şükela:  tümü | bugün
  • bilimler için “anlama” yönteminin ilk uygulayıcısı olan düşünür. dilthey, doğa bilimleri için “erklaren”i (dışarıdan anlamak), beşeri bilimler için “verstehen”i (içeriden anlamak*) önerdi. ona göre her tarih dönemini ancak kendi içinde yaşayarak anlayabiliriz.
  • efendim, etkilemediği hemen kimse kalmamıştır, özellikle yorumsamayla* uğraşanları etkilemiştir. bir iki bkz. vermek ister deli gönül:

    (bkz: heidegger)
    (bkz: horkheimer)
    (bkz: habermas)
    (bkz: ortega y gasset)
    (bkz: mannheim)
    (bkz: sartre)
    (bkz: aron)
    (bkz: gadamer)
    (bkz: ricoeur)

    ayrıca verstehen kavramıyla da weber'i epey uğraştırmıştır.
  • 1813-1911 yılları arası yaşamış, 20. y.y. başlarını görüşleriyle etkileyen pozitivist felsefecidir kendisi.

    bilimleri tabiat bilimleri ve manevi bilimler olarak sınıflandırır. edebiyat, tarih gibi alanları manevi bilimler sınıfına sokarak, "edebiyat bilimi" kavramının temellerini atmıştır.

    terimi ilk kullanan kişi için (bkz: theodor mundt)
  • 'anlamak, ben’ in sen’ de yeniden bulunmasıdır.'
    kendisini en cok etkileyen schleiermacher’in yorumbilimidir. amacı doğa bilimlerinden ayrılmış olan tinsel bilimler için metodolojik bir temel kurmak ve onların doğa bilimlerinden üstünlüğünü kanıtlamaktır. en temel tinsel bilim de dilthey'e göre tarihtir. georg simmel' i de etkileyecek olan dilthey, tinsel bilimleri doğa bilimlerinin söz sahibi olmadığı bir alanda, yaşamın ve insanların anlamlandırmalarının yorumu alanındaki disiplin olarak yüceltir.
  • " insani ilimlerde bütün düşünce [axiolojik] bir değer öğretisidir. hiç kimse tarihin veya toplumun bütününü inceleyemez, bir seçme yapması gerekir. hiç kimse yaptığı belirli bir incelemede edindiği bütün bilgileri aktaramaz; seçim yapması ve editörlük etmesi gerekir. her iki durumda da önemli saydığımızı ayırıyoruz. bir şeyin önem derecesini de değerli saydığımız, oluşturduğu veya devam ettirdiği oranda biçiyoruz. diğerlerini bırakıyoruz. böylece, değer iki açıdan insan bilimlerinin temelinde bulunur. tarihi yaratanların değer tanımları ve bunları gerçekleştirmeye çalışmaları araştırmalarımızın bir parçasıdır, bunun yanında kendi araştırmalarımızın yöne ve biçimi kendi değerlerimizi belirtir."

    *
  • schleiermeier'in kurduğu genel/felsefi hermeneutike ciddi katkıları olmuş alman düşünür.

    dilthey, tin bilimleri olarak andığı sosyal bilimleri hermeneutik bağlamda yeniden konumlandırmaya çabalamıştır. zira döneminde* sosyal bilimlerin doğal bilimler karşısında statüsü hayli beter durumdadır. *

