şükela:  tümü | bugün
  • ayrinti yayinlari'nin agir kitaplar dizisinden cikmistir. okumaya baslamadan once, bol bol hikaye okuyup, kisa analizlerle gecistirebilecegimi zannedip felaket yanildigim kitaptir. ilerledikce bu mit ve oykuler kisalir, analizleri uzadikca uzar. kitaba konsantre olmak zordur, fakat bir yerden sonra elden birakilamamaktadir. kitabi okumanin zorlugu, icerigine kafa patlatmaktan degil de, insanin kitabi okurken, hem okuduklarina anlam vermek, hem bu konularda kendi dusuncelerini gozden gecirmek, hem de kendisini analiz ederek acimasizca elestirmesinden ileri gelmektedir bana gore.

    clarissa hanim da zaman zaman oykulere baslamadan once uyarmakta, bu oykuyu kafanizin rahat oldugu bir donemde, sindirerek birkac gunde okumalisiniz gibi uyarilarda bulunmaktadir.

    kitabi cevirenin erkek olmasi da beni sasirtan konular arasindadir.

    okurken ve okuduktan sonra cevremdeki her kadina tavsiye ettigim, mutlaka okumalarini istedigim, bazilarina kendim alip hediye ettigim, bir kismina kitabi alana kadar, alip almadiklarini surekli takip ederek rahatsizlik verdigim harikulade bir eserdir. kendini tanimak demeyeyim de, kendi hakkinda dusunup analiz yapmak icin okunabilecek en guzel kitaplardan biridir.
  • ece temelkuran'in kurtlarla kosan kadinlar uzerine yazisi.

    yağmurlar, gemiler, düşler

    clarissa p. estes'in yazdığı "kurtlarla koşan kadınlar"ı, özellikle geleceği hayal ederken kendilerini tek kişilik maceralarda gören kadınlara şiddetle tavsiye ediyorum

    ---

    kimi kadınlar, düşlerinde kendilerini yalnız görürler; bir başlarına. 16 yaşındayken mesela, henüz hayata yeni başlarken, sonradan fark edersiniz ki, o günlerde geleceğe ilişkin kurduğunuz düşlerde yalnızsınızdır. çok kadın tanıdım böyle. ilk gençlik yıllarında gelecek hayalleri kurarken tek başına kızıldeniz'e dalarken görmüştü kendini; bir evde bir sürü kediyle tek başına yaşadığını görmüştü; bir yük gemisine binip, siyah bir gocuk giyip tam güvertenin ucunda filtresiz sigara içerken görmüştü kendini. kendilerini böyle hayal eden kadınlar sonra adamları ve çocukları nereye koyarlar? neyse...

    belki sonra unuturlar, rüyalarını "düzeltirler" ama aklı ve kalbi olan kadınlar gelecek düşlerinde kendilerini hep tek başına bir maceraya atılırken görürler. sonra olaylar gelişir, belki bütün bunların pek de iyi bir fikir olmadığına kanaat getirirler. ya da "bir gün mutlaka"dır işte, bilirsiniz...

    siz o ilk düşünüzde, kendinizi yalnız başınıza hayal ettiğinizde nasıl görmüştünüz kendinizi? sizin maceranız nasıldı? ne zaman unuttunuz o hayali resmi?

    kurtlarla koşan kadınlar

    bütün tanıdığım kadınlara aynı kitabı öneriyorum iki haftadır. israrla, neredeyse bıktırırcasına tavsiye ediyorum. "sevgilim şöyle böyle bir adam. ama onu terk edemiyorum. suçlu hissediyorum" kendimi diyene... "herif bana kazık attı. şimdi duyarsız görünmem lazım değil mi? öyle yaparsam çok gülünç görünürüm, değil mi?" diye çaresizce bir yanlışın içinde debelenene... "şu işi çok yapmak istiyorum. ama kesin tökezleyeceğim bir yerinde. başlamasam daha mı iyi acaba?" diye sorana... "hayatım kusursuz ama yine de mutlu hissetmiyorum kendimi. bende bir yanlışlık mı var acaba?" diye düşünene... "çocuk yapmak istiyorum ama beceremem diye düşünüyorum. yani ya iyi bir anne olamazsam?" diye kuruntular üretene...

