şükela:  tümü | bugün
  • "tekniğin olanaklariyla yeniden üretilebildiği çağda sanat yapiti"
    http://www.fotografya.gen.tr/…/w_benjamin_index.htm adresinden okunabilecek walter benjaminin pasajlar calismasindan bir bolum.
  • mekanik üretimin sanat eserini "aura"sından uzaklaştırdığını, sanat eserinin tarihi kanıtlarını ve dolayısıyla otoritesini tehlikeye attığını savunur.

    çıplak gözle görülen imge eşsiz ve kalıcıyken bu imgenin yeniden üretiminin gelip geçici olduğunu ve çoğaltılabildiğini söyler. gerçeklik kavramının işlevi sanat eserinin değerlendirilmesinde belirleyicidir. sanatın dünyevileştirilmesiyle, gerçeklik sanat eserinin kült değerinin yerini alır.
  • ingilizcesini de http://www.dxarts.washington.edu/…/wk1/benjamin.pdf adresinden okuyabileceğiniz eser
  • mona lisa nın dünde bugüne değişimini vurgular ,ne tarafa doğru hızla katetmekte olduğumuzu gösterir benjaminin bu yazısı ,dili oldukça ağırdır ,güçtür fakat notes kısmından pasaj içinde verilmek istenenlere doğrudan ulaşılabilir. sinemanın da resim, heykel gibi sanat dallarında görüldüğü üzre, bi süre sonra değiştirileceği bambaşka sanat dalları doğuracağını ve bunun sonsuz bi devamlılık olduğunundan bahseder.
  • orijinal basligi su sekildedir: "das kunstwerk im zeitalter seiner technischen reproduzierbarkeit"
  • 'communism responds by politicizing art.' diye bittiği için ayrı bir sevdiğim başucu makalesi.
    özellikle sanatçıların, dijital sanatla uğraşanların ve tabii ki de 'kültürel çalışmalar' okuyan öğrencilerin hatim etmelerini dilerim, isterim, salık veririm.
  • benjamin'e göre sanat eserini özgün kılan şey, onun kült değeriydi; biricik formunda "şimdi ve burada" olmasıydı. tekniğin olanaklarıyla yeniden üretilebildiği vakit, sergileme değeri kült değerinin önüne geçmiş, artık çoğaltılabilen bir şey olan sanat eseri "aura"sını, yani özel atmosferini kaybetmişti. bu noktada fotoğraf'ın ayrı bir yeri vardı benjamin'e göre. erken dönemlerinde sıklıkla insan yüzünün fotoğrafın odak noktasını oluşturuyor olması tesadüf değildi, çünkü uzakta ya da ölmüş insanın yüzü hala belli bir aura'ya sahipti. insan yüzü fotoğraftan çekilip insan fotoğrafın odak noktası olmaktan çıktığı anda, sergileme değeri kült değerinin önüne geçti ve fotoğraf da aura'sını kaybetti.
  • benjamin bu yazısında bu mass reproduction'ı tamamen olumsuzlamaz, ya da tamamen negatif bir şey olarak algılamaz; adorno ile ayrıldıkları noktalardan biri budur. burada bile bir kurtuluş ümidi, bir redemption arar ve bulur da: sanat eseri aurasını,bununla birlikte kült değerini kaybeder, bu değer sergileme değerine evrilir, ama bu da daha önceleri ona ulaşamayan kitlelere sanat eserini açmış olur: çeşitli farklı formlarda bile olsa. kitleler, sanat eserini oturup izlemekten, onu takdir etmekten* ziyade onu kurcalar, içini dışına çıkarır, dokunur, bambaşka hallere sokar. kamera da böyledir, kameranın gözü, yaşamı, gözün görmediği biçimlerde görür ve gösterir, görüntüyü yakınlaştırır, uzaklaştırır, kurcalar, yerinden eder. bununla beraber montaj da bambaşka akış imkanları sağlar.

    bu nedenle benjamin, müzmin pesimist adorno'dan daha farklı bir yere sahiptir kalbimde: içnde hala umut vardır (ölüme giderken bile).
  • okuyalı 4-5 yıl olmuş bu muhteşem makaleyi. ama bugün bakınca, sadece şu beş yıllık süreye mesela, elbette benjamin'in öngördüğü sanatın yeniden üretimi sanat eserinin aurasına zarar vermiştir, ki bence benjamin içten içe bunu sanatın bir anlamda demokratikleşmesi olarak algılar* ancak sanatın biricikliğine zarar verecek diğer olguyu "sanat üretim araçlarının kitlesel üretimini" ön görememiştir bence.

    şu herkes elindeki smartphone'un kamerasına, içindeki pre-ready fotoğraf filtrelerine, tüm sonsuz benzersiz koşul larıyla çekilmiş manzaralar fotoğraflarına bir sanat eseri muamelesi yapıyorsa ve bir sanatçı edasıyla bu fotoğrafın bir sanat eseri olduğunu ve hak ettiği ilgiyi bulması gerektiğini düşünüyorsa, kapitalizm 100 yılda sadece sanat eserlerini orijinal ya da dejenere edilmiş varyetelerini metalaştırmamış, aynı zamanda, bir cep telefonu kamerasını ya da başka bir cihazın bir meta değil bir sanat üretim aracı olduğuna ve bu araçla üretilen "her ürünün" sanat eseri olduğuna bizi ikna etmiştir. daha da ilginci bu ürünleri bize bir sanat eseri olarak ittirmeyi de başarmıştır. ve daha daha ilginci bu sanat eserlerini estetik kriterlerden çok bir nevi kamusal bir juriyle "like"larla, rt'lerle, "fav"larla, "pin"lerle ölçebilir hale gelmiş olmamız.
  • (...)

