şükela:  tümü | bugün
  • filistin-israil meselesi üzerine kurulu 2011 yapımı bir kara-komedi.

    şunu baştan belirteyim; filmi seyretmeye başlar başlamaz, baş roldeki elamana ithafen soracağınız "nereden tanıyorum lan ben bu herifi?" sorusunun cevabı "rambo 3" filminde gizlidir. can rambo'nun afgan panpası kendisi. bu arada kendisi bağdatlıymış. artık ne kadar içimize sindiyse adam, yaşlanmış da olsa hemen hatırlıyorsunuz bir yerlerden. gerçi pek yaşlanmamış. en azından rambo kadar çökmemiş. bu yörenin adamı erken yaşta çökeceği kadar çöktüğü için sonradan daha fazla çökmüyor sanırım.

    kendisi inanılmaz derecede şarlo'yu anımsattı bana bu filmde. canlandırdığı cafer karakterinin hal ve hareketlerinde, zaman zaman yaşadığı o eziklikte hep şarlo var. o çaresizliği, mahcupluğu, o yokluk içindeki yaşam gayreti... hep şarlo. bisiklet sürüşünde bile o var. filmi izlediyseniz bu size saçma gelebilir ve karşı çıkabilirsiniz ama bu bana şarlo'yu hatırlattığı gerçeğini değiştirmeyecek.

    her gün duvardaki mülteci şarlo ile illa ki göz göze gelen ve arada laf atan, hatta yeri geldiğinde laf sokan birisi olarak, bana da öyle geliyor olabilir tabii. "aldığım en güzel hediye" türkçe'nin bir özelliği ya da eksikliği olarak iki farklı anlama gelebilir. işin hoş tarafı; mülteci şarlo'nun iki anlamını da tek başına karşılıyor olması. hayır, kendi kendine hediye alan bir kuantumcu liboş değilim.

    sasson gabai, affet bizi. yıllarca seni rambo'nn yancısı belledik. değerini bilemedik. meğer oyunculuğun kitabını yazıp duvara asmış birisiymişsin. görememişiz. hemen yanıbaşımızdaymışsın ama bilememişiz. yine de kızma bize. nereden bilebilirdik ki? affet!

    filmin ismindeki "domuzların kanatlanması" ifadesi, bizdeki "balığın kavağa çıkması" durumu ile tamamen aynı şeyi ifade eden bir deyim. tahmin edebileceğiniz gibi filistin meselesinin akıbetine atıfta bulunuluyor. bu-lu-nu-lu-yor. yazınca tuhaf geldi ama doğru gibi. tekrarladıkça daha da saçma geleceği için üzerinde fazla durmayalım. bulunuyor diyelim, ne gerek var böyle fiil çatlatmaya...

    domuzlar kanatlanırsa... balık kavağa çıkarsa... domuz bize ters zaten. bak balık uyar ama. üzerinden bilmiyorum kaç ay geçti ama aklıma geldi yine. açlıktan şehre inmek zorunda kalan o zavallı domuzu, kafasına koca koca taşları atarak öldüren anadolu yobazları geldi aklıma şimdi. domuz eti yemek haram diye, domuzun kendisine de düşman kesilen o halk. onlara da necis denmiş ne de olsa... domuz görünce şeytan taşlar gibi taşlayan bir halk. "daş yok mu la daş?" diyen bir halk. kendi insanına bile "yakın la yakın!" diyen, diyebilen ve bunu icraata döken bir güruh, açlıktan şehre inmek zorunda kalmış bir domuza da bunu yapmış çok mu?

    film tabii ki asıl çekilme amacını da yerine getiriyor ve naif bir şekilde filistin-israil meselesine çok güzel dokunuşlar yapıyor. gazze'deki günlük yaşamdan görece normal enstantanelerle. ama kimseyi şeytanlaştırmadan. kimseyi de melekleştirmeden. kimseyi "domuz" yerine koymadan. bunu yaparken de çok güzel mekan seçimleri yapılmış. öyle devasa setler falan yok tabii ki. olmasın da zaten. ama çok güzel detaylar barındıran çok hoş doğal mekanlar seçilmiş. gazze'nin kendisi koca bir set zaten.

    filmde çok hoş bir sahne var. daha böyle birçok sahne var. sadece birisini anlatıp geçiyorum. şamar sahnesini... cafer'in filistinli çocuğa attığı bir şamar bu. böylesi ince, en ufak bir şiddet barındırmayan bir filmde çocuğa karşı uygulanan bu şiddetin ne işi var diyebilirsiniz. haklısınız da. ama tam yeri gelmişken, tam da yerine oturan bir tokat bu.