    bu soruların hepsine iyi gelecek bu kitap, biliyorum. bütün bu kadınlar, kendilerinde olan ama var olduğunu unuttukları, unutmaya zorlandıkları bir gücü anımsayacaklar "kurtlarla koşan kadınlar" kitabını okuduklarında.

    gizli bir kadın dayanışma örgütü

    kitaplardan öğrenilmiş bir feminist manifestodan, katır kutur bir feminist jargondan bahsetmiyorum. anneannelerimizden, onların anneannelerinden beri biriken bir kadınlık bilgisinden ve sezgisinden söz ediyorum. elleriyle bu dünyayı yapan; çocukları, yemekleri ve işleri yapan kadınların biriktirdikleri bilgelikten ve kudretten... bize unutturulmuş hayat/ölüm/hayat döngüsünden... kendisine uzaklaştırılmış, ne kadar güçlü olduğu unutturulmuş ve birbiriyle dayanışması türlü yalanlarla engellenmiş bir cinsiz biz. öyle güçlüyüz ki hatta çok korkutabiliriz herkesi. zaten belki korktukları için en başlarda sakatlamışlardı bizi. kitabın meselesi sakatlayanlardan intikam almak değil, en önemli yanı bu. kitabın meselesi yeniden nasıl ayağa kalkıp, tamamlanmış bir kadın olarak nasıl yaşayacağımız ve nasıl kendimizi güçlü hissedeceğimiz.

    jung, masallar ve kızlar

    psikiyatri okuyup, jung üzerine doktora yapıp sonra bütün dünyayı kadın masalları arayarak dolaşmış bir kadın, clarissa p. estes tarafından yazılmış kitap. ayrıntı yayınları'ndan çıktı. biraz pahalı ama en kötü ihtimalle birkaç arkadaş birleşerek alabilirsiniz, almalısınız. estes eski masalları yeniden okuyarak kadınların yazılmamış tarihine ve bu tarihten öğrenilmesi gereken hasletlere dikkat çekiyor. yaralarınızı kendi kendinize nasıl saracağınızı söylüyor ve bunu yapmak için sizde yeterinden fazla gücün zaten bulunduğunu anlatıyor.

    erkekler neden okumalı?

    ortalıkta "kadın dünyasını yazan erkek yazar" furyası var ve hakikaten kadınların bunlara içtenlikle inandığını sanmıyorum. sadece biraz çekici buluyorlar belki, belki biraz da erkeklerin kadınları nasıl gördüğünü, nasıl gördüğünü sandığını anlamak için okuyor olabilirler. oysa kadınlarda anlaşılması gereken bir şey olmadığını, sadece onlarla birlikte "akılması" gerektiğini daha henüz hiçbir erkek yeterince anlayabilmiş gibi gelmiyor bana. yaptıkları bir nehri durdurup debisini ölçmeye çalışmaya benziyor; nehirle birlikte akmak ise çok daha büyük bir güç gerektiriyor. erkeklerin de işte, bu kitabı ne tür bir nehirle birlikte akabileceklerini anlamak için okumaları gerekiyor.

    kendi içinizde şefkatli ve ılık bir yolculuğa çıkmak için bulunmaz bir fırsat! şiddetle tavsiye ediyorum... bilhassa geleceği hayal ederken kendilerini tek kişilik maceralarda gören kadınlara! her yaştan kadına...
  • jungçu bir psikanalist ve cantadora olan clarissa p estes'in bir ömür boyu çalışmasının ürünü olan kitap.

    kitabı ödünç veren dostum, bunun erkeklerin beğenmeyebileceği türden bir kitap olduğu uyarısını da eklemeyi ihmal etmemişti. okuduktan sonra şunu rahatça söyleyebilirim ki bu eser -naçizane hobim diyebileceğim- ve tümüyle disiplinler arası bir araştırma alanı olan arketipçi eleştiri / mitsel eleştiri literatürünün temel metinlerinden biri olmayı, frazer, frye ya da campbell'la aynı solukta anılmayı hak ediyor.