    "fotoğrafla birlikte insan eli, resmin yeniden üretim süreci içerisinde ilk kez en önemli sanatsal yükümlerinden kurtuldu; bu yükümler artık yalnızca objektife bakan göz tarafından üstlenildi. gözün algılaması, elin çizmesinden çok daha az zaman aldığından, resim aracılığıyla yeniden-üretme süreci, konuşmayla atbaşı gidebilecek hıza erişti.

    (...)

    fotoğraf alanında sergileme değeri, kült değerini bütünüyle geri plana itmeye koyulmuştur. ancak kült değeri geri çekilirken belli bir direnişte de bulunmaktadır.

    son bir sipere daha girmektedir; bu siper, insan yüzüdür.

    fotoğrafın erken döneminde portrenin odak noktası oluşturması kesinlikle rastlantı değildir. uzaktaki ya da ölmüş sevilenlerin anılarının canlı tutulması çabası, resmin kült değeri için son sığınaktır. atmosfer (aura) diye adlandırılan öge, eski fotoğraflarda, bir insan yüzünün gelip geçici ifadesinden bizlere son kez el sallamaktadır. bu fotoğraflara hüzün dolu, eşsiz güzelliklerini kazandıran da zaten budur.

    (...)

    pirandello'nun anlatışıyla, oyuncunun aygıt önündeki yabancılığı, insanın aynada kendi görüntüsü karşısında duyumsadığı yabancılıkla aynı türdendir. gelgelelim aynadaki görüntü artık insandan ayrılabilir, taşınıp götürülebilir olmuştur. peki nereye götürülmektedir bu görüntü? izleyicinin önüne.
    sinema oyuncusu, bunun bilincinde olmaktan bir an için bile kurtulamaz. sinema oyuncusu, aygıtın önünde dururken, hakkında yargıya varacak son makamın izler çevre olduğunu bilir; bu, pazarı oluşturan alıcıların yarattığı izler çevredir. sanatçının yalnızca çalışma gücüyle değil, teni ve saçlarıyla, kalbiyle ve tüm benliğiyle kendini adadığı bu pazar, sanatçı açısından, kendisi için öngörülen edimi gerçekleştirme anında, fabrikada üretilen bir mal ne kadar uzaktaysa, o ölçüde uzaktadır.

    (...)

    alışmayı, dikkati dağınık olan da başarabilir. dahası, belli görevlerin dikkat dağınıklığı konumunda yerine getirilmesi, bunları yerine getirmenin o insan için alışkanlığa dönüşmüş olduğunu kanıtlar. sanatın yol açtığı biçimiyle dikkatin dağılması aracılığıyla, tam algılamanın yeni görevlerinin ne ölçüde yerine getirilebilir olduğu gizlice denetlenmiş olur. genelde birey, böyle görevlerden kaçınma eğiliminde olduğundan, sanat bu görevlerin en güç ve en önemli olanına, kitleleri harekete geçirebileceği noktada saldıracaktır. halen sanat, bu saldırıyı sinema alanında gerçekleştirmektedir. dikkat dağınıklığı konumunda gerçekleşen ve ağırlığını sanatın bütün alanlarında daha çok duyuran, aynı zamanda da tam algılamadaki köklü değişimlerin belirtisi niteliğini taşıyan alımlama, sinemada kendine özgü bir deney aygıtı bulmaktadır. film, yarattığı şok etkisiyle alımlamanın bu biçimine uygun düşmektedir. film, yalnızca izleyiciyi bir bilirkişi tutumuna sokarak değil, ama sinemadaki bilirkişi tutumunun dikkati içermesini kural olmaktan çıkararak da kült değerini ikinci plana itmektedir. bu konumda izleyici, dikkati dağınık bir izleyicidir.

    (...)

    emperyalist savaş, en korkunç çizgileriyle, dev üretim araçlarıyla, bunların üretim süreci içerisindeki yetersiz değerlendirilmesi arasında uzanan uçurum tarafından (başka deyişle, işsizlik ve sürüm pazarlarının eksikliği tarafından) belirlenmektedir. emperyalist savaş, toplumun doğal malzemesinden yoksun kıldığı istemleri 'insan malzemesi'nin yardımıyla karşılayan tekniğin bir başkaldırısıdır. teknik, nehirleri kanalize edecek yerde, insan selini siperlere yöneltmekte, uçaklarından tohum atacak yerde kentlere yangın bombaları yağdırmaktadır; gaz savaşında ise aura'yı yeni bir biçimde ortadan kaldırmaya yarayan bir araç bulmuştur. 'fiat ars, pereat mundus' diyen faşizm, tekniğin değişime uğrattığı, duyusal algılamanın sanatsal düzlemde doyuma ulaştırılmasını, marinetti'nin itiraf ettiği gibi, savaştan bekler. bu, herhalde tam anlamıyla sanat sanat içindir'in gerçekleşmesi olmaktadır. bir zamanlar homeros'ta, olimpos dağı'ndaki tanrıların gözünde bir tür sergi malzemesi olan insanlık, şimdi kendi kendisi için bir sergi malzemesi olup çıkmıştır. kendine yabancılaşması, ona kendi yıkımını birinci sınıf bir estetik haz kaynağı niteliğiyle yaşatacak boyutlara varmıştır. faşizmin politikayı estetize etme çabalarının vardığı nokta, işte budur. komünizm, buna sanatın politize edilmesiyle yanıt verir."

    (7. dipnottan) "aura'nın bir uzaklığın, ne denli yakında bulunursa bulunsun, bir defaya özgü görünüşü' diye tanımlanması, sanat eserinin kült değerinin uzamsal-zamansal anlatımından başka bir şey değildir. "