şükela:  tümü | bugün
  • ing. bir kurumda çalışan bir şahsın, kurumun amaçlarına ters ya da kamuoyu için tehlikeli/zararlı bir hadiseye şahit olup bunu kamuoyuna açıklaması hadisesi.

    bunu yapana whistleblower denir. çalıştığı şirketin ürettiği ürünün toplum sağlığına zararlı olduğunu, yolsuzluk yapıldığını vs. kamuoyuna ispiyonlayan şahıstır bu. ama bunlar hemen kurumdan atılamıyorlar, bir çok ülkede bazı yasalarla korunuyorlar. hatta bazılarına time gibi dergiler yılın adamı ödülü filan veriyor.
  • (bkz: #14299370)
  • sözlük versiyonu için (bkz: gammaz)
  • sözlük'ten analoji kuracak olursak gammazlık daha ziyade rutin bir özdenetim mekanizması olduğundan ve whistleblowing doğası itibarıyla daha spontane bir araç olma özelliği taşıdığından 12 moderatörler olayı ve ardından gelen (bkz: #30029153) blow'u buna daha uygun bir örnek olabilir.
  • örgüt içerisindeki ahlaki olmayan, haksız eylem ve davranışların yada kamu düzenini bozan bir davranışın örgüt içinde çalışan bireyin, örgüt içinde yada dışında yetkili kişilere bu durumu bildirmesidir. bu bildirme zorunlu olmamakla birlikte bildiren kişinin insiyatifine kalmış bir ifşa etme davranışıdır.
  • doktora tezimi yaptığım konu. tanımımı yaptığıma göre bilgi vermeye başlayabilirim sanırım.

    whistleblowing, daha önceki entrylerde de açıklandığı üzere herhangi bir örgütte yanlış giden bir şeyin paydaşlara duyurulması olayıdır. bir müsabakada faulü tespit eden hakemin düdüğü çalıp, yanlışa müdahale etmesi metaforundan esinlenildiği iddia edilir. bu örnek tüm kavramı özetler niteliktedir. müsabaka organizasyonu, faul yanlış giden olayı, oyunu durdurma da whistleblowingi temsil eder.

    whistleblowing, gammazcılık, ispiyonculuk, vb. gibi bir durum değildir. ispiyonculuk (espioange) genellikle çıkar sağlama için bilgi paylaşımıdır. whistleblowing durumunda ise ortada bu eylemi gerçekleştiren genelde çok büyük bedeller öder. neden bir insan whistleblower olur sorusuna şu üç başlıkta yanıt verilebilir:
    1. harekete geçme isteği
    2. hukukun üstünlüğüne olan inanç
    3. vatanseverlik.

    bir organizasyonda yanlış giden bir şeyi sadece tek bir kişinin bilmesi imkansız gibidir. birçok kişi bu yanlışın farkındadır ama yalnızca bir ya da iki kişi bunu ortaya çıkarmaya veya duyurmaya cesaret edebilir. gelişmiş ülkelerde, whistleblowerları koruyan çok ciddi kanunlar vardır. bu kanunların en etkin çalıştığı ülkeler sırasıyla avustralya, abd, ve kanada'dır. abd whistleblower protection act'i ilk çıkaran ülkedir*. ancak ülkede bu alanda ciddi sorunlar da yaşanabilmektedir. (bkz: edward snowden)(bkz: sibel edmonds)

    ülkemizde ise whistleblowing ciddi biçimde vatana ihanet ile suçlanmanıza yol açabilir. (bkz: 17 - 25 aralık) 17-25 aralık bir whistleblowing örneği midir tartışılabilir. tezimde ben de tartışacağım bunu. dünyadaki diğer örneklerle kıyaslayacağım ve ortaya net bir şey koymaya çalışacağım.

    ortada bir yanlış varsa elinizle, dilinizle, kalbinizle müdahale edin inancına sahip bir dinin yaşandığı bir ülkede yanlışı ortaya size çok pahalıya mal olabilir. işte bu durumda maalesef müslüman değil muhafazakar olduğumuz tezini güçlendirmektedir.

    daha fazla bilgi için çekinmeyiz, yeşillendiriniz.
  • "bildirimde bulunma, ifşa etme" olarak türkçeye çevrilebilir. ispiyonculuk veya muhbirlik değildir. whistleblowing ahlaki bir davranıştır.
  • sağ olsun zamanında birisi çıkıp whistleblowing'e bire bir anlamıyla ıslık çalmak dedi ve ne yazık ki bu olay anlatılırken ıslık çalmak ile ilişkilendirildi. hatta ıslığı çalmak falan diye de makalele yazıldı.

    olayın aslında ise ingiliz polisinin bir suçu gördüğünde ya da suçluyu kovaladığında elindeki o meşhur pirinç düdüğü üflemesi yatar. eski filmleri falan seyrederseniz orada da denk gelirsiniz. polis halkı ya da etraftaki diğer polisleri uyarıp destek istemek için düdüğünü çalar.

    bugünkü kullandığımız anlamı ise üstteki entrylerde falan verilmiş zaten.

    ekleme:
    sanırım norman wisdom'ın bir sekansı olayı daha iyi anlatır.
    https://www.youtube.com/watch?v=kkahh-tsehq