şükela:  tümü | bugün
  • nazilerin yaptıklarını asla kabullenememiş ve bu yüzden her zaman vicdan azabı çekmiş bir alman askeri.

    elimde bulunan piyanist kitabının ek kısmında wilm hosenfeld'in savaş sırasında tuttuğu günlük de bulunmakta. 6 temmuz 1943 tarihinde günlüğüne yazdığı muhteşem yazıdaki durum, resmen ülkemizin ve ortadoğunun şu anki halini özetler niteliktedir:

    6 temmuz 1943
    tanrı korkunç insan kayıplarına ve bu tüyler ürpertici savaşa neden izin veriyor? korkunç hava saldırılarını, masum sivil halkın büyük korkularını, temerküz kamplarındaki mahkumların gördüğü insanlık dışı muameleyi, yüz binlerce yahudi'nin almanlar tarafından öldürüldüğünü düşünün. bu tanrı'nın hatası mı? neden müdahale etmiyor, neden bunların olmasına izin veriyor? bu tür sorular sorabiliriz, ama cevap alamayız. kendimizi değil başkalarını suçlamaya öyle istekliyiz ki. tanrı kötülüğün hüküm sürmesine izin veriyor, çünkü insanoğlu kötülüğü benimsedi ve şimdi, kendi kötülüğümüzün ve eksiklerimizin ağırlığını hissetmeye başladık. naziler iktidara geldiğinde onları durdurmak için hiçbir şey yapmadık. kendi ideallerimize ihanet ettik: kişisel, demokratik ve dinsel özgürlük ideallerine.

    işçiler nazilerle birlik oldu, kilise kenarına çekilip izledi, orta sınıf bir şey yapamayacak kadar korkaktı. önde gelen entelektüeller de öyle. sendikaların feshedilmesine, çeşitli mezheplerin baskı görmesine izin verdik. basında ve radyoda konuşma özgürlüğü yoktu. sonunda da savaşa sürüklenmemize izin verdik. almanya'da demokratik katılım olmaması bizi rahatsız etmedi, hiçbir konuda söyleyecek sözü olmayan insanlar tarafından temsil ediliyormuş gibi görünmek bize yetti. ideallerine ihanet edenler cezadan muaf kalamaz, şimdi bütün sonuçlarına katlanmak zorundayız.
  • ilahi adalet tecelli etseydi sovyet esir kampında sürünerek ölmez serbest bir vatandaş olarak hayata gözlerini yumardı.

    bu şekilde ölmeyi hak etmemişti.
  • birinci dünya savaşı'nda yaralanıp demir haç almış, savaş sonrası öğretmenlik yapıp ikinci dünya savaşında yeniden orduya katılmış alman subayı. ikinci dünya savaşı sırasında nazi almanyası işgali altındaki polonya'da görev yapmış ve yüzbaşı rütbesine kadar yükselmiştir. savaş sırasında onlarca polonyalı yahudiye yardım ederek hayatlarını kurtarmıştır. piyanist filmine konu olan wladyslaw szpilman da bunlardan biridir. savaşın son aylarında sovyet rusya'ya esir düşen hosenfeld, yahudiler için tüm yaptıklarına rağmen ruslar tarafından 25 yıllık ağır çalışma cezasına çarptırılmış, stalingrad yakınlarındaki bir kampta 1952 yılında 57 yaşında ölmüştür. piyanist filminde kendisini alman aktör thomas kretschmann canlandırmıştır. israil'de bulunan yahudi soykırımı kurbanlarına adanmış yad vashem anıtında, yahudi soykırımı sırasında yahudilere yardım eden ve yahudi olmayanları belirten 'diğer uluslardan adil kişiler' listesinde wilhelm adalbert hosenfeld'in de ismi vardır.
  • polonya'nın işgali sırasında düzinelerce yahudiye yardım eden alman subayıdır. sovyetlere esir düştükten sonra pek çok yahudi onun lehine tanıklık yapmasına karşın ikinci dünya savaşı sonrasında stalingrad yakınlarında kurulan esir kampında 25 yıllık zorunlu hizmet cezasına çarptırılmıştır.
  • ilahi adaletin es geçtiği subay.
  • piyanist filmini yıllar sonra tekrar izleyişimde kötü sonu fena halde mutsuz eden adam.
  • gerçekte de filmdeki kadar karizma olan adam gibi adam diyebileceğimiz adaletsiz dünyanın alman subayı.
  • chopin balad no. 1 dinlerken yüzüne tatlı bir tebessüm hasıl olan yahudi dostu alman subayı. the pianist adlı filmde, wladyslaw szpilman'a yardım ettiği sahnelerle kendini sevdirmiş, szpilman haricinde daha nicelerine yardım etmiş çelebi biri. sadece yahudiler'i değil, birkaç polonyalı'yı da saklamış ya da kurtarmıştır. merhum polonya cumhurbaşbakanı lech kaczynski tarafından "order of polonia restituta" nişanı sembolik de olsa verilerek ruhu onurlandırılmıştır.

