şükela:  tümü | bugün soru sor
  • hayatımda verdiğim en büyük karar oldu bu programa katılmak. 2017 mayıs sonundaki benle 2017 ekim başındaki ben arasında dağlar kadar fark var. yardım isteyenlere yardımcı olabilirim.
  • artık bir hayal.
  • son yaşanan gelişmelerle (bkz: 8 ekim abd'nin vize başvurularını durdurması) durumu belirsiz olan program.
    bu sene kayıt olmayı düşünen onca öğrenci belirsizlikler denizinde yüzüyor şu an , hali hazırda kayıt olanların durumu daha da vahim.

    eğer yalnızca 300 dolar civarı bir şey ödeyip ön kayıt yaptırdıysanız, durum bir nebze daha iyi. daha yüksek meblağların ne kadarı şirketlerden geri alınabilir dikkatli olunması lazım.

    şirketinizin size verdiği sözleşmenin "ödeme ve iade koşulları" sayfası detaylıca incelenmeli. çünkü işe yerleştirildiyseniz ve vize durumu çözülmezse oldukça yuksek bir meblag kaybı yaşayabilirsiniz.
  • katılmayı düşündükten birkaç gün sonra abd ile vizelerin askıya alınmasıyla beni üzen program.

    (bkz: why always me)
  • 2017 ayağını texas eyaletinde yaptığım program.

    uzun uzadıya goygoy yapmaya gerek yok zira aşağı yukarı herkes aynı koşullarda yaşıyor ve o koşullara maruz kalıyor.

    alabilene müthiş bir özgüven ve özgürlük verirken, kendi ayaklarınızın üstünde durmayı da öğretiyor.

    ek olarak travel boyunca milletimizin büyük kısmının marka bağımlısı görgüsüzler olduğunu da öğrenmiş oldum zira gap, ck, aj, tommyhilfigher vs tarzı ebesinin amı kadar logolu tshirtler polarlardan başka bir şey yoktu üstlerinde. üzerinde gap logosu olan her 10 kişiden 9’u türk idi.
  • bir öğrenci için abd'de uzun süre kalmanın en ucuz yolu. yaz sonunda yapılan yatırımın iki katıyla dönülebileceği gibi çatır çatır para harcayarak da dönülebilen program.
  • biliyorum çok uç bir örnek ama şöyle bir anekdot anlatayım:

    bundan 7-8 sene önce, 4 ay amerika'da yaşadım. bir ''work and travel'' şirketi aracılığıyla dil öğrenmeye ve çalışmaya gitmiştim. orada benim gibi gelen başka türk arkadaşlarla da tanıştım. josh isminde bir arkadaşım vardı. çocuk evet çocuk 16 yaşında ve tek kapılı siyah otomatik spor bir arabası vardı. markasını bile bilmiyorum. evet biz o yaşlarda burada telefon değiştirme, daha güzelini alma sıkıntısına girip o kadar taksit öderken, onlar için o yaşlara gelindimi araba alınıyordu. buna gerçekten çok özenmiştim.

    her neyse, bu josh arabasını satmak istedi. bizim türkler'de 3-4 ay kullanmak için bu arabayı satın aldı. ''ne! nasıl olur!? birkaç ay için araba mı satın alınır?!!'' dediğinizi duyar gibiyim. arkadaşlar o tek kapılı spor araba 300 dolardı. basit bir şeydi ama tipi peugeot rcz gibi güzeldi öyle söyleyim. benzerdi baya. zaten orada böyle ortalama araç çok, orada halk arabası falan bunlar işte. azıcık kendinizi zorlarsanız 4x4 jipler 10bin dolardı.
    bizim 4 türk birleşti. çerez parası işte, aldı arabayı ve kullandılar. dönerken bırakıp geldiler:))

    hiç unutmuyorum 1 lt su 1,25 $ falandı 1 galon benzin 1,20~ küsürlerde:d ki galon 3,7~ lt'ye tekabül ediyor... kısacası ''sudan ucuz'' derler ya, adamlar o deyimi yaşıyordu resmen. benzin sudan ucuzdu ve çok özenmiştim yahu.