    her şeyden önce, eserin yapısından bahsetmek lâzım: kitap; farklı kültürlere, ama özellikle güney amerika yöresine ait kadın masallarından ve her bir masalın yazar tarafından çözümlenişini içeren küçük bölümlerden mürekkep. geleneksel öykü derleme yöntemiyle elde edilmiş bu corpus, sadece yazarın onaylı bir temsilcisi olduğu analitik psikoloji ekolü için değil, psikodinamik yöntemlerden yapıt çözümleme aracı olarak faydalanabilen halkbilim ve edebiyat eleştirisi için de büyük önem teşkil ediyor. dahası, yazar, kadını çağdaş dünya koşullarında erkek boyunduruğuna girmiş olan vahşi doğasından ve kurt psişesinden haberdar etmeyi -hatta sarsarak uyandırmayı- kendine görev edinmiş olduğundan, '70 sonrası akademik değişimin serpilen disiplinlerinden kadın araştırmaları ve feminist eleştiri de bu eserden faydalanacaktır diye düşünüyorum.

    yazarın dünya görüşüne etkidiğini her sayfada sezdiğimiz etnik kökeni ile içinde yaşayıp normlarına göre eğitim aldığı toplumun felsefesi arasındaki çelişki, benzersiz ve yaratıcı bir bakış açısı doğurmuş. bir yüzünde kadın, diğerindeyse vahşi bir kurt olan madalyonun her iki yüzünü de görebilmiş estes bu yüzden.

    ben kitabı okurken, bir kadının diğer kadınlara seslenişini çok net şekilde hissedebildim ve karşısında uyarıldığım güçlüğün bu olduğu izlenimini edindim. şayet o çok beylik "kadınların ve erkeklerin aynı kavramların içini farklı anlamlarla doldurduğu" iddiası doğruysa, evet, cephenin karşı tarafındakilere ait bir talimatnameyi okuduğunuzu, sözcüklerin kadınlara özgü anlamlar içerecek şekilde kullanıldığını farz edebilirsiniz o vakit...

    bununla birlikte, kitap biz erkekler için -akademik niteliğinin ötesinde- uygulamaya dönük bir anlam da taşıyor. bu yanıyla, bir rosetta taşı olamaz belki, ne var ki kadınlara atfetmekte hiç geri durmadığımız o çekici ve gizemli anlaşılmazlığa, birçoklarının kendilerinin de mantıklı bir açıklamasını yapamadığı fevrî duygudurum değişikliklerinin sebeplerine bir nebze olsun ışık tutabilir. jungçu psikoloji, bireyselleşme ile evrilen ve psişeyi meydana getiren arketipler arasına karşı cinsi anlayabilmemizi mümkün kılan animayı ve animusu da kattığı içindir ki, bir erkeğin de bu kadınsal içeriği anlamlandırabilmesi, empati ve sempati besleyebilmesi mümkün oluyor.

    uzun lâfın kısası, okumayanlar çok şey kaçırıyor.
  • kadınlar arasında bi nevi iletişim aracı. ece temelkuranın yanısıra aylin aslım’ın da hakkkında bi kitap okudum hayatım değişti şeklinde demeçler verdiği kitap.
    okuyun, annenize okutun, sonra en yakın arkadaşınıza okutun, o da annesine okutsun filan. öyle bir kitaptır. başucu dedikleri cinsten.
  • clarissa p. estes'in yazmayı 20 yılda tamamladığı anıtsal eseri. içinde masallar, derleme öyküler, mitler, bunların jungçu bir psikanalist gözünden yorumları, kadın arketipleri ve daha nice güzellikler barındıran çok ama çok değerli, satırların altını çize çize okurken neredeyse tüm sayfalarını çizdiğim başyapıt.

