şükela:  tümü | bugün
  • 9 ekim'de vizyona girmesi planlanan netflix yapımı. 2013-2014 yıllarında ukrayna'daki öğrenci gösterileriyle başlayan süreci anlatan bir belgesel. daha sonradan, avrupa'nın faşizan saldırısına dönüşen ve savaşa kadar giden sürecin başlangıcını anlatmaktaymış. fragmanı sanal alemde boy göstermektedir.
  • oscar'ı alması gerektiğini düşündüğüm fazlaca etkileyici belgesel. olayların gezi olaylarına benzerliği sizi belgesel boyunca düşündürtüyor "gezi'nin devam etmemesi iyi mi oldu kötü mü?" şeklinde. tüm belgeseli gözüm yaşlı izledim. ukrayna halkına inanılmaz saygı duyuyorum. ne yapıp edin izleyin. akşam dizi mi izleyeceksiniz, onun yerine bunu izleyip aradan çıkarın. bir an önce izleyin.
  • gezi olaylarına benzerliği,ukrayna halkının birlik beraberliği ve full gerçek görüntüleriyle beni benden almış belgeseldir.
  • muhteşem bir belgesel yapmışlar. devrimlerin romantizm ile değil can vererek, dayak yiyerek, organını kaybederek yapıldığını çok güzel anlatıyor. tabi devrim olur da içinde romantizm olmaz mı, eser miktarda bir renk olarak var. kısaca ukrayna'nın özgür gençliği bir diktatöre ve çetesine boyun eğmemiş; o boyun eğmeyişin hikayesi.

    bu olaylar olduğu sırada bizim tv'ler "kanunsuz eylem yapanlar zavallı polisleri döve döve öldürüyorlar" tadında yayın yapıyorlardı. belgeselde izliyoruz ki ukrayna halkı taş, lastik ve molotoflar ( toma ve zırhlı araçlara karşı ) ile destansı bir savunma yapmışlar. berkut'un eylemcilere muamelesi ise izlenecek gibi değil. resmen sniperlar ile insan avına çıkmış berkutlar, berkutların arkasında saklanarak avcılık yapan yanukoviç'in evde zor tuttuğu paralı serserileri, yalancı penguen basın, rüşvetle satın alınmış siyasiler.

    bizdeki aynı olaylar. diktatörleşen ve tüm yetkiyi elinde tutan bir lider, o liderin iki dudağından çıkanı emir algılayan meclis, penguen basın yayın ve büyük yolsuzluklar. tek fark eylem yapan üniversitelileri döven berkut'a "siz kimsiniz ki ukrayna halkını döversiniz" diye dini, dili, siyasi görüşü fark etmeksizin sokağa çıkan ukrayna.
  • gezi parkı sürecinin daha kanlı biteni ve sonuca ulaşanı olan ukrayna direnişini anlatan, yer yer gaza getiren, yer yer göz dolduran netflix belgeseli.

    o berkut mudur nedir, uzun zamandır böyle küfür etmemiştim sağolsun.

    (bkz: https://www.youtube.com/watch?v=ribaqhedia8)

    (bkz: http://www.imdb.com/title/tt4908644/)
  • harika bir belgesel olmuş. medyadan takip edemeyeceğiniz kadar içerik, olay anları çekilmiş gerçek görüntüler, birebir meydandaki önemli kişiler ile röportajlar ile belgesel sizi içine çekiyor. çekimler, röportajlar, olayların sıralanışı çok başarılı. keşke bizim gezi protestolarını da bu kadar kaliteli bir yapım ile belgeselleştirsek. bir kaç tane gezi belgeseli var. youtube da filan görebilirsiniz, fakat hiç biri bu kadar başarılı bir yapım değil malesef.

    belgeselin çok kritik bir tek handikapı var. büyük bir handikap. konuya sadece tek bir açıdan bakıyor. belgeselde sadece meydandaki protestocular, muhalifler ve hükümet düşsün isteyenler var. diğerleri ile ilgili tek bir objektif yorum, röportaj, bilgi, içerik yok. hepsi düşmanlaştırılmış, aşağılanmış ve ötekileştirilmiş. şunu unutmamamız gerekir. tüm gösteriler boyunca en yüksek katılım 800bin kişi. ukrayna’nın nüfusu ise 54 milyon. ve protesto edilen başkan çoğunluk oy ile seçilmiş.