    daha 16 yaşınıza geldiğiniz andan itibaren kendi arabanızı alır ve rahatça masraflarını karşılayabilirsiniz. biz ise burada bu 16 yaştan bir 16 sene daha sonra ileri ödemeli yüksek faizli kredi ile belki alabiliriz. diğer tüm ihtiyaçlarımızdan kısarak.

    bu da böyle bir anımdır.
  • 2012 yazında gerçekleştirdiğim eylemdir. şunu net olarak söylemeliyim ki yapmasaydım pişman olurdum, hep aklımın bir köşesinde "gideydim eyiydi" fikri kalırdı. ha gittim, gördüm, it gibi çalıştım, "nerden düştüm bu lanet yere!?" dedim o ayrı.

    work and travel a niyet eden genç dimağlara tavsiyem; gidin!

    ben de gitmeden önce çok araştırdım, sayfalarca okudum, aklınıza gelebilecek her kaynağı karıştırdım, daha önce gidenlerle konuştum vs. vs. vardığım sonuç; herkesin tecrübesi kendine.

    gidip hayatının en eğlenceli 3 ayını yaşayan da gördüm, 3. seferi olanı da, hayatından nefret edeni de gördüm, ilk ayı doldurmadan geri döneni de. tamamen size ve nasibinize kalmış bir şey.

    şahsi tecrübelerimden bahsedeyim.

    gittim. ilk iş günümün ilk saatinde işten atıldım. benim hatam yoktu. skype'ta yaptığımız mülakatta net olarak yapmayacağımı belirttiğim ve kabul ettikleri bir şeyi yapmamı istediler. reddedince maalesef sizinle çalışamayız dediler. söve saya otele döndüm. sponsorumu aradım. halledeceklerini, olmadı yeni bir iş bulacaklarını söylediler. bu noktada türkiye'de danışmanlığımı yapan firmanın büyük desteğini gördüm. work and travel diyen herkese tavsiye ediyorum. isim almak isteyen olursa yeşillendirebilir.

    halledemediler ve bana başka bir eyalette bambaşka bir iş ayarladılar. iş başvurusu esnasında tanışıp kaynaştığımız, aylardır beraber plan yaptığımız arkadaşlardan ayrıldım. otobüsle new york'a geçtim, ordan trene binmem gerekiyordu ama grand central terminal ı ararken bayaa bayaa kayboldum. işin ilginç yanı polisler dahil kimse böyle bir terminalin varlığından haberdar değildi ya da beni yediler. (şimdi gidecekler map filan kullanırlar ama benim gibi zor durumlara gark olabileceklerin aklında bulunsun 42. street boyunca dik kesen cadde numaralarının azaldığı yönde yardırın. park avenue ile 42. street kesişiminde terminali bulacaksınız. aksi yönde yürümeniz halinde de yanlışım yoksa 8. avenue ile kesişiminde de port authority namlı otobüs terminalini bulabilirsiniz.)

    önce penn stationa yönlendirdiler. ordan grand central terminale gitmek için metroya binmem gerektiğini söylediler. basık ve kokan metroda boyum kadar valizi çekiştirirken bir ufak panik atak geçirip yeryüzüne çıktım. bahsi geçen istasyona kadar yürüdüm. bilet aldım trenimi bulup yerleştim. diğer otele vardığımda gece yarısı olmuştu. orda yine wat çı arkadaşlar uyumayıp beklemişler sağolsunlar. ilk bir kaç gün iyiydik aslında ama sonradan çeşitli sebeplerden ötürü epeyce açıldı aramız. en son bu arkadaşlar topluca eve çıktılar biz de bir arkadaşla beraber meksikalı bi ailenin evinde oda tuttuk. maalesef elde olmayan şartlardan ötürü yeni ev oldukça uzak ve pahalıya maloldu bize. dolayısıyla pek para biriktiremedik. travel ı kısa tutmak zorunda kaldık.