    ayrıca kant eleştirisini kant'ın kendi sistematiği içerisinden yaparak da, ayakları yere basmayan ding an sich eleştirileri havalarda uçuşurken, gönlümde taht kurmuştur.
    tabi bu eleştiri apayrı ve uzunca bir entrynin konusu olacaktır.
  • kant'ın "bilen özne"sinin eleştirisi şöyle yapmıştır: "bu bilen öznenin damarlarında gerçek bir kan değil, aklın imbikten geçirilmiş özsuyunun dolaştığı"nı söyler. bununla kast ettiği irrasyonalizm değildir, yine çünkü ona göre "içinde yaşadığımız gerçeklik bilinci öngerektirir. bizim bu gerçekliği tanımaki serimlemek, değiştirmek için verdiğimiz uğraşılar yine bu gerçeklik içinde yer alırlar." demiştir. yani bilgi dediğimiz şey bilgi sahibi olan özne bilgi sahibi olduğu dış dünyadan hiç etkilenmemiş, onun tarafından biçimlendirilmemiş ve mutlak bir objektiflikte değildir. böyle olduğu varsayımı ise kendiliğinden duyarlık ve zihin, duyum ve düşünme , algı ve tasarım arasındaki farkı açar.
    böylece de kendi sözleriyle, tüm bilme ediminin yaşama içinde gerçekleştiğini görmek gerekir, bu da tarih ve toplum bilimleri için aranılan temel bilimin temel koşuludur, demiştir.
  • dilthey' e göre insan bilimleri, araştırmalarına konu olan nesnelere karşı takındıkları tutumdaki temel fark nedeniyle doğa bilimlerinden ayrılmalıdır. doğa bilimleri dışarıdan nesneleri incelerken, insan bilimleri içeriden genişleyen bir bakış açısına dayanır.
  • gerek yorumbilgisine gerekse insan bilimlerinin yöntembilgisine önemli katkılarıyla tanınan, 1833-1911 arası yaşamış alman filozof.
    insanı değişkenliği ve devingenliğiyle ele alıp tarihsel olumsallığını gözeterek kavrayan kendine özgü bir yaşam felsefesi ortaya koymasının yanısıra, yazın incelemelerine ve dünya görüşü (weltanschauung) kuramına da katkı yapmış olan dilthey'in başlıca tasarısı, kant'ın arı usun eleştirisi'nde doğa bilimleri için yaptığına benzer biçimde, insan bilimleri için zorunlu gördüğü tarihsel bilginin koşullarını belirlemektir. başka bir deyişle, dilthey tüm bir yapıtıyla "tarihsel aklın eleştirisi"ni yazıya dökmeye çalışmıştır denebilir.

    dilthey, reform kilisesi'ne bağlı bir ilahiyatçının oğlu olarak dünyaya geldi. heidelberg'de tanrıbilim, berlin'de daha çok tarih ve felsefe çalıştı. berlin'de bir yandan felsefeci trendelenburg'un bir yandan da tarihçi ranke'nin derslerine katıldı. 1866'da basel üniversitesi'nde profesörlüğe atandı; daha sonra sırasıyla 1868'de kiel, 1871'de breslau üniversitelerine geçti. 1882'de berlin üniversitesi'nde daha önce hegel'in ders verdiği kürsüye atandı ve 1905'e kadar burada çalıştı.

    dilthey'in yorumbilgisi konusundaki düşünceleri yorumbilgisi tarihinin en önemli uğraklarından birini oluşturur. dilthey tanrıbilim yönelimli bir yorumbilgisini izlemek yerine, "toplum ya da tin bilimlerinin doğa bilimlerinden hangi bakımlardan ayrıldıkları" sorusuna yanıt aramış ve en önemli katkısı da tin bilimlerinin ya da insan bilimlerinin (geisteswissensschaften) yöntembilgisi alanında olmuştur. ruhbilim, insanbilim, tarih, ekonomi, filoloji, yazın incelemesi, karşılaştırmalı din, hukuk gibi tin bilimlerinin ortak konusu insan, insanın yaptıkları ve yaratılarıdır. dilthye'in tin bilimlerinin yöntembilgisine ilişkin görüşleri onun yaşam felsefesi ile yakından bağlantılıdır.

    dilthey'e göre yaşam sadece biyolojik bir olgu değil, insanların umutlarıyla, korkularıyla, düşünceleriyle, eylemleriyle, kurumlarıyla, yasalarıyla, dinleriyle, sanatlarıyla, edebiyatıyla, bilimiyle, felsefesiyle yaşanan insan yaşamıdır. bu nedenle felsefenin asıl konusu bu anlamda insan yaşamı olmalıdır. dilthey yaşamın dışında ve ötesinde duran, yaşamın görüngüsü olduğu düşünülen kant'ın kendinde-şeyleri ya da platon'un ideaları gibi aşkın varlıkları yadsır. ona göre yaşam somut gerçekliktir; onun ötesine gidemeyiz. kişisel deneyimin ışığında, düşünüp kurgulayarak bulunabilecek mutlak bir başlangıç noktası da yoktur. yaşamla ilgili bütün yorumlar, değerlendirmeler ve ilkeler belirli bir yerde ve zamanda yaşayan öznelere görecedir. deneyimlenen yaşam duyumlar ve izlenimlerle sınırlı, dar kafalı bir biçimde algılanan yaşam değil, bütün zenginliği ve çeşitliliği içinde yaşamdır. müzik ve şiir dinleme, dinsel huşu, yurtseverlik coşkusu, estetik doyum da birer "yaşantı"dır (erlebnis).