    bu adreste konunun detaylı bir özeti mevcut.

    https://en.wikipedia.org/wiki/euromaidan

    ben isterdim ki, o berkut polisleri ile de röportaj yapabilselerdi, veya kiev’de veya başka yerlerde hükümet destekçisi (veya rusya yanlısı olan) göstericiler ile ilgili de bir şeyler olsaydı bu belgeselde.. (resmi rakamlara göre, aynı dönemde 60 bin kişi kiev’de 40bin kişi kharkiv’de, 15bin kişi donetsk’te gösteri yaptı)

    çünkü bu belgeseli izleyen biri yüksek ihtimal ile bu bahsettiğim rusya yanlılarından veya hükümet destekçilerinden nefret edecek. hepsi defolsun gitsin, muhalifler kazansın isteyecek.

    belgesele bu kadar ısınmamın sebebi tabi ki bizdeki gezi olayları ile çok simetrik gelişiyor olması. tam olarak şöyle gerçekleşiyor, avrupa birliği tartışmalarında, görüşmeler tıkanınca ve hükümet ab yerine rusya yanlısı bir çizgide politik söylemlerde bulununca, az kişi ile barışçıl gösteriler başlıyor. bu gösterilere orantısız polis müdahalesi geliyor. katlanarak büyüyen kalabalıklar, ardından tüm sisteme isyan eden bir şekilde sesini duyurmak isteyen geniş kitleler halindeki protestocular.. protestocuları kendilerine muhatap almayan ve olayların kendi kendine sönmesini bekleyen siyasiler..

    aklıma bizim protestolarımız geliyor. biz çok daha düşük güçte direniş sergilemiştik. polise direncimiz de daha düşüktü, polis de gezi eylemcilerine buradakine göre çok daha düşük güç kullanmıştı. (burada baya sniper tüfekleri ile makinalı tüfekler ile adam vuruyorlar.)

    kıyas yapmak gerekirse meydan olayları sırasında 104 protestocu ( resmi olmayan rakamlar 780e kadar çıkıyor) öldürüldü, 2 bin kişiye yakın kişi yaralandı. 17 polis öldü, 200 üzerinde polis yaralandı. evet bizim de gezi şehitlerim var, fakat bilanço meydan olayları ile karşılaştırıldığında çok küçük kalır.

    bu bilanço buradan baktığımızda bize korkunç gelebilir, fakat olayların ardından başlayan rus yanlıları ile avrupa birliği yanlıları arasındaki gerginlik ve çatışmalar, rusya’nın kırıma asker çıkarması vs. ukrayna’yı iç savaşa sürükledi. ve bugüne kadar en az 6 bin kişi bu çatışmalarda öldü.

    şimdi sormamız gereken soru şu; gezi sürecinde biz de ukrayna'daki muhalifler gibi daha sert direniş, daha kararlı duruş ve daha politize olmuş bir hareket içinde olsaydık benzer durum bizde de olur muydu? bir iç savaşa sürüklenir miydik?

    bugün baktığınızda, iktidar yanlıları, akp seçmeni, yandaş medya, toplumun yarısından fazlası gezi sürecini dış mihrakların oyunu, sorosçuların kışkırtması, provokatörlerin fişfiklemesi v.b. sebeplere bağlayıp tüm gezi sürecini değersizleştirip katılanları suçlu, en hafif hali ile bunlara inanan saf ve salak ilan ediyor. ( ilk üç gün ben de destekledimciler) hatta geziye katılanlar ve destekleyenlerin önemli bir bölümü de bugün o dönemi saf temiz ve gerçek bir halk hareketi olarak değerlendirmiyor. o kadar yoğun bir karşıt propaganda yapıldı (yandaş medyada düşük ölçekte hala yapılıyor) ki, zaman geçtikçe gezinin gençlerdeki değeri malesef azaldı. başka gündemlere sürüklendik. pkk, suriye iç savaşı, işid ve en önemlisi fetö darbesi bizleri bu muhaliflikten sıyırdı. biz de iktidarın yaptıklarını unuttuk, sineye çektik, sesimizi alçalttık.

    açıkça söylemem gerekirse ukrayna’nın bugün geldiği haline bakarak gezi eylemlerinin bu denli büyümemiş olmasına polis ile sivil protestlerin bu kadar şiddetli çatışmalar yaşamamış olmasına, ukrayna’daki kadar insanımızın (polis sivil farketmez) ölmemiş yaralanmamış olmasına seviniyorum.