    giderken borç aldığım için geri getirmem gereken 1000 dolarla beraber travel bitip de uçaktan önceki gün new york'a döndüğümüzde cebimde 1035 dolar vardı. manhattan'dan havaalanına otobüs 15 dolardı. elimde 2 gün 1 gece için yeme-içme otel dahil 20 dolar kalmıştı. 5 kişiydik ve hepimiz aşağı yukarı aynı finansal durumdaydık. doğal olarak otele gitmemeye karar verdik. 5'er dolara bavulları locker'a bırakıp times'da broadway'de filan dolandık. ilerleyen saatlerde mcdonald's ta 1 dolarlık hamburgerlerden alıp 1-2 saat uyuduk. burası otel değil diyerek çıkardılar. öyle böyle sabahı ettik. sabah bavulları alıp havaalanına gittik akşama kadar da orda takıldık.

    milyon tane şey yaşadım yaz boyu. çok kötü hastalandım mesela 2 gün yataktan çıkamadım.

    henüz maaş almaya başlamamışken elimde kalan 300 dolar civarı para çalındı ki bu nasıl bi tesadüfse (!) diğerleriyle ayrılmaya karar verdiğimiz gün oldu. henüz yeni yer de ayarlamamıştık cepte 5 cent yokken sokakta kaldık.

    beraber kaldığımız arkadaş bi gün ben gezmeye gidiyorum diyip kayboldu. telefonu kapalı, ses seda yok, eşyaları evde, facebooka bakmıyor, ne yapacağımı şaşırdım. eleman 2 gün sonra "bilmem nereye arkadaşımı görmeye gittim, sonra orda kalmaya karar verdim, telefonunda şarjı bitti" diye çıkageldi. o gün kendisini bir daha sallamamaya karar verdim.

    gece mesaisinde çalışırken binbir tiple karşılaştım. düğünden çıkmış smokinli beyefendiyi, sarhoş tiki ortam çocuğunu, inşaat işçisini, evsizini, harvard'da master yapan genci, kaçak yaşayan türk kamyon şöförünü 60 dakika içerisinde sırayla gördüm.

    eve giden son treni kaçırdığımda iş yerinin kadrolu evsizi beni kendi mekanına davet etti. sonra bir yardımsever beni eve attı sağolsun.

    sigaraya başladım, bıraktım.

    iyi kötü birsürü şey yaşadım, pişmanlıklarım da oldu elbette, şöyle yapsaydım dediğim şeyler. ama wat a gittiğim için hiç pişman olmadım.

    eşeğin aklına karpuz kabuğu düşürüp git demem ama bi yerden aklına düşüp fikir almaya geldinse mutlaka git. aklında kalacağına midende kalsın.
  • insana farklı şeyler kattığı gibi ülkeye geri dönme durumunda gidenlerin de bazen ülkemi özledim diyerek gelenlerin yanı sıra ülkeden soğuyarak gelenler de olur fakat oradaki hayat tarzı malesef ki bir türk için çok düşük bir sosyal hayat var malesef millet resmen parası kadar yaşayabilir halde
  • vize krizi cozulurse 2018 yazında wat yapmayı düşünüyorum. daha önce yapmış yazarlardan tecrübelerini paylasmalarini rica ediyorum, hangi şirketi tercih etmeliyim, dil gelişimime katkısı olur mu(anadolu lisesi mezunu ve üniversitede hazırlık sınıfı okumuş biri olarak orta seviye bi ingilizce'ye sahibim) en önem verdiğim faktör bu açıkçası. giderken verdiğim parayı amorti eder miyim, onlisans öğrencilerini kabul ediyorlar mi gibi soruların cevaplarını bekliyorum.
    edit: birkaç soru daha ekledim.