    dilthey'e göre, yaşam birbirinden kopuk bir olgular yığını değildir. o her yerde örgütlenmiş, yorumlanmış, dolayısıyla anlamlı olarak karşımıza çıkar. filozof, insanların kendi dünyalarına vermiş oldukları anlamlardan yola çıkmalıdır. kuşkusuz filozofun kendisi de yaşamın bir parçasıdır ve onun dışına çıkamaz. fakat filozofun bu durumu bir eksiklik değil, tersine, bir zenginliktir; bu durumu yaşamın örgütlü ve anlamlı hale gelme sürecini kendi yaşantısından bilmesini, yaşamı içeriden anlamasını olanaklı kılar. hiç kuşku yok ki her filozof, gerek kendini gerekse genel olarak yaşamı düzenlemek ve anlamlandırmak için kategoriler kullanır. dilthey'in yaşamı anlamak için zorunlu gördüğü kategoriler, kant'ın fiziksel gerçekliği algılamak için zorunlu gördüğü kategorilere benzer. fakat ona göre yaşam kategorileri a priori değil, deneyimden yapılmış genellemeler, olayları bir tür ilişki olarak yorumlama tarzlarıdır. bu kategoriler bizzat yaşamın doğasında vardır. dilthey bunlar arasında "içsel-dışsal", "güç", "bütün parça", "araç-amaç", "gelişme", "değer", "anlam" kategorilerini sayar. ona göre simgeselleştirmenin temelinde yatan "içsel-dışsal" (zihinsel içerikler-fiziksel dışavurumlar) kategorisi ya da ilkesiyle, örneğin gözlenebilir bir jesti bir ruhbilimsel yaşantının dışavurumu olarak deneyimleriz. fizik dünyayı anlamada nedensellik ilkesinin gördüğü işi yaşam dünyasında gören "güç" kategorisi aracılığıyla hem kendimizin diğer nesne ve insanlar üzerindeki etkilerini, hem de onların bizim üzerimizdeki etkilerini deneyimleriz. şimdiyi deneyimlememizi sağlayan "değer" geleceği öngörmemizi sağlayan "amaç" ve geçmişi geri getirmemiz sağlayan "anlam" kategorilerinin dilthey'in şemasında özel bir önemi vardır. dilthey'e göre, bu kategorileri ya da düzenleyici ilkeleri gündelik yaşamda kullandığımızın genellikle bilincinde değilizdir. oysa ki bu kategorileri kullanarak yaşamı bilinçli ve planlı olarak düzenler, yorumlarız. dinler, söylenler, atasözleri, sanat ve edebiyat yapıtları böyle yorumlardır. ahlak ve hukuk ilkeleri bizim değerlendirmelerimizin ve amaçlarımızın belirtik dilegetirilişleridir.

    konusu insan, insanın eylemleri ve yaratıları olan tin bilimleri için, kant'ın doğa bilimleri için arı usun eleştirisi'nde yaptığına benzer biçimde bir tarihsel aklın eleştirisini yazmak dilthey'in başlıca amacı olmuştur. dilthey'e göre doğa bilimleri ile tin bilimlerinin ayrıldığı noktalardan ilki, birincisinin dış dünyaya ilişkin dışsal deneyimle ilginlenmesi, buna karşı ikincisinin içsel deneyime dayanmasıdır kuşkusuz, dışsal deneyimin konusu olan bir nesne, örneğin bir heykel, hakkında içsel deneyim de olanaklıdır. dışsal deneyim heykelin fiziksel özellikleri, içsel deneyim heykel karşısında gösterdiğimiz tepki hakkındadır. yaşanan deneyim bunların her ikisini de içerir. ikinci belirgin fark, doğa bilimleri doğayı açıklamayı, dışsal deneyimin ayrı ayrı zihinsel temsillerini varsayıma dayalı genellemeler aracılığıyla birbirine bağlamayı amaçlarken, tin bilimleri yaşamın yaşanan deneyimde verilen tipik yapılarını açık bir biçimde birleştirmeyi hedefler. doğa bilimleri gittikçe daha kapsamlı genellemeler ortaya koymaya çalışır. buna karşı tin bilimleri ise hem bireysel olanı hem de evrensel olanı anlamaya eşit ölçüde önem verir, çünkü bireyler içinde yaşadıkları toplumsal ve kültürel dizgelerin arakesitinde yer alır.

