şükela:  tümü | bugün
  • amerikanin pro german anti brit 1900 lu yillarin basina damgasini vuran savas zamani ise batip maymun olan medya devi.dergilerinde almanlardan yana tavir almasi sonunu hazirlamistir.
    amma cizgi film endustrisine ilk katkilari yapan adamlardandir.
    elalemin studyosundan (bilhasa barre nin) tonla adami calmis kendi nesriyatinda ki band cizgi roman karakterlerinin animasyonlarini yaptirtmaya kastirmistir.

    ama cizgi film gonul isidr, hearst un altinda calisan adamlar cuvallamis, cok afedersiniz bi halt olamamislardir.

    zaten olsalar da haberimiz olmayacaktir zira o donem animatorler cok degerli olup calinacagindan korkuldugundan cizgi filmlerin sonunda kastta adlari bile gecmemekte, sanki hearst oturmus cizmis gibi sadece produktorlerin adi gecmektedir.
  • orson welles'in unlu yurttas kane filminde, bu adamin hayati konu edilmektedir. ayrica patricia hearst'in de dedesi olur kendileri..
  • amerikalı yayıncı hearst, joseph pulitzer ile birlikte, bulvar gazeteciliğinin babası sayılmaktadır. 20'li yıllardan beri abd'nin basın olayına egemen olanlar arasında yer alan hearst, kendine tutkulu bir koleksiyoncu olarak da isim yaptı.

    hearst, altın arayıcılığından maden sahipliğine, senatörlüğe ve yayıncılığa kadar yükselmeyi başaran george hears'ün oğlu olarak san francisco'da dünyaya geldi. liseyi bitirdikten sonra 19 yaşındaki genç, üç yıl harvard üniversitesi'nde eğitim gördü ve bu arada sömestre tatillerinde değişik gazetelerde staj yaptı.1885'te babasının gazetesi olan "daily examiner"de işe başlamak üzere üniversite tahsilini yarıda bıraktı (gazetenin başına 1887'de geçti). genç yayıncı hearst, ilk yılında tirajı iki katına çıkartmayı başardı. önündeki büyük örneği joseph pulitzer'in new york'ta çıkan "the world" (dünya) gazetesi gibi, o da yurttaş kampanyaları ve skandal öyküleri gibi sansasyonlara yer verdi gazetesinde. babasından kendisine miras kalan madenleri 1895'te satıp new york gazetesi "morning journal"ı (sabah gazetesi)satın aldı. "the world" gazetesiyle aralarında başlayan tiraj kavgası amerikan gazetecilik tarihinde yeni bir dönem başlattı. 1896'da "evening journal" (akşam gazetesi) gazetesini de satın alınca, hearst şiddet ile suçun pazarlanmasındaki öncülüğü üstlenmiş oldu. ayrıca ödediği olağandışı maaşlarla ve rakip firmaların elemanlarını kendi şirketine kazandırmakla, mükemmel bir yazı işlerine sahip oldu. pulitzer'in richard f. outcault adlı ressamını angaje etmesi tam bir sansasyon yarattı (outcault, çizgi roman tiplemesi, yellow kid ile basın tarihinde ilk kez renkli basan "world" gazetesinin tirajını 1896'dan o güne sürekli artmıştı). pulitzer bunun ardından yeni bir yellow kid ressamını işe alıp da her iki gazete de bu tipi sununca, sansasyon gazeteciliğinin bu yeni biçimini nitelemek üzere "yellow press" (sarı basın) adı yerleşti. gazeteler arasındaki tiraj kavgası, küba'nın, ispanya'nın sömürge gücüne isyan etmesiyle (1895'ten başlayarak) doruk noktasına ulaştı. hearst'ün ve pulitzer'in yayınları, kamuoyunu aylarca ispanyolların yaptıkları vahşetin öyküleriyle doldurarak, isyanın kızışmasında ve amerika'nın 1898'de savaşa girmesinde etken oldular. hearst, küba haberlerini iletecek muhabir gazetecilerden özel bir ekip kurdu ve sonunda kendisi de bu buhranlı bölgeye gitti. dört ay süren savaş boyunca, kimi zaman günde birkaç özel baskı da yapan "journal"ın tirajı bir milyona ulaştı. yeni yüzyıla girdikten sonra, hearst, ülke çapında bir gazete zinciri kurdu.

