şükela:  tümü | bugün
  • werner beyin üzerine, "werner herzog eats his shoe" nam bir film de vardır, les blank yönetmenliğinde..

    errol morris de, talebelerinden biridir bu kırkambar yönetmenin..
  • david lynch ile angelo badalamenti arasindaki iliskiye benzer bir filmci-muzisyen iliskisi, herzog ile alman krautrock'culari popol vuh arasinda mevcut. aguirre, nosferatu ve fitzcarraldo'nun muzikleri, florian fricke ve saz arkadaslarindan..
  • sinemanın en farklı (!) yönetmenlerinden biri olan werner herzog, yaptığı filmlerden çok çalışma biçimleriyle hatırlanır. 350 ton ağırlığında tekneyi, bir dağın üzerinden geçirmek çabasını konu alan fitzcarraldo için peru ve ekvator sınırına, yani savaş bölgesinin tam ortasına kamp kuran yönetmenimiz, başrol oyuncusu dizanteriye tutulunca yerine başka bir oyuncu alır. ancak bu yeni oyuncu* de en az herzog kadar manyaktır ve çekimler öyle bir noktaya gelir ki; herzog, kinski’yi silah zoruyla çalıştırmak zorunda kalır (edit: yanlış lan bu. o film, aguirre idi. ayrıca 350 tonluk tekneyi dağdan geçirme filmi mi lan o? koca fitzcarraldo'ya yazdığın plot'a bak yuh ayı. bi de farklı yazıp yanına (!) koymuş, allah belanı versin hıncallar götürsün seni.)

    herzog’un heart of glass adlı filmi değerli cam yapmanın sırrına ermiş derviş niteliğinde bir halk ile ilgiliydi. ve güzide yönetmenimiz herzog, oyunculardan gerekli performansı alabilmek için tüm oyuncu kadrosunu ipnotize ettirdi ve tüm ekip trans halindeyken çekim yaptı. (edit: bu da biraz sallama geldi şimdi okuyunca, hiç hatırlamıyorum böyle bi trivia.)

    çok sevdiği film eleştirmeni lotte eisner hastalandığında, münih’ten paris’e kadar yürüdü. nosferatu the vampire filmi için çekimlerin yapıldığı kasabaya 10.000 fare getirtti. ancak gelen farelerin gri olduğu görüp rengini beğenmeyince, hepsini beyaza boyattı. (edit: bak bunlar doğru, kesin.)

    bir gün bir röportajı sırasında şöyle demişti; “artık film yapmayacağım. bir akıl hastanesine yatacağım”. böyle bi manyaktı kendisi. (edit: -kendime not- sen çok akıllısın amına koim.)
  • yeni alman sinemasının (bkz: das neu kino) pirlerinden olup uzun metrajları kadar belgeselleriyle de tanınır, iki türü incelikle bir arada kullandığı da bakidir. klaus kinski ile iyi bir kimya tutturup bunu pek çok filmde kullanmışlardır. (bkz: fittzcarraldo) (bkz: nosferatu) (bkz: aguirre wrath of god) herzog'un vizyonuyla kinski'nin parça tesirli bomba etkili persona'sı etkileyici filmlerin ortaya çıkmasını sağlamışsa da, son olarak cobra verde'de bu formül tutmamış, göründüğü kadarıyla bunun farkına varan ikili de bir daha birlikte çalışmamış.

    bir de iki filminde (bkz: kaspar hauser) ve (bkz: woyzeck) oynattığı bruno s. var, zaten iki filmden sonra bir daha bruno ile çalışmanın zorluklarına katlanmak istememiş olsa gerek.

    neyse, herzog benim için çok kısaca dancing chicken ve isyan eden cüceler demek (bkz: even dwarves started small), bunlarla tanıdım, tanışalı yıl oldu, hala bunlarla seviyorum. teşekkürler dans eden tavuk.
  • izlerken büyük anlamlar yüklediğiniz filmlerinin çekiliş öykülerini kendi ağzından dinlediğinizde; "uyuyamıyodum, onlar da gördüğüm daydreamlerdi" cümlesini duyar, filmini anlattıkça hiç bir sahnenin göründüğünden daha derin olmadığı anlayıp büyük hayal kırıklığına uğrarsınız. ama başka hangi yönetmen çaldığı * kamerayla ilk 2-3 uzun metrajlı filmini çekip dünyaca ünlü olmuş, üstelik bu filmlerle sizi bambaşka ruh alemlerine götürmüştür? o yüzden gene de herzog, ille de herzog..

    (bkz: kamera çalmak)
  • land of silence and darkness isimli bir film de yapmistir, fini adinda sagir ve dilsiz bir kadinin yalnizliginin hikayesini anlatir.
  • (bkz: thomas herzog)