şükela:  tümü | bugün
  • todd haynes ve julianne moore ikilisini, safe ve far from heaven'dan sonra bir kez daha bir araya getirecek olan brian selznick'in kitabından uyarlanacak olan drama.
  • 70. cannes film festivali'nde françois ozon'un l’amant double, fatih akın'ın ın the fade, sofia coppola'nın the beguiled ve michael haneke'in happy end isimli filmleriyle yarışacak olan; brian selznick'in aynı isimli kitabından uyarlanan, başrollerinde michelle williams ve julianna moore'un yer aldığı merakla beklenen todd haynes filmi.
  • günümüzün kaliteli yönetmenlerinden todd haynes'ın son filmi. başrollerde iki çocuk oyuncu yer alıyor. onlara julianne moore eşlik ediyor. michelle williams ise çok az görünüyor, rolü biraz daha kısa olsaydı cameo bile denebilirdi, gerçi şu haliyle de cameo bence. film iki farklı zamanda geçiyor. 1987'de açılan film babasını tanımak isteyen bir oğlanla kütüphanede çalışan annesini anlatıyor. sonra 1927'ye geçip işitme engelli bir kıza odaklanıyor. haynes filmini hem siyah-beyaz, hem de renkli çekmiş. 80'li yıllar sesli ve renkli, 20'lerse sessiz ve siyah beyaz şeklinde aktarılmış. 20'lere döndüğünde film o dönemlerde çekilen sessiz filmlere öykünüyor. moore iki dönemde de görünüyor. 20'lerde sessiz sinemanın ünlü aktrisi-merkezdeki kızın anası olarak karşımıza çıkıyor. 80'lerdeyse kızın, yani rose'un yaşlı halini oynamış. öte yandan iki çocuğun farklı dönemlerdeki ortak faaliyetleri işleniyor başlarda.

    hugo'yu hatırlatıyor her anıyla. zaten hem hugo, hem de wonderstruck, brian selznick'in aynı adlı romanlarından uyarlanmışlardı. hugo babasını yitirmiş, tren istasyonunda yaşayan bir çocuğun ünlü yönetmen melies'le tanışmasını ve maceralarını anlatır. wonderstruck'ta da hugo gibi sinema sevgisi önplanda. hugo'da sessiz sinemaya ve melies'in kısa filmlerine saygı duruşunda bulunulmuştu. burada da 20'lerde geçen sekanslarda pek çok defa sessiz film gösteriliyor. lakin hugo daha iyi bir büyüme/macera filmiydi. wonderstruck, hugo'ya erişemiyor.

    haynes bu kez vasatı aşamıyor ne yazık ki (vasat bile demek zor buna). işin kötü tarafı wonderstruck aşırı formül filmi olmuş. ilk 20 dakikada kanımca öyküsünü bu formüller nedeniyle vasatlaştırıyor. formül derken; çocukların farklı dönemlerde benzer şekilde yaşamaları, aynı sorunlardan muzdarip olmaları (oğlanın babasını tanımıyor olması-annesinin ölmesi, kızın babasıyla sorunları olması-annesinin uzakta olması), büyüme sancıları, hayalleri... filmi sesli-sessiz, renkli-siyah beyaz ve sesli-sessiz (müzikli) diye ikiye ayırmak kağıt üstünde fena fikir değil, ama işleniş, yani kurgu kötü ve epey yorucu olmuş. renkli-sesli sahneyi sb-sessiz sahnenin takip etmesi ilginç olmuyor. bir süre sonra film iyice sıkıcılaşıyor. klişe, sıkıcı, orijinallikten uzak bir film wonderstruck. az film çeken, genelde ortalamanın üstüne çıkan haynes'tan beklenmeyecek vasatlıkta bir film bu. o ilk saati gördükten sonra kafamdan sıkça "ne anlatıyorsun haynes?" deyip durdum. ortada doğru dürüst bir öykü bile yok, olmadığı için de film gereksiz sahnelerle doldurulmuş, pek çok sahne gereksiz yere uzatılmış. sürprizleri ise -babası kim, babası nerede, kıza ne oldu?- gayet klişe. zaten o ilk 30 dakikadan sonra haynes izleyicileri kaybediyor, bir daha da hiçbir şekilde yakalayamıyor. finalde kendisine güldürecek kadar klişeleşiyor. bu dandik, direkt çöpe atılası senaryoda ne bulduysa artık... teknik açıdan iyi bir film, ama gerisi, yani en önemli tarafları kötü. dilerim bu başarısızlığı tekrarlamaz haynes. senden ümitliydik halbuki.

    spoiler

    ben, yani merkezdeki oğlan, merkezdeki kızın, yani rose'un torunu çıkıyor. babası, rose'un oğlu david ise kalp yetmezliğinden ölmüş. öff klişelere bak ya. daha da tiksindim filmden. 2017'nin en gereksiz filmi.

    spoiler