şükela:  tümü | bugün
  • beni alip cocukluguma, o bilgisayari ilk actigimiz gune goturen, ayni heyecani yasatan sey. hala ayni oranda etkilenirim. buyulu birseydi. sonrakiler asla onun gibi olamadi:

    https://www.youtube.com/watch?v=mizha7zc6z0
  • (bkz: sound logo)
  • brian eno tarafından tasarlanmıştır. hatta giriş melodisi için bunun gibi 200 farklı "bestesi" daha olduğu söylenir.
  • duygulandıran müziktir.
  • ilk bilgisayarımı aldığımda bu ekranla karşılaşıyordum. tabi uzun süre görüyordum böyle hızlı açılmıyordu.

    sene 2000.
  • ağlatır.
    ılk bilgisayarım yıllar sonra seslendi bana.
  • mac'te yazılmıştır.
    windows 95 start up sound'un yaratıcısı brian eno, 2009'daki bir röportajında, bunu bir mac'te yazdığını, hayatında hiç pc kullanmadığını, onlardan hoşlanmadığını söylemiştir.
    “i wrote it on a mac, i’ve never used a pc in my life; i don’t like them.”
  • o açılış müziği var ya o açılış müziği o işte benim kabusum, herkesin iyi anısı varken benim kötü anılarım vardır. sene ya 96 ya 97 daha çok küçüğüm, devamlı bilgisayar mühendisi olma hayalleri kuruyorum. herkes büyüdüğünde ne olacaksın diye sorduğunda bilgisayar mühendisi cevabını verirdim tereddütsüz. o dönemlerde commodore ve atari türevleriyle idare ediyoruz. bizimkiler derslerini kötü etkiler diye bilgisayar almıyorlar bana haklılar da yaşım çok küçük. mahallede çok yakın 1 arkadaşımın abisinin haricinde kimsenin bilgisayarı yok. o arkadaşımla her ay level dergisi alıyoruz, hatırlayanlar vardır (bu arada dergiye baktım hala çıkıyormuş, çok şaşırdım). dergiyi baştan sona alıp okuyoruz, oyun incelemelerine falan bakıyoruz.

    arkadaşıma abisi doğal olarak fazla olmasa da bilgisayarı oynatıyor. abisi kızmasına rağmen dergiden çıkan demoları ve programları yüklüyorduk bazen. neyse o dönemlerde halamlar gitti casper'dan baya para bayılarak yeni makina aldılar. o döneme göre çok sağlam para ödediler dolar üzerinden. benim bilgisayar manyağı olduğumu ailede herkes biliyor. haftasonları falan halamlara çok giderdik, ben de açar bilgisayarı kurcalardım bazen. makinada windows 95 yüklü girip sistem dosyalarını karıştırırdım. bilgisayarım olmamasına rağmen bizim evin orda bulunan bilgisayarcıdan diskete oyun çektirirdim. ilk aldığım disket oyununda sadece kısayolu kopyalayıp allah allah bu oyun niye çalışmıyor diye şaşırmışlığım bile vardır ama çok doğal tabi. o bilgisayar başında gittiğimizde en kötü 1-2 saat geçirirdim.

    sonraları oyunları çalıştırmayı öğrendim, programlar keşfettim. neyse halamlar müzik falan diyor winamp yüklüyorum level'dan onlar da seviniyordu. bilgisayar aldıklarının 1. ayı falan ben gittiğimizde onlarda kalmaya başladım haftasonları, sabaha kadar bilgisayarla uğraşıyordum. oyun oynamasam bile windows'un tüm özelliklerini kurcalıyordum, dial-up bağlantıları vardı internete girmeme izin verirlerse hep teknik şeylere bakıyordum. gel zaman git zaman bilgisayar kullanma konusunda bilgisiz olan halam ve eniştem habire makinayı bozmaya ve ihaleyi bana yıkmaya başladılar. ben evden ayrıldıktan 1 hafta sonra bile o makinada bir sıkıntı çıksa hemen elishafanz yaptı diye kuzenlerime ve ailedekilere söylüyorlardı. bak sen gittikten sonra böyle oldu diye makinayı açıyorlardı, resmen o windows 95 açılış sesini duyabilmek için dua ediyordum. biliyordum ki açılmadığı an yine en son bilgisayarı gayet normal bırakmama rağmen ihale bana kalacaktı.

    virüs girdi virüs girdi, elishafanz virüs soktu diye her halta gidip format attırıyorlardı, şerefsiz bilgisayarcılar da format gerekmese bile format atıp onlardan para alıyordu her seferinde, hem de bilgisayarı aldıkları casper ibneleri. o zaman belki 20 milyondu format falan şimdinin 100 lirasına falan denk gelir belki. 1-2 tekrarlandı bu durum, bizimkilerden sağlam azar yedim. gidince bile elletmiyorlardı dokunma şunların bilgisayarına diye. bir yandan deli gibi bilgisayar oynamak istiyorum bir yandan da dokunamıyorum.

