şükela:  tümü | bugün
  • erdal beşikçioğlu 'nun yönetmenliğini yaptığı, yeni tatbikat sahnesi oyunu.

    ocak 2015'de prömiyer yapacak olan oyun 'bir rock müzikali' mottosuyla doğuyor.doğum sancısı yavaştan ankara sokaklarında duyuluyor.

    koreografi'yi binnaz dorkip yapıyor,oyunu şahane oyuncular oynuyor.

    edit : türkiye eleştirmenler birliği ankara'da yılın oyunu seçmiştir .
  • biletleri sahne gününden 20 gün önce satışa çıkarılan oyun. berkan şal ve ayça eren yine rol alacak.
  • fiyatlandırmada bir değişikliğe gidilmiş. normalde en ön iki sıra koltuklar 50 tl, en arka iki 20, kalan orta sıralar ise 30 tl idi. şimdi en ön 5 sıra 50, en arka 5 sıra ise 30 tl.
  • "evet"te "hayır" mı suçlu yoksa "hayır"da "evet" mi suçlu? bunu bir düşünün diyor woyzeck masalı

    bu masalda gökten üç elma düşmüyor elbet ama bezelye, kundak, kolye derken harika müzikler, vokaller ve danslar eşliğinde; kaderine nasıl da razı ve ezik woyzeck'i, birazdan gelecek ölümü ve "ölümlü" olmayı kaşı gözü ağzı bakışları çenesi ile dehşet bir şekilde bize aktaran marie'yi -deniz atlı- tanıyoruz.

    elma şekeri gibi bir müzikal ortaya çıkarmış erdal beşikcioğlu. şekeri bittiğinde ekşi ve çürük elma çıkmıyor içinden. vokaller muhteşemdi. tüm oyuncular harika idi.oyun bitiminde sahneye geldiğinde üç kadından söz ediyor erdal beşikcioğlu; eşi elvin beşikcioğlu,sonra kızı ve en son koreograf binnaz dorkip...

    ya süleyman bağcıoğlu'na ne demeli? "gri ankara" onunla "karizma ankara" olur hep.

    oyun için tez vakitte tatbikat sahnesine gidilmeli ve can yücel gibi;

    "bana bir varmış de
    bir varmış bir yokmuş deme
    içime dokunuyor. "
    demeli...
  • georg büchner'in muhakkak okunasi eserinden..duyumlarima göre gayet basariliymis..
  • oyundan taze çıkmış bir birey olarak gidip görülmesini tavsiye edeceğim, sık sık da gideceğim oyun/müzikal/sanat. woyzeck, susarak o kadar çok şey anlattı ki bize. oyuncu gerçekten ruhumuza
    dokundu. kendisini daha çok izlemek dilegiyle. gelelim vokallere. yahu bu insanları nereden buldunuz sayın beşikçioğlu? buralardaydılar da biz mi görmedik, neden görmedik? kadın vokale zaten laf yok ama uzun saçlı erkek vokal arkadaşa değinmeden geçemeyeceğim. kendisi bir yerlerde çıkmıyorsa üstadlara nefes vermiyorsa o sesle çok yazık,
    imana gelip yüz bin maşallah dilersin o derece. ha tabi o yukardaki o güzel insanlar keyifle çalmasa sizler bu kadar yükselemezdiniz, onların da elleri
    dert görmesin. sahneyi paylaşan her bir oyuncu oyunun gerçekten temel
    parçalarını oluşturduklarını hissettirdiler. başta berkan şal'ın katkısı oyunun içine sürüklenmeniz için büyük bir etkiye sahip. her kelimesinde kendimi iple sahneye çekiliyormuş gibi hissettim hala da hissediyorum. oyuncuları tek tek hayranlıkla izledim.
    hepsine tek tek teşekkür ederim.
    gelelim olumsuz noktalara;
    bazı noktalarda ses duyulmuyor
    kadın oyuncuların bazı tiz çığlıkları fazla uzatılmıştı. woyzeck sandalyede otururken olan mesela. oyunun sahneleniş tarzının sahnenin diğer oyunlarında da gördüğümüz izleyiciyi rahatsız etme(somut bir yolla soyut olarak) olduğunu belki de bu amaçla o kadar güçlü bir öge olarak kullanıldığını anlıyorum ama bir noktada fazlalaşıyor.
    bir de telefonların kapatılması gerektiğini lütfen ışıklar tamamen kapanmadan oyun başlamak üzere değilken hatırlatın. insanlar da bu alışkanlığı kendiliğinden edinse fena olmayacak elbette.