    çocuk sokakta annesi ile yürürken bizim elemanla karşılaşıyorlar. çocuk da annesi de onun, tv'de gördüğü, israil yerleşimlerine saldırı düzenleyen filistinli bir bombacı olduğunu düşünüyor. annesi "çocuğum size hayran, büyüyünce sizin gibi olmak istiyor" deyince, cafer hiç tereddüt etmeden "elime de tam oturdu kerata" dercesine okkalı bir tokat yerleştiriyor çocuğa ve yoluna devam ediyor. çocuğun zihnindeki o zararlı imajı oracıkta paramparça ediyor. birden ortaya çıkan ve sadece birkaç saniye süren muhteşem bir sahne.

    biraz da filmi bağlayabilmek endişesiyle, sonlara doğru müsamere tadında sahnelere kaydığı da oluyor filmin. fakat filmi sevince o birkaç noktayı da görmezden geliyorsunuz. sevmek bir miktar kör olmayı gerektirmez mi zaten? kör olmayı da değil, körlüğü oynamayı. görünene değil hayal edilene inanmayı. gerçeği hayalimizle paketleyip içindekinden kopmayı. domuzlar kanatlanmasa da kanat çırpışlarındaki ahenge dalıp gitmeyi. balıklar kavağa çıkmasa da gece rüzgarda salınan kavak dalları arasında yakamozlar görmeyi.
  • 'izlemeden ölme' filmidir. filmdeki bütün karakterler birbirinden dramatik ve birbirinden sevimli... hiç bir sahnesinde sıkılmadım, boşa geçen 1 saniye bile yok.

    bittiğinde keşke bi 300 dk falan olsaydı dedim. *
  • günah korkusu ile çaresizliğin savaştığı saflığın hakemlik yaptığı bir film... mükemmel... izleyin izlettirin...
  • konu o kadar incelikle işlenmiş ki, iki "taraf"ın da izlerken gülümseyebileceği ve gücenmeyeceği bir film ortaya çıkmış. böyle hassas konularda, yani işin içine hem siyasetin, hem dinin hem de yıllardır süregelen düşmanlığın, sefalet ve cehaletin karıştığı, gayet tanıdık hassasiyetteki konularda bu denli naif bir film yapabilmek ancak "insan"ın tarafı tutularak gerçekleştirilebilirdi, öyle de yapılmış.

    bireylerin yaşam mücadelesine, günlük hayatlarına ve özünde gerçekten umursadıkları şeylere -karınlarını doyurabilmek, sevdiklerine kavuşabilmek, borcunu ödeyebilmek vs.- bakıldığında tepede dönen politik savaşların saçmalığı daha da belirginleşiyor.

    --- spoiler ---

    final sahnesinde, engellerine rağmen beraber hip hop yapan, birbirlerinin sanatını tamamlayan biri filistinli, biri israilli iki genç görüyoruz. işte bu "tamamlama" aslında tüm bu filistin meselesinin ve filmin de özeti gibi...

    --- spoiler ---
  • bu kadar hassas bir bölgede böyle "gündelik" bir olayı ajitasyona girmeden, kimseleri kötüleştirmeden olduğu gibi anlatmayı başarmak ve bunu yaparken de ilginç bir film ortaya çıkarmak büyük başarı.

    --- spoiler ---

    kara komedi o kadar güzel bir şey ki... derme çatma evinin terasında israilli askerlerin yaşaması ve beraber brezilya dizisi izlemek; domuzla yakalanınca ödürülmemek için intihar bombacısı olmayı seçmek vb... kesinlikle izlenmesi gereken bir film ama bence 10 üzerinden 10 ya da 9luk bir film de değil. sonu bitirilememiş. yine de son sahne sakat bırakılmış israilli ile filistinli'nin breakdanceı çok güzel.

    --- spoiler ---
  • duyguların kanatlandığı film.
  • bir "başka bir dünya mümkün" filmi..

    sınırsız, ulussuz, sürgünsüz...
  • barışın filmidir. filistin-israil meselesinde aslında birarada yaşamın mümkün olduğunu gösteren ancak sorundan nemalanan geri zekalı filistin ve israil tarafındaki kişilerin sorunu kaşımasını gösteren filmdir.

    --- spoiler ---
    çocuk : babam da senin gibi filistin'in kurtuluşu için şehit oldu.
    cafer : gurur duyuyor musun babanla?
    çocuk : evet ama yanımda olsa daha güzel olurdu.

    --- spoiler ---
  • sylvain estibal'in yönettiği, gazze'de balıkçılık yapan bir adamın ağına takılan domuz sonrası yaşananları mizah olarak işleyen 2011 yapım film.. böyle şeyler filmlerde dahi olmaz dedirten bir yapım
  • bu gece sabahlamamı sağlayan fikistin filmi.

    --- spoiler ---

    teması barış. domuz bir meta olarak kullanılmaktadır filmde. domuz arama bahanesi ile ilk defa filistinli ve israilli askerler birlikte devriye atmaktadır.

    kesinlikle izlenmesi gereken bir film.

    --- spoiler ---