    "ben bilmem, beyim bilir" yerine "bizzat benim beynim bilir" diyen, kendi hayatına kendisi yön veren, ayakta durmaktan, savaşmaktan korkmayan, kadınlığının farkında, kendi iç sesinin farkında ve gücünün bilincinde olan her kadının kutsal kitabı olmalı kanımca; ben sevdiğim tüm kadınlara hediye ettim birer tane.
  • 'bir kitap okudum hayatım değişti' geyiği yapmak istemiyorum ama gerçekten özellikle kadınların okuması gereken, öyle bir kere okuyup kenara atılacak değil, tekrar tekrar okuyarak içselleştirilecek bir başucu kitabı. neredeyse her karışı ataerkil olan bir dünyada, hele bu ataerkilliğin daha ağır yaşandığı türkiye coğrafyasında hem kadınlığa - yani doğurgan olmaya - dair hem de kadınlıktan ve cinsiyetten bağımsız, köklerini bizzat doğadan alan ama kültür olgusunun tahrip ettiği bir güce sahip olduğunuzu size tekrar hatırlatıyor, güç veriyor bu kitap.
  • bana "bütün kadınlar (ve kadın cinsini seven erkekler) okusa, ama anlayarak okusa (okuması pek o kadar kolay değil), kısa sürede dünyanın değişeceği, süper bir yer olacağı" hissini veren, muhteşem yapıt.
  • kadınların içindeki vahşi ve dişil benliğin, farklı kültürlerdeki hikayelerinden oluşan ve satır aralarında çok başka şeyler anlatan kitap. üretme, olma ve tanımlama olguları üzerine kadınların geleceğine ışık tutar ve kadın varlığı tanımlamak için:"...içgüdüsel akılları yerinde olduğunda; sevme, yaratma, inanma ve arzulamaya ilişkin fikir ve itkileri de doğar; hayatlarını yaşarlar, solarlar ve ölürler ve yeniden doğarlar"

    "insanın yüreğini yeni yaratılar için, yeni hayat için, hayat/ölüm/hayat güçleri için vermesi, duygu alemine bir iniştir. bu bizim için zor olabilir, özellikle hayal kırıklıkları ya da üzüntüler yüzünden yaralanmışsak. fakat amaç davul çalmayı sürdürmek, iskelet kadın'ı tümüyle hayata getirmek, "her zaman bize yakın olan"a yakınlaşmaktır"
  • “sağlıklı kurtlar ve sağlıklı kadınlar belirli ruhsal karakteristikleri paylaşırlar: keskin bir duyarlık, oyuncu bir ruh ve yoğun bir kendini adama kapasitesi. kurtlar ve kadınlar, doğaları, araştırıcılıkları, büyük bir dayanıklılık ve güce sahip olmaları bakımından yakın akrabadırlar. sezgileri çok güçlüdür; yavruları, eşleri ve sürüleriyle yoğun bir biçimde ilgilenirler. sürekli değişen koşullara uyum sağlamakta deneyimlidirler; tuttuklarını koparmalarının yanında çok da cesurdurlar. ancak ikisi de sürekli avlanmış, taciz edilmiş ve yanlış bir şekilde obur, sapkın, son derece saldırgan ve hasımlarından daha az değerli olarak tanımlanmıştır. hem vahşiliği hem de ruhun vahşi yanlarını yok eden, içgüdüsel olanın soyunu kurutan ve arkada hiç iz bile bırakmayanlar için, ikisi de birer hedef haline gelmiştir. kurtların ve kadınların kendilerini yanlış anlayanlar tarafından yok edilmesi çarpıcı bir benzerlik taşır.”

    henüz kitabın ilk sayfalarında iken yukarıdaki paragrafı okuyunca birden donup kalıyorsunuz. çünkü yok edilmeye çalışılırken son bir güçle kurtulup bir köşede ruhsal yaralarınızı sarmaya çalışmaktasınız ve kendinizi bir fareden bile daha korkak ve güçsüz hissediyorsunuz. kurtlarla kadınların ortak maceralarını iyice merak edip hızla okumaya devam ediyorsunuz. okudukça yaralı bir kurt olduğunuzun bilincine varıyorsunuz. derin bir yara iziniz varsa bu yarayı vahşi benliğinize geçiş yapan bir kapı olarak kullanabileceğinizi öğreniyorsunuz ve o yarayı seviyorsunuz. kapıyı aralayıp, bütün dişilere destek veren gücü ifade eden vahşi doğanızla tanışmanın ya da yeniden karşılaşmanın keyfini yaşıyor, her yeni sayfada erginlenmiş bir kadın olma yolunda ilerliyorsunuz.