    fakat aynı zamanda şunun da bilincindeyim, bugüne kadar hiç bir hak, yönetenler tarafından yönetilenlere lütuf olarak verilmedi. avrupa’da kadınlar seçme seçilme haklarını kazanmadan önce bir çoğu yerlerde sürüklendi tekmelendi hatta öldürüldü. amerikan zencileri eşit vatandaşlık haklarını alana kadar yüzlercesi binlercesi zulüm gördü. sendikal haklar, özgürlük, istiklal, eşit yurttaşlık v.b. hak mücadelelerinin onlarcasının tarihte örnekleri mevcuttur. hepsi bedel ödenerek elde edildi. hepsinin arkasında ağır bedeller ödemiş kitleler mevcut.

    haklıysanız önce haklı olduğunuzu tüm dünyaya duyurmanız, haklıyken haksız duruma düşmeden hareket etmeniz ve hakkınızı sonuna kadar savunmanız gerekir.
  • tarihin tekerrürden ibaret olduğunu bilenler için başımıza gelecekleri anlatan güncel bir belgesel. aklını kiraya vermemiş her türk gencinin izleyip ders alması gereken gerçek bir direniş. bu olayları gezi ile karşılaştırıp, biz de geziye katıldık aynısı idi yada izledim şaşırmadım diyenlere şunu söylemek isterimki ukraynadaki olaylar direkt olarak hükümete karşı başlatılan gösterilerdi. sonrasında sokaktaki halk kazandı ve devlet başkanı ülkeyi terk etti. genel hatlarıyla gezi olaylarıyla benzerlik taşısa da, sokak olaylarından çok sokak olaylarına neden olan politik gelişmelerin, meclisten geçirilmeye çalışılan yasaların türkiyede de adım adım yaşandığını görmek zor değil. olayları bastırmak için polis ve berkut'un kullanım tarzı, özellikletituşki'nin oluşturulması sonrası iç savaş ve sonrasında gelen rus işgali.
  • aşırı bir slav sempatizanı olan ben bu belgeselle birlikte dumur olmuştur.
    belgesel kısaca şunu anlatıyor ; ukrayna halkına bir söz veriliyor
    avrupa birliğine katılmak. çünkü ukrayna rusya'dan bağımsızlığını ilan etmiş bir ülke. fakat orospu çocuğu başbakan gidiyor (bkz: vladimir putin) ile anlaşıyor. ve ülkeye avrupa ile ticareti yasaklayan politikalar getiriyor kısacası ülkeyi iyice ab den uzaklaştırıyor.
    sonuç olarak bir facebook mesajı ile başlayan kiev meidan'a toplanma çağrısı binlerce insanı topluyor. günler geçiyor sayılar deli artıyor.
    ilk başta biber gazı atan berkutlar (??????) zamanla milisyalara dönüşüyor (???????) - ukrayna'nın özel polisleri - dönüşüyor ve artık son günlere doğru gerçek mermiler sıkmaya başlıyorlar.
    keşke daha önceden izleseymisim, kiev e gittiğimde boş boş geçmiştim, bilsem tüm bu olayların yaşandığı sokakları tek tek gezerdim.
  • içimi titreten netflix belgeseli.

    bundan tam 70 yıl önce 44 yıl süren soğuk savaş dönemi çoğu kez askeri ve ekonomik sebeplerin çok ötesinde düşünsel bir çatışma sonucu oluştu, elbette ekonomik ve politik çıkarları yok saymıyorum söylemek istediğim bunları aşan bir karşılaşma gerçekleşti.
    kötü yanlarını gözardı etmeksizin batı bloku, toplumsal ve siyasal tarihinin getirdiği kazanımla özgürlük fikrini içselleştirmiş, kavramsal manada bireyin kazanımlarını elde ettiği bir medeniyet oluşturmuştu, faşizmin yok edilmesiyle bu medeniyet köklerini iyiden iyiye saldı.

    doğu blokunun hamisi olan sovyetler birliği ideolojisine yakışır şekilde batı medeniyetinde kabul gören tüm bu pozitif değerleri yok sayıyor, bunu yaparken elbette totaliter diktatörlüklerinin bu değerlerle yaşamayacağını bu yüzden müsaade etmediklerini değil de ifade beyanı ve mülkiyet hakkı, demokrasi, tüm sınırlarıyla özgürlüğün aslında bir burjuva uydurması, kapitalizmin yozlaştırma politikasının birer ürünü olduğunu dile getiriyordu. bu bahanelerle amaçları doğrultusunda halkı pekiştirmeyi, birlikte tutmaya çabalıyorlardı aksinin dile getirilmesi değil düşünülmesi dahi yasaktı ve cezası hain yaftasıyla infazdı.