    13 ağustos 1952'de, bir sovyet hapishanesinde, muhtemelen işkence sırasında meydana gelen torasik aort yırtılması nedeniyle öldüğü belirtilir.

    ek bilgi: bahse filmde szpilman'ın saklandığı ve hosenfeld'le iletişim kurduğu bölgenin adı varşova'daki niepodleglosci caddesi* imiş. 4 aralık 2011'de, bu caddede hosenfeld'in kızı jorinde hosenfeld'in huzurunda, babası için lehçe ve ingilizce bir anma plaketi açılmış. bunun dışında, righteous among the nations'da da adı yer alır. yahudi olmayanlara verilen, yahudiler için mücadele edenlere verilen bir unvandır.
  • szpilman'ı kenara bırakıp bakarsak onun dışında da birçok yahudi insana da yardım eden onurlu alman subayı. adam hitler'i şeyine bile takmıyor ve önüne gelenin hayatını kurtarıyor.

    savaş sırasında tuttuğu günlüğüne göre hosenfeld, polonya'nın pabiance kasabası yakınlarında bisiklet sürerken genç bir yahudi kadınla karşılaşmış. ona nereye gittiğini sorduğunda hosenfeld'e hamile olduğunu ve kocasının toplama kampında tutuklu olduğunu söylemiş. serbest bırakılması için dilenmek için kampa gidiyormuş.

    hosenfeld kocasının adını not edip karısına, "kocanız üç gün içinde tekrar evde olacak" sözü vermiş. adam 3 gün sonra serbest bırakılmış.
    gel gör ki bu adam rus zindanlarında işkence görerek ölüyor. bu dünyada adaletin tecelli etmediğinin küçük bir kanıtı.

    kaynak
  • "7 mayıs 1950 yılında varşova gettosundaki görevinden ötürü 25 yıl hapis cezasına çarptırılır. duruşma kararına “işlediği suçlardan ötürü, savunma hakkı yoktur” yazısı eklenmiştir."

    bu dünya üzerinde ilahi adalet denilen şeyin niyeyse iyi insanlara işlemediğinin bir başka örneği olan yüzbaşı rütbeli nazi subayı.

    ayrıca nazi subayı demişken;

    "hosenfeld, 1935 yılında nazi partisine üye olmuş ancak nazi politikalarının gittikçe sertleşmesi sonucu parti ile fikir ayrılığına düşmüş bir subaydır. 2. dünya savaşı sırasında, lehlere karşı sempati beslemiş, hatta lehçe öğrenmeye çalışmış ve kendisi gibi düşünen birkaç arkadaşı ile birlikte, birçok yahudiye yardım etmiştir."

    demek ki neymiş, takım tutar gibi parti tutmamak, tuttuğun partinin yanlışlarını görmek gerekirmiş, her vicdanlı insanın yapacağı gibi.

hesabın var mı? giriş yap