    dilthey'e göre, yaşam dünyası hem genel yasalar formüle etmeye çalışan dizgeli çalışmaların, hem de tekil olayların zamansal olarak art arda gelişiyle ilgilenen tarihin konusu olabilir. bütün tin bilimleri yorumlayıcıdır ve karşılıklı olarak birbirine bağlıdır. tin (ya da insan) bilimleri konusunu incelerken her türlü yöntemi (gözlem, sınıflama, istatistik, tümdengelim, tümevarım vb.) kullanabilir. fakat, bu bilimleri doğa bilimlerinden ayrı kılan başlıca özellik, "anlama" yöntemini kullanmasıdır. anlama işinde tarih ve dizgeli bilimler birbirine yardımcı olur. son çözümlemede doğa bilimleri açıklama yapmaya (erklaren) çalışırken, toplum bilimlerinin özünde anlama (verstehen) doğrultusunda yapılandıklarını öne süren dilthey, toplum bilimlerinin anlamaya çalıştığı şeylerin yalnız yazılı ya da sözlü metinlerle sınırlandırılamayacağını, mimiklerden eylemlerei sanat yapıtlarından kurumlara, toplumsal görüngülerden geçmişte meydana gelmiş olaylara dek insan yaşamında ilkece anlamaya açık anlamlı ne varsa toplum bilimsel anlamanın konusu olduğu saptamasında bulunmaktadır.

    dilthey'in bilgi kuramında, insanların yaşamı anlamlı olarak deneyimlediği, bu anlamı dışavurma eğiliminde olduğu ve bu ifade biçiminin anlaşılabileceği varsayılır. anlama, yaşamın gövdelenmesinin, insan deneyiminin ve etkinliklerinin dışsal ifadelerinin / anlatımlarının / dışavurumlarının yorumlanmasıdır. başka bir deyişle, anlama sözcük ya da mimik aracılığıyla verilen herhangi bir ifadede açığa vurulan fikir, duygu, niyet, amaç gibi bir zihin içeriğinin kavranmasıdır. bu bağlamda dilthey'e göre iki tür anlama bulunmaktadır. bunlardan ilki, bir söz, bir eylem ya da bir korkunun dışavurumu bir yüz anlatımı gibi en yalın anlamların anlaşılmasıdır. anlatımın kendisi ile anlatım deneyiminin kendisi arasında kesinlikle bir ayrılık söz konusu olmadığından, bu ilk anlama türünde anlama hiçbir çıkarıma ya da dolayıma gerek duyulmadan dolaysız ve doğrudan bir biçimde gerçekleşmektedir. bu tür bir anlama "ben ile sen için ortak olan" bir aracıyı, yani anlatım ile anlamanın gerçekleştiği "nesnel bir tin"i, ortaklaşa bir dil ile kültürü daha baştan varsaymaktadır. öte yanda ikinci anlama türünde, yaşamın belli bir yönü ya da büyük bir sanat yapıtı gibi hep alabildiğine karmaşık bütünlere yönelmiş "daha üst anlama biçimleri" bulunmaktadır. bir bütünün belli bir parçasının taşıdığı anlam (bedeutung) temel anlama yoluyla kavranırken, buna karşı parçalarının düzenli bir biçimde birlikteliğinden kaynaklanan bütünün anlamı (sinn) daha yüksek bir anlama etkinliğiyle kavranabilmektedir. dilthey bu noktada, temel anlama yoluyla kavrama çabasının başarısızlığa uğramasının, yüksek düzey anlamaya geçilmesi için çoğu durumda özendirici, hatta kışkırtıcı bir değer taşıdığını belirtmektedir. sözgelimi, bir kişinin eylemini doğrudan, hiçbir düşünüm ya da çıkarım etkinliğine girmeden anlayamıyorsam, eylemini anlayamadığım kişinin kültürünü ya da bir bütün olarak yaşamını araştırmak durumundayımdır. aynı biçimde, kitabın belli bir tümcesinin tam olarak ne anlama geldiğini sökemiyorsam, yapmam gereken bütün bir kitabı yeni baştan okuyup yorumlamaktır. pek çok durumda karşılaşıldığı üzere genellikle temel anlama başarısız olmaya yazgılıdır, çünkü sözü eden kişi yani metnin yazarı ya da anlamaya konu eylemler ile yüz anlatımları öylesine olağandışıdırlar ki, bunların nesnel tinin olağan ölçütlerinin kullanılmasıyla ortakgörü doğrultusunda anlaşılmaları olanaksızdır. dilthey, böyle bir durumda kalınmasının, yazarın söylediğini ya da bir kişinin yaptığını anlamanın doğrudan o kişilerin bireyselliklerine giderek anlamayı zorunlu kıldığını söylemektedir. dolayısıyla yüksek düzey anlama, yalnızca gündelik yaşamın olağan anlam çerçevesine oturtulabilen genel bir anlama yaklaşımından değil, çoğunlukla bireylerin dünyalarının kimi olağandışılıkları ile inceliklerinin de anlaşılmasından geçmektedir.

