şükela:  tümü | bugün
  • taktik hatası sonucu epey yaşlı bir çevirmene (mefkure teyze) verilen kitabın espirilerinin yaklaşık %30'u ölmüş, harcanmıştı. yine de türkiyede bile best seller olduğuna göre daha iyi reklam yapan bir yayınevinden çıksa çok daha fazla satar, rekora bile gidebilirdi. çok çok eğlenceli ve başarılı bir kitap, zadie smith bu yüzyılın en genç ve en başarılı yazarlarından, kaldı ki kadın yazar kimliği de çok geri planda.
    bbc kitabın yayın haklarını dizileştirmek üzere satın almış bile.
  • rengarenk, deli dolu, aynı anda bir ton şeyi anlatabilen (londra, göçmen, yerli, orta sınıf, orta yaş, ergenlik...) roman. favori karakterim alsana begüm' dü. kocası samet maya' ya kızan köpüren teyzemiz, onunla küsmek, konuşmamak, kavga etmek yerine daha çıldırtıcı bir yöntem benimsemişti. yıllarca kocasıyla kesin olmayan ifadelerle konuşmuştu (sadece evet ya da hayır' la yanıtlanabilecek sorulara bile):
    "belki samet maya, belki değil".
  • (bkz: #39556596)
  • elif shafak'in iskender'inden (bkz: iskender/@iklim) ne kadar hoşlanmadıysam o kadar sevdiğim kitaptır.

    kitabı çevirisinden değil orjinalinden okumak için uzun süre beklediğimi söylemeliyim. 542 sayfa olmasına ve anlatımın hoşluğuna rağmen ben okuru içine alan bir kitap olduğunu düşünmüyorum. aksine kimi yerlerde 5-6 sayfa okuyup "ya ben ne okudum" diye kendinize sorup, başa dönebiliyorsunuz. ancak bu başa dönüşlerin hiç biri zaman kaybı olmuyor. her defasında yeni bir ayrıntı, yeni bir espri, yeni bir karakter...

    iskender ile arasındaki benzerliğe gelince, elif shafak paşa paşa kitabının başına "white teeth'den esinlenilmiştir diye yazsa sorun olmazdı ama yazmayıp da bu kadar benzerlik olunca white teeth iskender'i ezip geçiyor haliyle.
  • güzel bir romandır. ingiltere'de yaşayan göçmenlerle ilgili bir başka eser için: (bkz: dirty pretty things)

    romana dönecek olursak, güzel bir olay örgüsü ve güzel bir anlatımı var. ancak sonlara, yani ikinci kuşağın büyüdüğü kısma doğru gerçekten zorla uzatılmış hissi veriyor. hikaye ağırlaşıyor, sıkıcılaşıyor.

    mefkure bayatlı çeviride güzel iş çıkarmış, kendisinin elizabeth wurtzel çevirilerini de çok beğenmiştim. ancak şu argo ve küfürlere çözüm bulması gerekiyor, mot a mot çevirmek ve kulak tırmalamalarına sebep olmak yerine, türkçe'de aynı durum için kullanılan daha sıradan küfürler kullanabilirdi.
  • zadie smith'ten harika bir ilk roman. londra'daki gocmenlerin ve orta sinifin hayati yogun mizahla bir uslupla anlatilmi$ ve icten ice dalga gecilmi$. cok cok keyifli bir okuma. o kadar olgun bir anlatim var ki yazarin 75 dogumlu, bunun da ilk kitabi olduguna inanmak guc dogrusu. (bkz: hastasiyim)
  • akııııp gıdıyo bu kıtap.eglenceli.tatil kitabi gibi.buyuklere masallar kıvamında.
  • birakin son yillari, gelmis gecmis en super romanlardan birisidir. yazari nasil 21 yasinda olur? olamaz. bence yalan. genc werther'in acilarini yazdiginda goethe 25 indeymis diye cok olay cikarmislardir. eee? yani? bir inci gibi disler mi yazmis, yoo. ama olayi var. zadie smith ve kitabi benim yasadigim kusagin beatles'i, 68 kusagi gibi unutulmaz caginin satirbaslarindan birisi olmak mecburiyeti olacak kadar iyi bir kitap.
  • ağzı iyi laf yapan, zeki bir arkadaşınızla karşılıklı sohbet ediyomuşsunuz hissini veren roman. bir de bu göçmenlik, kültür çatışması meselelerini iyi bilenler için detayları yakalayabilmek ya da olayı hissetmek daha kolay olduğundan daha fazla zevk alabilecekleri bir kitap. gerçi roman ingilizce' den çevrilirken ne kaybetti bilmiyorum ama çevirisinde bile zadie smith' in dile ne kadar hakim olduğu belli oluyor.
    velhasıl zadie smith kafa kızmış, otursak da rakı içsek karşılıklı diyorum.
  • son yıllarda okuduğum en roman gibi romandır. kurgudur, hikayedir, karakterdir. hepsi bir aradadır yani. karakterleriyle, kendine mesele edindiği kavramlarla, bir hikayenin nesilden nesile pürüzsüzce aktarılışına tanıklık ettiğimiz bir zadie smith romanıdır. göçmenlik, yolculuk, bir memleketi terk etmek, yeni bir kimliğe bürünmek, inanmak, bir fikre teslim olmak, geçmişinden kurtulamamak, yaşadığın ve yaşayacağın hayatı bir türlü kendin seçememektir. bütün bunlar kanlı canlı karakterlerle, siyah-beyaz neden-sonuç ilişkisinin ötesine geçmiş, tam da hayatın kendisi gibi bir hikayeyle sunulmuştur. derslerde okutulası, üzerine tezler yazılasıdır.

    bu arada irie'yi romanın ne istediğini bilen, kendinden emin ve duygusal açıdan en sağlıklı karakteri ilan ediyorum efendim. saygılar.
hesabın var mı? giriş yap