    iflah olmaz bir tiyatro sever olarak söleyeceklerim şimdilik bu kadar. gidio görün, pişman olmayacağınızı müziğe fazlasıyla doyarken hikayenin içinde woyzeckle birlikte sarsılmanın, kadın erkegin tutkularının ve her halukarda insana yüklenen günahların tekrar tekrar woyzeckin bedeninde tezahür edişinin bir sunuşunu izleyeceksiniz.

    ps.: sevgili kod adı uzun saçlı erkek vokal(kimdir bilmediğimden) çok bağırma
    sesine bir şey olacak diye korkuyorum. daha çok söyle sen

    editizm: pek sevgili yazarlarımızın katkılarıyla övgüleri şuraya doğru alıyoruz (bkz: mehmet metehan güler)
  • prova sürecinden derlenen videolarla oyunda yer alan "sorun değil"i şuradan dinleyebilirsiniz.

    insan nedir? “biraz toprak, biraz toz, biraz et, biraz kan” mı? insanı “insan” yapan nedir? georg büchner, dünya tiyatro literatürünün en önemli oyunlarından biri olan woyzeck’te “insan olmak” olgusunu; erdem, ahlâk ve iyilik kavramları üzerinden sorguluyor. her zaman zorunlu ve haklı görülen savaşta; yoksulluk, sınıf farklılıkları, toplum baskısı içinde, insan daha fazla uçuruma sürüklenmeden insan olabilmeyi ve insan kalabilmeyi ne kadar başarır? gerçekliğin saptığı böyle kaypak bir dünyada insan ne içindir?
  • sol taraftan bilet alıp izleyenlerin gözlerini alamadığı oyundur.

    unutmayın, sol taraftan bilet alın.

    edit: ankara tatbikat sahnesi için sol taraf biraz daha ilginç gelmişti. işbu edit meraklı suserleri rahatlatmak için girilmiştir.
  • müzikal neden yapılır? sorusunun cevabını bulmak lazım ilk önce bir müzikal yaparken. woyzeck oyununun orjinal metni söze çok dayanan ve anlattığı mesajı olaylar üzerinden değil de(oyunun sonucu hariç) sözler üzerinden veren bir metin idi(ki metni çok severim). bu sebeple müzikal fikri pek aklıma yatmasa da güzel bir şeyler izlemek için gittim ve hayatımda bir tiyatro biletine verdiğim en yüksek meblağyı da gözden çıkardım.

    neyse ilk önce teknik bir aksaklıktan bahsedeceğim ki oyunun seyir zevkini tamamen baltalıyor bu söylediğim. oyundan önce "telefonlarınızı kapatın, bu oyunda telsiz mikrofon kullanılıyor" gibi bir anons geçti. ben de sevindim, oyuncular kendini zorlamadan söylenen şarkıları rahatça anlayabileceğiz böylece diye. fakat oyuncular sahnede öyle bir bağırıyorlar ki ağızlarının dibindeki mikrofona, ya kulaklarımız patlıyor(özellikle kenarda kolonlara yakın oturanlar), ya da mikrofon patlıyor cızırtılar çıkarıyor. sürekli çığlık atabiliyor diye çığlık atan bir çocuk var mesela(rock müzikali olduğundan sanırım), 5inci falan çığlığında bir gülme geldi artık sinir bozukluğundan.

