şükela:  tümü | bugün
  • ing.ben kucukken
    tecrube ve nasihat dolu repliksellerin vazgecilmezi.
  • the rooms were so much colder then
    my father was a soldier then
    and times were very hard
    when i was young

    i smoked my first cigarette at ten
    and for girls, i had a bad yen
    and i had quite a ball
    when i was young

    when i was young, it was more important
    pain more painful
    laughter much louder
    yeah, when i was young
    when i was young

    i met my first love at thirteen
    she was brown and i was pretty green
    and i learned quite a lot when i was young
    when i was young
    when i was young

    pain more painful
    laughter much louder
    yeah, when i was young
    when i was young

    my faith was so much stronger then
    i believed in fellow man
    and i was so much older then
    when i was young
    when i was young
    when i was young
  • 1965 yılına ait bir the animals şarkısı
  • çok güzel bir the ramones coverı vardır. joey ramone şarkının sonunda süper bağırır.
  • uyarı: şarkıların deşilmesinden, masumiyetinin kaybolmasından hoşlanmayanlar okumasın.

    bir eric burdon ve the animals şaheseridir when i was young. neden böyle bir düşünceye kapıldık? ritm ve melodideki yakalayıcı etkiden. başka ne olabilir? eric amca'nın gerilim dolu, sert ve uzlaşmaz ama yeri geldiğinde hüzünlü olabilen vokalinden. hay hay. peki sözleri hiç mi etkilemez? etkiler hem de nasıl etkiler.

    eric abi, geçmişine dönüp bakar. gençken ne menem bir dünyam vardı benim, ahval ve şerait ne idi, bir hatırlayayım bakayım der. bu andan itibaren asker bir babanın tıfıl oğluna çeviririz gözlerimizi. gerçekçi bakarsak mevzuya, eric abi, 1941 doğumlu olduğuna göre ve kahramanımızı da eric burdon yaşlarında biri olarak görürsek (ben gördüm bile) savaş bitmiş olmalıdır. ama savaş sonrası travma aynen devam eder. ısınmak sorundur, kolonilerini kaybeden ingiltere dardadır. değişim sancıları aşağıdan yukarı toplumu zorlamaktadır.

    ingiltere'de daha sonra angry young man movement adıyla anılacak bir döneme girilmektedir. genç ingilizler rahatsız da diyebileceğimiz bir dönemdir bu ve john osborne'un look back in anger isimli tiyatro oyunuyla başladığı kabul edilir: tarih 1951. eric amca'nın 1941'de doğduğunu hatırlarsak, şarkımızın ikinci dizesine göz attığımızda 10 yaşında cigara tüttürmeye başladığını görürüz kahramanımızın. tarihlerin böyle güzelce çakışması tesadüfse bile güzel bir tesadüftür.

    10 yaşındaki oğlanımız ergenlik sancılarına girmiştir bile. kızlara karşı fena halde azmış, af buyurun taşakları kafası kadar olmuştur. ama arzularını dizginlemesi, kafasını yastığına gömüp dişlerini sıkması gerekecektir, bir üç yıl kadar.

    ergenlik çıkmazında acı daha acı hissedilmektedir, kahkahalar daha şen atılmaktadır. içten geldiği gibi davranmak, uçlara kaymak, teklifsizce yaşamak daha kolaydır. ama bunların böyle olduğunu aynı eric amca'nın yaptığı gibi yılların yıprattığı neşemiz, öfkemiz sağından solundan kırpıldıktan sonra, yıllar sonra koca insanlar olunca anlayabiliyoruz. masumiyetten, tecrübeye geçişi böyle de şırrak diye yüzümüze vuruverir şarkı.

    sonra genç kahramanımız, 13 yaşında aşkın kör kuyusuna salınır, aşkı karşılıksız kalmaz neyse ki. burada sevdiği kızdan brown (kahverengi) diye bahseder. bu zenciler için kullanılan bir tabirdir ama aynı zamanda uzak anlam olarak da olsa pişmiş anlamına da gelir. yani kız arkadaşına kaşar demek istemesi de olası. yatak oyunlarında ilk tecrübelerini tatmaya başlar. zaten bu dönemde çok şey tecrübe etmiştir ki böylece ufak ufak masumiyetin yitirildiği yola doğru gitmektedir. songs of innocence and experience william blake'in elinden çıkalı kabaca olmuştur bir yüz elli yıl.

    kahramanımız, bugününden geçmişine bakarken, ah gençlik ah, herşey daha farklıydı der ya, işte bam teline gelmiştir artık. gençlikte herşeye inancı daha fazladır. yıllar, kıyıyı dövüp geri dönerken herşeyi denize süpüren dalgalar gibi kahramanımızın ve onun şahsında gençliğin masumiyetini de alıp gitmiştir. büyümüş, yaşamış, öğrenmiş ve insanlara olan inancı da kaybolmuştur artık. işte geriye dönüp baktığı nokta da tam olarak bu hayatın sillesini yemiş, hanyayı konyayı görmüş insan profilinin oluştuğu noktadır. ve artık hayatın zevkleri, heyecanları törpülene törpülene kuş kadar kalmıştır.

    son çığlıkta eric amcamız, ben gençken, (bugün olduğumdan) daha olgundum diye bıçağı dinleyicilerin kalbine sokar. ama o dinleyicilerin de benzer yollardan geçmiş, büyümüş ve geri dönüp "eskiden hayat bambaşkaydı, ben de bambaşkaydım. ne oldu peki?" sorusunu sorangillerden olması gerekmektedir. kısacası bu şarkı tıfıl ergenler için değil, tökezleye tökezleye, kavrulup giderken başkalaşmış, silleyi kafasına yemiş, biraz da dolu dolu yaşayagelmiş insanlara hitaben yazılmıştır.

    büyüdük de ne oldu, herşey bok oldu diyenler için dinlerken uzaklara götüren bir şarkıdır. ayrıca hepi topu altı kıtada çocukluktan yetişkinliğe bir insanın hayat hikayesini yazdıracak kadar çağrışıma, deşilmeye açık, dolu bir şarkıdır. severim.
  • tina turner'in da cok guzel seslendirdigi harika parca