    baktım bu işin boku çıktı, millet o yaşta klavyeye bakarken zor yazı yazdığı dönemlerde ben windows'u iyileştirmeyi, hataları düzeltmeyi öğrendim. level dergisini ders çalışır gibi okuyup önemli şeyleri hafızama kazıyordum. daha sonrasında da rica minnet format atmayı öğrendim. bizim mahalledeki bilgisayarcı baya yardımsever bir abiydi, üzerimde çok emeği vardır. başımdan geçenleri anlattım. beni defalarca yanında oturttu format atarken. inanılmaz hırs yapmıştım tabi, çünkü yapmadığım şeyler için suçlanıyordum çocuk aklı işte. halamlara her hafta gittiğimiz için bir süre sonra dayanamayıp yine oturdum izin verdiler. laf edeceklerini bildiğim için hiç cd veya disket götürmüyordum, sadece windows'ta takılıyordum. bilgisayar konusunda hiç bilgisayar bilmeyen ben için o bilgisayar öncü olmuştu, neredeyse herşeyi öğrenmiştim. halamlar bozsa bile bilgisayarı hiç ses etmeden yapmaya başladım. bozma dediklerinden kasıtlar ise basit hatalardı aslında çoğu zaman format bile atmaya gerek kalmıyordu.

    millet sega bile nedir bilmezken bilgisayar konusunda baya bilgili hale gelmiştim. halamlar suçlamaları bırakıp artık beni bilgili kişi kategorisine taşımışlardı. windows hakkında çoğu şeyi çözmeyi başarmıştım tabi parçalardan falan zerre anlamıyordum. aradan bir süre geçtikten sonra 11 yaşında ilk bilgisayarımı aldılar, sözde bir tanıdıktan almıştık parçalar hakkında az çok öğrendiğime göre iyi bir makinaydı toplama ama sonradan o fiyata daha iyisini toplayabileceğimi öğrenmiştim. o dönemlerde kimse doğru düzgün bilgisayardan anlamadığı için o dönemin bilgisayarcıları geçirebildiğine geçiriyordu kısacası. o dönemde bilgisayar işine girip de kar etmeyen insan yoktu, akıllı olanlar şimdi refah içerisinde yaşıyordur şerefsizler. aradan 3 sene geçtikten sonra, kendi makinamı parçaları kendim belirleyerek topladım. canım sıkıldığında bilgisayarın içini açıyordum, parçalara bakıyordum. bir kere rami tam oturtamayıp yakmıştım, oturup ağlamıştım babam dayanamayıp daha iyisini almıştı da sevinmiştim. zamanla parça takmayı öğrendim, insanlar bilgisayardan bi haberken 10 parmak yazıyordum klavyede. millet internet nedir bilmez 56k ile internete bağlanırken kablonet kullanıyordum cs için, bu başlı başına bir hikaye zaten neyse.

    daha sonralarında zaten bilgisayar işi okul hayatımı hep etkilediği için bizimkiler o günlere hep lanet ettiler. peder beyin defalarca power kablosunu sakladığı oldu, bazen aylarca vermedi gidip yenilerini aldım. herkesin çok çok iyi okullarda okumasını beklediği ben sözde bilgisayar mühendisi olacaktım ama o iş öyle bilgisayar kullanmayla olmuyormuş tabi çocuk aklımızla biz o işi basit sanmıştık. dersler kötüye gidince lise hayatında da bilgisayardan kopamayınca lise terk olma eşiğine bile gelmişken şuanda master bile yapıp bitirmiş olmam mucize aslında. o günden bugüne tek pişmanlığım bilgisayarı sadece oyun amaçlı ve donanım bilgilerimi geliştirme amaçlı kullanmam oldu. zamanla bilgisayar merakım nispeten azaldı, hala oyun falan oynuyoruz baya ama donanım falan devamlı yeni pc toplayayım kurayım hevesi geçti. 10 sene önce parçalarını kendim monte ederek kurabileceğim bir makinayı şuanda belki zor toplarım yani uğraştırır en azından. zaten bu saatten sonra bu memlekette istesem de bu kurlardan makina yenileyemem düzenli olarak. işte o windows 95'in açılışı sesini duyabilmek için döktüğüm ecel terleri sayesinde bugünlere geldim. kısa tutmaya çalışsam da biraz uzun bir hikaye oldu ama detaylı anlatsam kitap olurdu heralde.