şükela:  tümü | bugün soru sor
  • tarantino'nun kamera asistani ziad doueiri'nin yonettigi mukemmel film. lubnan'da iç savasin ortasindaki uc cocugun*** hikayesi.
  • 1998 yapimi nefis bir film. tarik rolunde yonetmenin kardesi var. omer rolundeki muhammed chamas cok basarili.
    film, 1975'de ic savasin basladigi gun basliyor, ve 3-5 senelik bir donemi anlatiyor. basta savasi, uzunca bir tatil gibi algilayan ve yasayan uc teenager, zamanla gerceklikle yuzyuze geliyorlar. iki musluman erkek olarak, hristiyan kizla arkadaslik yapmalari da olmadik isler aciyor baslarina tabii.
    filmin baslarinda, 70'lerden bir funk plagina dansettikleri sahne, kendilerini yanlislikla kerhanede bulduklari sahneler, oldukca ilginc.
    fimin asla duygu somurusune basvurmamasi, en guzel taraflarindan. oturakli bir sekilde sona eriyor ayrica.
    bir de ufak not: kerhane sahnesinde calan o enfes arabik sarki, musicians of the nile'in 'ya dorah shami''si.
  • son zamanlarda izlediğim en tadından yenmez filmlerden...
    filmin başındaki o silahla tarama gündüz vakti katletme hadisesi phalange partytarafından, nisan 13'deki maronite kilisesinin bombalanması olayına misilleme olaraktan gerçekleştirilmiştir... yani bu açıdan savaşın patlak vermesi yönetimi elinde tutan hristiyanlara saldırılmasıyla söz konusu olmuş, sonra da halkın dinine göre sen buraya, sen de buraya, düşmanız şimdi hepimiz ona göre şeklinde ayrılmasıyla hız kazanmıştır... ve ziad doueiri bu yapay bölünmeyi o kadar güzel dile getirmiş ki filmde, abartıya kaçmadan ama bir o kadar dokunaklı...özellikle de daha önce hiç oruç tutmamış, namaz kılmamış, camiye adımını atmamış insanların içine sokuldukları durum neticesinde zorla dindar olmaya yönelmeleri oturup insanı düşündüren hassas noktalardandır filmde....
  • 70sonu 80başı'nda geçen, neşeye ve özgürlüğe sıkıca sarilmis şahane bir fillm.
  • benim gibi 2 seneden fazladır lübnan'da yaşayan biri için hayli etkileyici bir film. bu ülkedeki dramı, beyrut'un duvarlarındaki kurşun izlerini, ülke insanının ileriye yönelik umutsuzluklarını, kısacası 15 yıl sürmüş iç savaşın acılarını hissetmek filmi daha anlamlı kılıyor.

    genel olarak lübnan'ın kendisi gibi ironiler üzerine oturmuş bir filmdir. nitekim iç savaşı başlatacak olayı tarek pencereden izlerken arka planda fransız öğretmeni aynen şu cümleleri sıralamaktadır: ''?ülkenizi fransa'n?n yaratt???ığını, sınırlarınızı fransa'nın verdiğini ve barışı fransa'nın öğrettiğini sakın unutmayın. uygarlığınızı ve anayasanızı biz yarattık.'' hemen ardına bir otobüs sivil kurşuna dizilir ve 15 senelik iç savaş başlamış olur. arap baharı severler bilhassa izlesin derim.
  • ziad doueiri’nin1975’in lübnan’ında iç savaşın oluşumu, sokakların bir savaş alanı olduğu dönemi, naif karakterlerinin gözlemlerine dayanarak anlattığı film.

    "savaşla birlikte ikiye ayrılan şehirde batı beyrut müslümanlar tarafından, doğu beyrut ise hristiyanlar tarafından kontrol edilmektedir. apartman tepelerinde sniperların, sokak başlarında eli silahlı adamların beklediği beyrut, ortadoğu’nun paris’i olmaktan çıkıp ortadoğu’nun enkazı olmaya doğru adım adım gitmektedir. geceleyin düşen bombalar ise gelen kıyametin müjdeleyicisidir. beyrut artık eski beyrut değildir. bölgedeki mezhepsel, etnik ve dini değişimler, emperyalist ve kapitalist güçlerin mücadelesi sonucu ranta dönüşürken, ortaçağ’ın feodal beyliklerini ve siyasal dağınıklığını andıran bir yapı da ortaya çıkartır. lübnan, dini ve etnik örgütlerin, kendi özerk bölgelerinde hüküm sürenlerin oyuncağı olmuştur. ortadoğu’nun bir temsili olarak görülebilecek batı beyrut ise sürekli kendine dönen bir zamanı olan bir coğrafyanın göstergesidir. ortadoğu’da zaman sürekli kendine göre bir zamanla akar; kendini tekrarlayan bir zamandır. bu sebeptendir ki ortadoğu’da akıcı zamanın tekrarı esastır. ortadoğu’da zaman nedir, nereye göre akar? sezgisel bilginin coğrafyası olan ortadoğu’da zaman tekrara niye düşer?

    bergson’un altını çizdiği, zamanın akıl ve bilimle kavranamayacağıdır; akıl ve bilimi, zamanı bölüp incelemektedir. onu aylara, yıllara böler. yaşamsal akış ise böyle kavranamaz. kendi bilincine varmış bir içgüdüyle, yani sezgiyle açıklanması daha doğrudur. ortadoğu da kendine ait bir içgüdüye sahiptir. mekansal ve zamansal anlamda bakıldığı zaman ortadoğu’da son yüzyılda bir değişim yaşanmamıştır. kronolojik olarak bir zaman varsa bile (insan aklıyla daha kolay algılanabilir olması bakımından vardır), zaman kronolojik olarak akmaktan kaçınmış gibidir. batı beyrut’da ailedeki baba karakteri “biz kaç kere böyle bir ayrılma tehdidi yaşadık; ancak ayrılmadık ve hep en kötüsü dediler” diye bir söz sarf eder. bu söz aslında bu yazının da çıkış noktasıdır. bu yargı bir akıl ya da bir bilimsel deneysel değildir. kendi bilincine varmış olan bir içgüdüyle açıklanabilir. bu söz baba karakterinin sezgisel hareketini bize anlatır.

    yaratıcı evrim (evolution creatrice, paris 1906) adlı yapıtında bergson, bu yaratıcılığın yaşam atılımıyla gerçekleştiğini ileri sürer. böylece araya bir de yaratıcı (tanrı) yerleştirmekle bergson, papalık katolikliğinden hiç bir farkı kalmayan bir felsefe inşa etmiştir. ortaçağ felsefesinin önemli isimlerden biri olan imam gazali’de, 19. yüzyıl felsefesinde ise hegelci aşırı sistematik ve soyut felsefelere karşı bir tepki olarak henri bergson’un felsefesinde görülür. gerçeklik sezgi ile bir kerede ve tam olarak kavranır, akla dayanan bilgi ise asla tam ve kesin olamaz düşüncesi bu felsefelerin ana tezidir."

    http://www.cinerituel.com/…r-zamanlar-simdidir.html
  • izlerken neredeyse emir kusturica ve tony gatlif filmlerindeki tadı veren güzel film. hatta tarık'ı perhan'a benzettim, stephane'ı may'e. beyrut'ta da acılar müzikle harmanlanıyordu, bükreş ve saraybosna'da da. birinde ud vardı diğerinlerinde akordeon.