ---
  • "yine oscar adayı bir nazi dönemi filmi" ön yargısı yaratmasına ve uzun süresine rağmen iyi bir film olmuş. başroldeki kurt bartnert karakteri için ressam gerhard richter'ın hayatından esinlenilmiş.

    --- spoiler ---
    20 yıldan uzun bir süreyi anlattığı için bazı kısımlar hızlı geçilmiş. dresden'in bombalanması, babanın intiharı gibi olaylar çok yüzeysel kalmış.

    --- spoiler ---
  • yönetmenliğini florian henckel von donnersmarck'ın yaptığı, başrollerinde tom schilling, paula beer ve sebastian koch'un yer aldığı 2018 yapımı film.

    film, dünya prömiyerini geçtiğimiz sene gerçekleştirilen 75. venedik film festivali'nde yapmış ve burada ''arca cinemagiovani'' ödülü ve ''leoncino d’oro agiscuola'' ödülünün sahibi olmuştur. film ayrıca dolby theatre'da 24 şubat'ta gerçekleştirilecek 91. oscar ödül töreni'nde almanya adına ''yabancı dilde en iyi film'' ve ''en iyi görüntü yönetmeni (caleb deschanel)'' olmak üzere iki dalda ödül için yarışacak.

    filmi, das leben der anderen ile oscar kazanan yönetmen florian henckel von donnersmarck’ın yıllardır beklenen geri dönüşü olarak da nitelendirsek yanlış olmaz. film, doğu almanya'dan kaçarak batı almanya'da kendine bir hayat kurmaya çalışan fakat nazi rejimi altında geçmiş çocukluğunun izlerinden kurtulamayan alman sanatçı kurt barnert'in hikâyesini anlatıyor. 1930'ların nazi almanyası'nda başlayan ve 30 yıllık bir döneme yayılan epik hikayesi, insanları karanlıktan sanatın gücünün çıkarabileceğini gözler önüne seriyor. gerçek olaylardan esinlenen filmde, kurt ve ellie üniversitede tanışır tanışmaz birbirlerine aşık olurlar. ellie'nin babası, profesör seeband kızının erkek arkadaş seçiminden memnun değildir ve bu ilişkinin bitmesi için elinden geleni yapmaya hazırdır. fakat bilmedikleri şey, kurt ile seeband'ın yaşamlarının zaten yıllar önce profesörün işlediği korkunç bir suç nedeniyle bağlantılı olduğudur. kurt, ne kadar sanatına odaklanmak istese de, nazi rejimi altında geçen çocukluğunun ve komünizmin gölgesinde kalan gençliğinin yarattığı travmalardan kurtulmak kolay olmayacaktır.

    filmi bugün kadıköy sineması'nın küçük salonunda, salonun büyük çoğunluğunu dolduran sinemasever ile izledim ve üç saatlik müthiş bir deneyim yaşadım adeta. dönemi, içinde bulunduğu sanat akımları, yan karakterleri ve oyunculukları ile film bizlere üç saatliğine gerçek hayattan koparıp adeta hikayenin içinde yaşatmayı başarıyor. hikayesi ve anlatımı ile seyirciye muhteşem bir sinema deneyimi yaşatan film bütününe bakıldığında bir sanat eserinden fazlasını vadediyor. başrol karakterinin küçüklüğünden başlayan filmin hikayesi o denli ilmek ilmek işlenmiş ki karakterin küçüklük hikayesinin olduğu bölüm dahi başka bir filmin hikayesi olabilecek düzey ve kalitede işlenmiş. karakterimizin bu dönemini izlerken ilk olarak sürecin bu kadar uzatılması acaba gerekli miydi diye düşünürken filmin ilerleyen sürecinde yaşanan tüm olayların bu bölümle bağlantılı olması karakterin çocukluğunun ayrıntılı bir şekilde işlenmesini tamamı ile destekliyor. filmin esasen üç ana bölümünden birincisinin ardından karakterimizin etkilendiği kız ile tanışması ve ilerleyen süreçte evliliğe giden süreç ile bu süreç içinde yaşadıkları yine muazzam bir şekilde anlatılıyor. bu bölümün ardından gelen üçüncü ve son süreçte ise karakterimizin sanat hayatını ve üretkenliğine etki eden olay yaşanıyor ve bu kısım da etkileyici bir şekilde tablo gibi sunuluyor seyirciye. filmdeki tüm bu olay örgüsünün filmin belli başlı noktalarında birbiri içine geçerek neden-sonuç ilişkisi içinde seyirciye sunulması ve olayların da bu bağlamda gelişerek filmin ana iskeletini oluşturması son derece akıllıca ve ustalıkla kotarılmış. sanat denen şeyin insan hayatından şekillenen bir gerçek olduğunu ve bazılarımızın her ne kadar bu gerçekliği görmezden gelse de kaderin cilvesi ile bir anda ana malzememizin o yaşanmış gerçeklik olduğunu ve sanatımızın ondan beslendiğini yönetmen ve oyuncular çok başarılı bir şekilde vurgulamış. nitekim başrol karakterimizin derste hocasına sayılar ile ilgili verdiği örnek de filmin gidişatında önemli bir görev üstlenerek sanat eserinin üretim sürecine olanak sağlıyor. filmin hikayesi içinde resim sanatı her ne kadar öne çıktıysa da dönemin koşulları gereği nazi yönetiminin aryan ırk yaratma çabaları ve savaş sonrasında doğu almanya'daki resim sanatı ve verilen eserlere karşı da son derece ayrıntılı bilgiler edinebiliyoruz. bunun yanı sıra karakterimizin batı almanya'ya geçmesi ile tanıştığı öznel, özgürlükçü ve modern resim, heykel ve çeşitli sanat eserleri de film boyunca bilgilendirici bir nitelik olarak öne çıkıyor. üç saatlik uzun süresine rağmen bir an olsun sıkmayan ve her daim sonuca varıp bir sonraki bölümün kilidini açan anahtarları ile oldukça rahat izlenen bir seyir zevki sunan film, oscar ödülleri'nde hiç kuşku yok ki alfonso cuaron'un kazanmasına kesin gözüyle bakılan roma'sını en çok zorlayacak film olarak dikkat çekiyor. karakterlerin muhteşem uyumu çatışan özellikleri ile tez-antitez kısmının senteze rahatlıkla ulaştığı filmde görüntü yönetmenliği ve prodüksiyonu ile de göz kamaştırıyor. kişinin yaşamı boyunca karşı karşıya kaldığı çatışmalar üzerinden sanat eserini üretmesi ve hayatımız boyunca yaşadığımız anılarımızın bir şey üretirken ne derece etkili olduğu filmden çıkarılabilecek en önemli nokta olarak dikkat çekiyor. filmin başlarına selam çakan son sahnesi ile seyircinin tüylerini diken diken eden bir sona sahip film mutlaka beyazperdede izlenmesi gereken ve uzun yıllar unutulmayacak ve efsaneleşecek bir kaliteye sahip yapım olarak hafızalardaki yerini koruyacak.

    filme puanım: 9
  • hayatımda izlediğim en dokunaklı ve en sürükleyici filmlerden birisi. ilk 45 dakikada bir ara dayanamayıp çıkıyordum, çok canım acıdı. ama sonra kalmakla çok doğru bir karar verdiğimi anladım. 3 küsur saatlik bir film, hiç sıkmıyor, farklı tema ve hikayeleri harika bir şekilde sentezliyor. amin maalof'un semerkant'ını okurken hissettiğim tarzda birşey hissettim. das leben der anderen de müthiş bir filmdi, bu ise bir başyapıt olmuş.