    american" adlı şikago akşam gazetesini (1900) ve boston'daki "examiner" ile los angeles'in "examiner" (her ikisi de 1904) gazetelerini satın aldı. demokrat parti'nin ısrarı üzerine, 39 yaşındaki hearst, aynca politikada bir kariyer yapmayı denedi. 1902'den sonra manhattan temsilcisi olarak beş yıl amerikan temsilciler meclisinde yer aldı. ne var ki, 1904 seçimlerinde demokratların başkanlık adayı olarak başarılı olamadığı gibi, new york belediye başkanlığı seçimlerinde (1905) ve new york valilik adaylığında da bir sonuç alamadı. hearst 1910 yılında, upi ajansının öncüsü olan internadonalnews service (uluslararası haberler servisi) adlı kendi haber ajansını kurdu. 52 yaşına geldiğinde denetimi altında bulunan dört basın şirketini sonradan king features syndicate adı altında birleştirdi. 20'li yılların en parlak dönemlerinde hearst, yayınlarının abd'de 13.2 milyon baskısı satılmaktaydı ki bununla amerikan nüfusunun nerdeyse üçte birine ulaşıyordu. aralarında "cosmopolitan"ında bulunduğu çok sayıda dergi, bir haftalık haber filmi, birkaç radyo istasyonu ve bir film şirketi işletmesini tamamlamaktaydı.

    hearst, 30'lu yıllarda kaliforniya'daki malikanesinde, kendisini dünyanın her yerinden topladığı, özellikle devasa tablo, antika ve orijinal obje koleksiyonuna adayan mutlak bir baba figürü olarak günlerini geçirdi. gazetelerinde sscb polit-kasına karşı giderek daha kuvvetli polemiklerde bulundu ve 1941'e kadar abd'nin ikinci dünya savaşı'na katılmasına şiddetle karşı çıktı. aynı yıl içinde orson welles'in citizen kune (yurttaş kane) adlı filmi sinemalarda vizyona girince, gazeteleri rko film şirketini boykot etmeye başladılar. bunun nedeni, hearst'ün filmdeki baş figürü, pek de haksız olmayarak, kendi kariyerinin deforme edilmiş, aynadaki aksi olarak görmesiydi. hearst 1951 yılında 88 yaşında beverly hills'de hayata gözlerini kapadı.
  • yayıncılık işinin bugününü görmediği için şanslı olan eleman.
  • discovery ch.'da da gösterilen baverly hills'deki evine yapılan o yarım saatlik turistik turlarda, turun rehberi şöyle bir ifade kullanıyor.* "altına benzediğini düşündüğünüz herşey, altındır."
  • provakatif,manipülatif gazeteciliğin babası diyebileceğimiz bi abimiz bu. ortada belirgin bir neden yokken ispanyol-abd savaşı çıkarmaya çabalamış ve bunda da başarılı olmuştur. o dönem(19. yüzyılın sonları) ispanyol egemenliğinde olan küba'ya gönderdiği gazeteci çalışanının "burada savaş falan yok. herşey sütliman, geri dönmek istiyorum." demesi üzerine o meşhur "siz fotoğrafları gönderin,ben savaşı hazırlayacağım." sözünü sarfediyor ve bunu gerçekten sağlıyor. dönemin abd başkanı william mckinley'in "bu adamın allah belasını versin. bizi savaşa zorluyor" dediği rivayet olunur.
  • citizen kane'e ilham kaynağı olan şahıs. filmin çekimine ve dağıtımına engel olmaya çalıştığı iddia edilir. bu konularda fazla başarıları olamasa da o senenin * oscarlarında citizen kane sadece en iyi senaryo ödülünü alabilmiş kalan bütün ödülleri how green was my valley'nin toplamasına vesile olmuş.

    şu anda türkiye'de yaşasa her gün "ekonomi çok iyi, emevi camiinde öğle namazı kılacağız, yarın bu saatlerde afrindeyiz" tarzı manşetler atan bir gazetenin sahibi/ aynı zamanda müteahit/kısacası gene bir çeşit "crony capitalist"(bkz: crony capitalism) olurdu.
  • “bir politikacı, işini kaybetmemek için herşeyi yapar. hatta vatansever bile olur.”