    dilthey, bu söylediklerinin kişinin kendisini anlaması için de aynen geçerli olduğunu dile getirmektedir. örneğin, temel anlama aracılığıyla acıktığımı, kıskandığımı ya da acı çektiğimi doğrudan anlayabilirim, oysa "yüksek" anlamayla kendime, yaşamıma, geçmişime ilişkin daha önce anlamadığımdan farkına varamamış olduğum yeni anlamalara, yeni anlamlara, yeni farkındalıklara varabilirim. dilthey'in söylediği gibi, kendimi anlamaya çalışırken temel anlamanın yetersiz kalışı kendime yüksek anlama düzeyinden bakmama olanak tanımaktadır. sözgelimi "nasıl böyle bir şeyi kıskanabilirim?", "bunu nasıl oldu da yaptım?", "neden acı çekiyorum o zaman?" gibi sorular temel anlamanın yetersiz kaldığı durumlarda, kişinin yüksek anlamaya geçmesini olanaklı kılan tipik kendini anlamaya geçiş amaçlı sorulardır. dilthey'e göre, bu soruların ışığı altında kendimi yüksek düzey bir anlamayla kavramaya başlamam, aslında kendi bireyselliğim ile beni ötekilerden ayrı kılanın ne olduğu üzerine düşünmeye doğru yöneldiğimi göstermektedir. 1890'larda ruhbilimi toplum bilimlerinin temeli olarak göremeye başlayan dilthey'in, ilerleyen yıllarla birlikte ruhbilimin yerine bütünüyle yorumbilgisini gerçirerek düşündüğü gözlenmektedir. bu bağlamda toplum bilimlerinin gerçek anlamda araştırması gerekenin ne tin ne bireyin ruhbilimsel yaşantısı ne de kişiye özel dünyalar olduğunu söyleyerek, asıl yoğunlaşılması gereken alanın "herkesçe paylaşılan ortak kültür dünyası" olduğunun altını özellikle çizmektedir. örneğin bir oyunun anlamının yazarının ruhsal yaşantısından bütünüyle bağımsız olduğunu savunan dilthey, bir yapıt her ne kadar haz, acı, beğeni gibi birtakım kişisel duygulara yer veriyor gibi görünse de, bu yaşantıların yazarın öznel yaşantıları olmaktan çok "idealize edilmiş bir kişinin" ağzından dillendirilmiş bütün insanların yaşadıkları olduğunu ileri sürmektedir. dolayısıyla, ruhbilimsel yaşantı, bu kişinin kendi yaşantısı dahi olsa, ancak dışavurumlarıyla yani dile dökülmüş anlatımlarının yorumlanmasıyla bilinebilirdir. dilthey tam bu noktada "insan kendisini içgözlemle değil ancak tarih içinde, geçmişiyle bilebilir" demektedir. tarihin yorumlanması ise asla tek bir reçeteye ingirgenemeyecek derecede çok yönlü bir araştırmayı gerektirdiği gibi, tarihin yorumlanmış olması da tek başına insan doğasını anlamak için yeterli değildir. anlamanın tarihselliği çeşitli insan olanaklarını ortaya sererken, çok çok şimdinin kısıtlamalarından kurtulup özgürleşmeye olanak tanımaktadır. dilthey'in savunduğu üzere, yorumbilgisi her durumda tarihsel yönelimli bir araştırma olarak, insan yaşamına ilişkin farkındalığımızı hep belli bir tarihsel ardalandan ya da bağlamdan kendi içinde tutarlı bir biçimde türetmek durumundadır.