    “vahşi kadın, bütün kadınların sağlığıdır. onsuz, kadınların psikolojisi anlamsızlaşır.”

    her sayfa, her paragraf, her satır her cümle öyle bir görüş kazandırıyor ki içinizdeki güç yukarı doğru fırlıyor. her adımda dönüşüm yaşıyorsunuz ve o dönüşümü damarlarınızda hissediyorsunuz.

    “bu kitaptaki malzeme, sizi cesaretlendirmek için seçilmiştir. bu çalışma, kendi içsel ufuklarında zahmetli yolculuklara çıkanlar dâhil olmak üzere, hem kendi yoluna gidenlere hem de dünya için zorluklara göğüs gerenlere destek olmak üzere sunulmuştur.” diyen clarissa pinkola estes’in sevgi dolu yüreğini en yakınınızda duyumsuyor, her yeni masalla içinizde beslenen kurdu birlikte büyütmenin keyfini yaşıyorsunuz. içsel ufuklarınızda gerçekleştirdiğiniz zahmetli yolculukta yalnız olmadığınızı hissediyorsunuz.

    kurtlarla koşan kadınlar öyle bir kitap ki, bir kadın olarak o ana kadar yaşadığınız her durumu müneccim gibi biliyor, size hak veriyor, acılarınızın yenilenmemesi için doğru vahşi yolu gösteriyor. sizin hep eleştirilen özelliklerinizin aslında birer değer olduğunu gösteriyor.

    “sevmek-hepsi de aynı ilişkide olmak üzere- sayısız sonu ve sayısız başlangıcı kucaklamak ve aynı zamanda bunlara göğüs germek demektir.”

    “ufukta en kasvetli, en karanlık ve iflah olmaz olasılıklar dışında hiçbir şey, ama hiçbir şey yokken bile, gözyaşları bizi hiçbir getirisi olmayan bir amaç için yanarak kül olmaktan kurtarır.”

    “gözyaşları sizi bir yerlere götüren bir nehirdir. ağlamak ruhsal hayatınızı taşıyan geminin çevresinde bir nehir yaratır. gözyaşları geminizi kayalıklardan, kuru zeminden çıkararak nehrin aşağılarındaki yeni bir yere, daha iyi bir yere götürür.”

    bu kitabı okuduktan sonra masallara karşı bakış açınız da değişiyor. çok basit bir olay örgüsünden oluşan bir masalın alt metninde neler olabileceğini görüyorsunuz. metin okuması nasıl yapılır onu görüyorsunuz. masalları veya öyküleri çözümleyerek okumanın keyfine varıyor, öykü ilaçtır diyen yazarın reçetesini yaralarınız için kullanıyorsunuz. hele bir “iskelet kadın” öyküsü var ki… her kadının ve her erkeğin okuyup anlaması gereken muhteşem çözümlenmiş bir öykü. binlerce kez okusam her seferinde yeni şeyler öğrenebilir, her seferinde aynı keyfi alabilirim.

    bu kitap, kadınım diyen her insanın mutlaka okuması gereken bir başucu kitabı. bir kutsal kitap gibi tekrar tekrar okunmalı, algılanmalı, uygulanmalı. kütüphanemdeki bütün kitapları bir tarafa kurtlarla koşan kadınlar’ı tek başına diğer tarafa koyabilirim.

    bana bu kitabı tavsiye eden vahşi kadına sonsuz teşekkürler… evet, “bir hayat çok fazla kontrollü olduğu zaman, kontrol edilemeyecek kadar az hayat kalır.”