şükela:  tümü | bugün
  • gelmiş geçmiş en büyük drama yazarıdır.

    türkçe'ye size nasıl geliyorsa diye çevirilen as you like it adlı komedisindeki all the world is a stage parçası hayat ve tiyatronun ne kadar da benzer olduğunu belirtmektedir. mükemmel bir metadrama veya metatheatre örneğidir.

    "all the world's a stage,
    and all the men and women merely players;
    they have their exits and their entrances,
    and one man in his time plays many parts,
    his acts being seven ages. at first, the infant,
    mewling and puking in the nurse's arms.
    then the whining schoolboy, with his satchel
    and shining morning face, creeping like snail
    unwillingly to school. and then the lover,
    sighing like furnace, with a woeful ballad
    made to his mistress' eyebrow. then a soldier,
    full of strange oaths and bearded like the pard,
    jealous in honor, sudden and quick in quarrel,
    seeking the bubble reputation
    even in the cannon's mouth. and then the justice,
    ın fair round belly with good capon lined,
    with eyes severe and beard of formal cut,
    full of wise saws and modern instances;
    and so he plays his part. the sixth age shifts
    ınto the lean and slippered pantaloon,
    with spectacles on nose and pouch on side;
    his youthful hose, well saved, a world too wide
    for his shrunk shank, and his big manly voice,
    turning again toward childish treble, pipes
    and whistles in his sound. last scene of all,
    that ends this strange eventful history,
    ıs second childishness and mere oblivion,
    sans teeth, sans eyes, sans taste, sans everything."

    ---

    "bütün dünya bir sahnedir,
    ve bütün erkekler ve kadınlar yalnızca birer oyuncu :
    çıkışları ve girişleri vardır hepsinin;
    ve bir insan hayatı boyunca birçok rolde oynar,
    bu roller onun yedi çağıdır, ilki bebeklik olan
    agulayıp kusarken dadısının kucağında.
    daha sonra mızmız okul çocuğudur,okul çantasıyla
    yüzünde sabah ışığı bir salyangoz gibi sürünerek
    gönülsüzce okuluna giden. ve sonra bir aşık olur;
    ateş gibi nefesiyle sevdiğinin kaşlarına dertli türküler yapan.
    saçma yeminlerle dolu panter sakallı bir asker sonra,
    onurda kıskanç, savaşta ani ve atik,
    bir topun ağzında dahi köpükten ünün hayali peşinde giden.
    sonra bir yargıç olur, koca göbeği tavuk budu dolu
    resmi kesilmiş sakallı ve sert bakışlı
    bilge atasözleri ve modern örneklemelerle doludur.
    çünkü o da böyle oynar rolünü.
    altıncı çağda burnunun üzerinde gözlüğü yanında kesesi
    gençliğinden kalma pantolonuna yayılmış bedenine bol gelir.
    çocukluğuna döner büyük adam sesi , incelir.
    hepsinin son sahnesinde,sona erer olaylarla dolu tarih.
    ikinci çocukluk tam anlamıyla unutulmadır.
    dişten , gözden , tattan … ve sonunda her şeyden yoksun."
  • "cok kisiyi dinle, az kisiye konus."

    william shakespeare
  • sone 118
    "bizler iştahımızı kamçılamak üzere
    damağımıza mayhoş karışımlar katarız;
    engel olalım diye görünmez illetlere
    önce ilâcı içip sonra hasta yatarız.
    nemalandım ya senin doyum olmaz tadından
    mideme türlü türlü acı salçalar dolar;
    doymuşum tıka basa hastalanmışım bundan
    gereksiz görünse de bu illet hikmeti var.
    aşk için ileriyi görmek hepsinden beter
    gelecek hastalığı sezmek yaman bir kusur;
    sapasağlam bedenim şimdi tedavi ister
    iyilikle yaşarken illetle şifa bulur.
    bu da bana ders oldu; doğru: söze ne denir:
    aşkından hasta olan ilâçtan zehirlenir."
    tecbüreyle sabit.
  • ingilizce bildiğime ve dediklerini yazdığı dilde anlayabildiğime en çok sevindiğim, hayran olunası deha. dilinin akıcılığı ve zekası muhteşemdir. bunları söylemek bana düşmez ama iyi ki yazmış dediğim harika bir şairdir.
  • “yarayla alay eder yaralanmamış olan
    bak nasıl da sararıp soluvermiş tanrıça kederlerden
    sen çok daha parlaksın çünkü
    sen tüm göklerdeki yıldızların ilki
    sen aydınlatırsın geceyi”
  • insanların çoğu kaybetmekten korktuğu için, sevmekten korkuyor.
    sevilmekten korkuyor, kendisini sevilmeye layık görmediği için.
    düşünmekten korkuyor, sorumluluk getireceği için.
    konuşmaktan korkuyor, eleştirilmekten korktuğu için.
    duygularını ifade etmekten korkuyor, reddedilmekten korktuğu için.
    yaşlanmaktan korkuyor, gençliğinin kıymetini bilmediği için.
    unutulmaktan korkuyor, dünyaya iyi birşey vermedigi için.
    ve ölmekten korkuyor aslında yaşamayı bilmediği için.