    neticede medeniyetler arası bu savaşın kazananı batı bloku olmuştu, sovyetlerin çökmesi ve dağılmasıyla yıllar sonra ısınmadan son buldu savaş fakat yeniden inşa edilen rusya'nın demokrasi harcı koyulmamıştı, rusya hükümeti tüm tahakküm araçlarını elinde tutarak oligarşi sistemiyle bürokratik diktasını halkın üzerinde tutmaya devam ediyor.
    şimdi gelelim ukrayna'ya, rusya'yı yakından takip etmeseniz de rus yapımı veya rusya'yla alakalı tarihi-siyasi filmlerle haşır neşirseniz ukrayna'nın üvey evlat muamelesi gördüğünü de az çok biliyorsunuzdur. aklınıza türkiye ve azerbaycan örneği gelmesin gerçekten iki toplumun birbirinden hoşlanmadığı, birinin diğerini sözünden çıkmaması yoksa başına kötü şeyler geleceği tehdidiyle himayesi altında tuttuğu bir durumdan bahsediyoruz.
    eski sovyet ülkelerinde olduğu gibi ukrayna’da da milliyetçilik akımı güçlenerek bağımsızlığını ilan etse de ülkenin kaderi kendi ellerine bırakılmıyor ve menşeyi belli siyasi krizler sonucu seçimlerde rusçu yanukoviç başa geçiyordu az bir süre belgeselin konu aldığı meydan olayları başlıyor.

    günümüzde her ne kadar deformasyona uğrasa da batı medeniyetinin şemsiyesi altındaki değerleri ve sonucundaki ekonomik kalkınmayı talep eden milliyetçiler, ab yanlıları, liberaller ve kitle içinde sayıları az da olsa mahno'nun anarşist yoldaşları ( ki bilahare mahnovşçina'yı araştırmanızı öneririm) hükümetin ab ortaklık anlaşması’nı imzalamayı reddetmesi üzerine sokaklarda ve meydanlarda gösteriler düzenlemeye başladılar, rusya boyunduruğundan kurtulmanın bedeli olarak olağanca devlet şiddetine rağmen göstericiler kiev belediyesi ve bakanlıklar dahil birçok kamu alanını ele geçirdiler.
    olayın ciddiyetinin farkına varan düzenin muhalefeti, göstericileri ne kadar itidale çağırdıysa da eylemciler için yanukoviç'in yönetimi terk etmesinden başka seçenek yoktu, geri adım atmayan toplumsal muhalefet uzunca bir direniş gösterdi, korku duvarı yıkılmaya başlayınca bütün diktatörler daha da saldırganlaşır, hükümet ve hükümetin paralı köpekleri buna uygun olarak çok daha fazla kan dökmeye başladı fakat ısrar sonucu mücadele başarıya erişti ve yanukoviç mamasını veren el olan rusya'ya sığındı.

    gözden kaçırmamız gereken, sistemin düzen muhalefetini, toplumsal muhalefeti sindirmek üzerine olan işlevini nasıl kullandığı ve toplumsal muhalefetin bilinçli olduğunda buna pabuç bırakmadığıdır. bunun olumsuz sonuçlanan bir örneğini çok yakın zamanda bizler de yaşadık, ülkemizde gerçekleşen referandum sonrası muhalefet partisi liderinin seçimde hile yapıldığı aşikar olmasına rağmen başkanlığı meşrulaştırıcı politika izlemesinin ancak buna karşı sokakta da ciddiye alınacak bir hareketin oluşmamasını ukrayna'yla karşılaştırabiliriz. bilinç ve inanç birbirini tetikleyen şeylerdir, biri yoksa diğeri fazla yaşayamaz.

    belgeseli izlerken sık sık "ah be gezi'nin niye böyle kaliteli belgeseli olmadı :(" diye iç geçirdim izleyen her çapulcu gibi *, umarım ileride başarıyla taçlandırdığımız bir direnişe tanık oluruz ve bu sefer belgeselimiz buradaki gibi kaliteli olur temennisiyle...