    şimdi kendi yorumlarıma geçmeden önce oyunun sonunda salonun çoğunluğunun ayakta alkışladığını ve çok beğeniyor izlenimi verdiklerini belirteyim. insanlar demek ki oyunu beğendiler, ya da topluluğun ankara'daki popülerliğinden beğeniyor gibi yaptı bir kısmı bilemiyorum. ama demek ki söyleyeceğim eleştiriler bana özel.

    oyunda gösterişli kostümler var, göz alıcı vs. woyzeck oynayan topluluklar genellikle böyle şeyler tercih ediyorlar zaten. fakat bu oyun bir jean genet oyunu havasında geçiyor. imgeler üstünde de bir genet estetiği var (mesela jartiyer giyen general) ama genet'nin kurguladığı oyunlarındaki sayısız imgelerinin her biri yerini bulur. fakat burada genet estetiğiyle kullanılmış bir kaç imge hiç bir yeri bulmuyor. havada kalıyor, düşünülmüşse bile seyirciye ulaşamıyor.

    oyunda hiç bir karakter yok. oyuncuların (woyzeck dahil) çok mekanik ve karikatür oynamaları yüzünden bunun bilinçli bir tercih olduğunu düşünüyorum. ama bu tercih oyunun da insanlara ulaşmasını engelliyor. metin son sahnede gerçekleşen cinayetin altını doldururken bütün akış boyunca, woyzeck masalında metinden çok da bir şeyler olmadığı için olay bir namus cinayetine dönüyor. ama çok zayıf karakterli woyzeck'in nasıl olup da katil olmaya gittiği gözükmüyor. mesela izleyen insanlar bana doktor karakteriyle ilgili bir şeyler diyebilirler mi? ya da üzerine makaleler yazılabilecek woyzeck hakkında sadece bu oyun üzerinden ne diyebilirler?

    ben kullanılan göstergelerin de her zaman düşünülmüş olması taraftarıyım, o yüzden şimdi söyleyeceğim size biraz detay gelebilir ama yine de söyleyeceğim. şimdi arka planda projeksiyon var ve bir takım resimler gösteriliyor orada. güzel. ama kardeşim, bebek deyince arkada bebek resimleri, zaman deyince dişliler falan göstermek nedir allah aşkına? böyle anlatım mı olur? bebek deyince arkadan bebek gösterdiğinizde(aaa bebek) bize ne etkisi olmasını bekliyorsunuz? çocuk muyuz biz? ya da siz çocuk musunuz? böyle basit, yüzeysel anlatım mı olur?

    şarkı söyleyen arkadaşlar çok temiz söylüyorlar ağızlarına sağlık, ama oyundan çıktıktan sonra onların söylediği şarkı sözlerinden ne kadarını hatırlayabilirsiniz? sadece oyunun dramatik akışını yönlendirmek için orada gibiler.. tamam da oyunun bir dramatik akışı yok ki! yani bir tek general ile olan sahnenin ne demek istediği geçebiliyor insana orjinal metinden. onda da generali oynayan oyuncu dümdüz durup bas bas aynı tonlamalarla bağırıyor. yani bu adam asker adam, düz adam, disiplin vs. gibi altmetinleri olabilir bu durup bağıran generalin, ama izlenilebilen bir şekilde vermek lazım bu altmetinleri.

    son olarak oyunda ki iki buluşu beğendiğimi söyleyerek de iyi yönde de bir eleştri yaparak bitireyim. ilki berkan şal'ın oynadığı balonlu anlatıcının verdiği hissiyat ve ona yazılan sözler. gerçekten oyunun nadir bir şeyler anlattığının geçtiği kısımlardı. özellikle içerde giden hikaye daha çok geçseydi bu anlatıcının sözleri çok daha manalanırdı. ikincisi ise woyzeck'in çok az konuşması üzerinden verilen durum. bu özellikle doktor sahnesinin tek güzel yanıydı. çok sevdiğim/beğendiğim bir oyuncu olan ahmet melih yılmaz'ın da emeğine sağlık. (kendisinin tek kişilik oyunlarını mutlaka izleyin)

    yani sonuçta genet estetiğinde bir müzikal yapalım, bak bu woyzeck de güzel metin demişler.

    topluluğun diğer oyunlarını izlemedim çok güzel olabilirler ama woyzeck masalı;

    izlediğim en pahalı/en kötü oyundu.
  • karakterleri tam anlamıyla tahlil etmemize olanak vermeyen, tim burton filmlerinin o bilindik havasının tiyatro sahnesine aktarılmış halini görebileceğiniz, iyi bir reji ve müzikal öğelere sahip alternatif oyun. gidip, görülmesini tavsiye ederim. buarada woyzeck'i oynayan oyuncunun daha önce de şeyler diye bi oyununu izlemiştim, bu arkadaş sanırım sahnede kostümlü bi rol oynamaya karşı*