    william shakespeare
  • "çabucak koca bir ateş yakmak isteyenler, cılız samanları tutuşturmakla işe başlarlar."

    sözünün sahibi.
  • günlerdir kendisini taklit etmeye çalışıyorum. az çok şu minvalde yazan adam;

    kaç anının üstünden geçildi bilemem.. ama zifiri bir fark var evrenle biz arasında. bu kudretli çizgiyi çizenler semanın her yerine dolaşan ve tüm kılcalları ile en serseri sokağına bile tünemiş olan evrenin ahlak polisleridir. kim istemez ki bu duraklarda yakalanmak ve insafsızca başkasının damarlarında kendisine ait olan mevziye konuşlanmak? biz bu kadar bencil ve bu kadar tutsağız. kaderimizle yahut izinsiz bir meşkale gibi bir eğlencenin orta yerinde zakkum kokusu duysak da, güneşten filiznenen dokuyu tenimize yakıştırsakta , aynı gölgenin altında aman dileyen biz, alıkoyabilir miyiz kendimizi bundan?

    ya değişmeden tüm saatleri ülkelerin? ya o zaman tüm sesleri bir inilti gibi hapseden dudaklarımıza ulaşırsa tüm olanlar? ortak bilincimiz hiç olmadığı kadar kederli ve müessir olursa bu durmayan hareretli nabız atışından? ya birbirimize bile ihanet edecek vakit bulamazsak? kim sorumlu olur kaderin "hayırlı oklarından" ?

    düşüncesi bile üzerine yorgan çekiyor her müsait yatağın, akıl o habis iradenin neferi gibi dolanıyor geceleri sarayında, tutsak olmuş her erdemin eli ayağına dolanıyor, nefretin körüklediği bu düşman avucunda..

    yazık ki ne yazık!.. soluksuz bir yıldız geçidinden bile bi haber, gözünün ışığında kestiği bütün hızıyla sonsuzluğun ardından topluyor düşmanının cesedini.. her galaksinin çöplüğünde arıyor, bin yıldan beri kayıp olanın parmak izini!

    (bkz: ünlü bir yazara öykünerek yazmak)
  • arjantinlilerin futbol-din-tanrı metaforunda maradona için söyledikleri şey genelde ingiliz ve dünya edebiyatı özelde de tiyatro türü ve sone tarzında shakespeare için söylenebilir. modern şiir eleştiricisi/eleştiri kuramcısı harold bloom, shakespeare abimizi modern insanın mucidi olarak görmekte ve onun aşılmaz olduğunu belirtmektedir. en sevdiğim sonesini de iliştirivereyim şuracığa:

    bakışlarda küçümseyiş okuyorum
    yalnızım, bedbahtım, tesellisizim.
    gökler sağır, sesim boğuk
    ve lanet okuyorum talihime
    kıskançlıktan kuduruyorum
    kiminin ikbalini
    aczimden utanıyorum.
    hazlarım iğrendiriyor beni.
    o zaman sen geliyorsun aklıma,
    ve birden bire kanatlanıyorum, bir tarla kuşu gibi, mest
    içim aydınlıkla doluyor, yükseliyorum yükseliyorum
    neşideler söylüyorum hayata,
    göklerin eşiğinden
    bana ne toprağın çirkinliğinden
    insanların zilletinden bana ne?
    hatıran öyle sonsuz bir hazine
    ve sevgin öyle büyük mutluluk ki dostum!
    en mağrur hakanların tacını
    hor görüyorum
  • sözcüklerin prensi. her bir eseri efsane olmuş gerek değiştirilerek gerek direk uyarlanarak bugüne kadar bir sürü filmi, tiyatrosu veya operası çıkarılmış über birey. bugün yolda durdurup birine sorsanız en ünlü eseri romeo ve juliet'i bilmeyen yoktur. hatta abartıyorum belki gelmiş geçmiş en popüler trajedi ve tiyatro yazarıdır. ben burda ne kadar konuşsam da değişmiyor bir şey çünkü insanlar yeterince biliyor zaten. kendisini oldukça seviyoruz.