    öte yanda dilthey'e göre, insanlarda bir gerçeklik tablosunun anlamlılık ve değer duygusuyla ve de eylem ilkeleriyle birleştirilmiş olduğu kapsayıcı bir yorum, bir dünya görüşü (weltanschauung) ya da felsefe oluşturma eğilimi vardır. bir dünya görüşü dünya hakkında bildiklerimizi, dünyayı duygusal olarak değerlendirme tarzlarımızı ve ona istemli olarak nasıl tepki verdiğimizi özet halinde veren genel bir bakış açısı oluşturur. dünya görüşleri de, daha sınırlı yorumlar gibi öznel ve göreli olmakla birlikte, yaşamın bir parçasıdır ve tek yanlı olsalar bile yaşamın gerçek birer boyutudurlar. insan varoluşunun somut sonul anlamı edebiyatta, sanatta, dinde ve felsefede en tam anlatımını, en yetkin ifadesini bulur. yaşamın genel anlamını kavramayı amaçlayan filozof, bu dünya görüşlerini de incelemelidir. kendisi de yaşamın bir parçası olan filozofun, anlamın deneyimlendiği ve iletildiği zihin süreçlerine aşina olması, anlatımın geçtiği somut bağlamın -örneğin, bir sözcük için onun geçtiği tümcenin ya da metnin, bir eylem için ona yol açan koşulların- bilgisine ve çoğu anlatımın doğasını belirleyen toplumsal ve kültürel dizgelerin -örneğin, dilin- bilgisine sahip olması anlamayı olanaklı kılar.

    dilthey, dünya görüşlerini her biri de gerçekliğin bakış açısına dayalı birer yorumu olan üç türe ayırır: doğalcılık; özgürlük idealizmi; nesnel idealizm. doğalcılık, örneğin demokritos ile hobbes'da olduğu gibi, bilişsel yetilerimizi vurgular; her şeyi algılanabilen ya da açık bir biçimde bilinebilen "şey"e indirger ve çokçu bir yapıdadır. özgürlük idealizmi, platon ve kant'ta olduğu gibi, istemli amaçlarımızı vurgular; istencin indirgenemezliği konusunda ısrar eder ve ikici bir yapıdadır. nesenel idealizm, herakleitos, leibniz ve hegel'de olduğu gibi, değerli olduğu duyumsanan şeyleri vurgular; gerçekliği uyumlu bir değerler kümesinin cisimleşmesi olarak görür ve bircidir. dilthey'e göre, bu dünya görüşlerinin hiçbiri de her şeyi açıklama savında olmasına karşın mutlak bilgiye ulaşamaz. dilthey'in zamansallık kavramını çözümlemesi, heidegger'i ve kuşağını etkilemiştir. doğa bilimleri ile toplum bilimleri arasında yaptığı ayrımlar bugün için gerçek birer ölçüt haline gelmiştir. toplum bilimlerinin yöntembilgisiyle ilgili tartışmalar günümüzde hala dilthey'in kavramları ile yapılmaktadır. yine dilthey'in "anlama" kavramı weber'in yöntembilgisinin temeli olmuş ve çağdaş toplumbilim kuramını oldukça etkilemiştir.

    dilthey'in eserleri yirmi cilt olarak basılmıştır: gesammelte schriften (toplu eserler, 1914-1990). başlıca eserleri arasında einleitung in die geisteswissenschaften (tin bilimlerine giriş, 1883); ideen über eine beschreibende und zergliedernde psychologie (betimsel ve çözümleyici ruhbilim üstüne düşünceler, 1894); entstehung der hermeneutik (yorumbilgisinin doğuşu, 1900); der aufbau der geschichtlichen welt in den geisteswissenschaften (tin bilimlerinde tarihsel dünyanın kuruluşu, 1910); die typen der weltanschauung und ihre ausbildung in den metaphysischen systemen (dünya görüşü türleri ve bunların metafizik dizgelerdeki gelişimi, 1911); weltanschauung und analyse des menschen seit renaissance (rönesans'tan bugüne dünya görüşü ve insanın çözümlenmesi, 1913) sayılabilir. ayrıca dilthey, schleiermacher üzerine bir yaşam öyküsü; rönesans, aydınlanma ve hegel üstüne de denemeler yazmıştır.

hesabın var mı? giriş yap