şükela:  tümü | bugün
  • 2003 yazında 3 ay boyunca yaşadığım şirin alaska kasabası. diğer alaska kasabalarının aksine çok sıcak bir atmosferle karşı karşıya kalıyorsunuz. dönüş vaktim geldiğinde wrangellda hemen hemen herkesi tanıyordum.
    totemleri, garnetstoneları, petroglyph beachi ile meşhurdur. mükemmel bir golf sahası vardır, dillere destandır. ben hayatımda öyle bir atmosfer daha görmedim. sanılanın aksine yazın tshirtle bile terleyebilirsiniz..
  • hani allahın siktir ettiği yer bir tabir vardır ya, işte wrangell için fevkalade bir yorum olur bu tanımı yapmak. sözüm ona amerika sınırları içerisinde bulunan bu güzide alaska kentinde ne mcdonald s ne de burger king bulunmamaktaydı 2005 yazı itibariyle, zannetmiyorum ki şu anki durum farklı olsun. gerekli her türlü malzemenin gemilerle filan geldiği bir adadır burası.

    nüfusu 2000 civarlarında gezinir. buradaki genç jenerasyonun yegane amacı bir şekilde kapağı wrangell, hatta mümkünse alaska dışına atmaktır zira şehirde yapılabilecek sosyal aktiviteler son derece sınırlıdır. gördüğüm kadarıyla alaska'daki tüm şehirlerin insanı gibi wrangell insanı da mütemadiyen güler yüzlü, canayakındır. bizim gibi work and travel programıyla bu kente gelen türk öğrencilere genelde sempatiyle bakılır. adamlar zaten her gün aynı yüzleri görüp hep aynı ortamlarda aynı insanlarla muhattap olduklarından, buradaki wat öğrencileri ile diyaloğa girmek onlar için cazip gelir. bizler içinse bulunmaz bir ingilizce pratik olanağı yaratır bu durum.

    alaska hakkındaki yazımda belirtmiştim lakin burada da yer almasında fayda var. şöyle rivayet edilir ki wrangell'da bilinen ve kayıtlara geçen ilk trafik kazası, yazın çalışmaya gelen bir türk öğrenciğinin yerli halktan ahbab olduğu birinin arabasını ödünç alıp yol açtığı kazadır. ciddi ciddi anlatılıyordu bu olay şehirde, ki bizlerden de beklenir böyle bir olay. dolayısıyla doğruluk payının yüksek olduğunu düşünüyorum.

    her şeyi bir yana, doğası tek kelimeyle harikadır. benim gibi ağaçmış, manzaraymış, börtü böcekmiş vs. şeylerden anlamayan adamı bile kendine hayran bırakabilecek güzellikte bir albenisi vardır şehrin. girişi allahın siktir ettiği yer diye yaptım ama, işin özü fırsatım olursa dünya gözüyle bir kez daha gidip 1-2 günde olsa görmek isteyeceğim yerdir. zaten ikinci günden sonrası deli sıkar adamı, doğal olarak.

    bir de resim koyalım ki daha iyi bir fikir oluşsun aklınızda;

    http://upload.wikimedia.org/…a/en/0/0b/wrangell.jpg
  • 2006 yazında temmuz ortasından ağustos sonuna kadar work and travel vesilesi ile yaşadığım harika şehir.

    2 adet balık fabrikası bulunuyordu. wrangell sea foods ve sea level sea foods. isimleri artık değişmiş olsa da büyük ihtimalle halen daha 2 tane fabrika vardır. ben ankara'lı orange firması madurlarındandım. sonra da afedersiniz siktiroldular gittiler kapandılar. dolandırıcı firmaydı, sahibinin yatacak yeri yok. neyse beni wrangell seafoods firmasına yerleştirdiler. fabrika da saatlik 7,5 dolar fazla mesaide 11 dolar veriyordu. alaska housing'de yer olmadığı için ücret karşılığı kilise de konaklanıyordu. ben karşı çıktım ve diğer 6-7 arkadaşımla bir otel odasında kaldım. macera oldu. zaten 1-2 gün sora da alaska housing'e geçirdiler. yanlız ücretli kalınıyordu.

    daha sonra otelde tanıştığım bir gıda teftiş elemanı bizi sea level seafoods a yönlendirdi. orada 8 dolar saatlik ve 12 dolar overtime ücreti ile işe başladık. ben ve 5 arkadaşım. iyilik olsun diye diğer türkleri oraya çağırsam da nedenini halen daha anlayamadığım şekilde gelmediler. üstelik fabrika yine alaska housing de ev veriyor üstelik ücretsiz. ve sendika ücreti de maaşlardan kesmiyordu. 3 hafta süresince günde 21 saate varan şekilde çalıştım. bazen ölüyorum sandım, hasta oldum, doktora gittim. her sabah kalkıp "ben dönüyorum arkadaş yapamayacam" dedim. ama öğlene doğru vazgeçtim. çalışma şartları ağır. ayakta, su-pislik içinde ağır şeyleri kaldır-indir. buzhaneye gir-çık. sürekli ayakta çalış. fabrika ortamı, gürültülü-pis. basit bir amelesinz. bağıranlar- itip-kakanlar. bazen akşam eve dönerken "bugün 200 dolar kazandım" diyordum. ama inanın "ya ben bunlara 300 dolar vereyim de yarın dinleneyim de çok zaman dedim. sezon 2006 da kısa sürdü dediler. işler azaldı. bazen günde 2-3 saat iş oluyor, bazen de 3 gün hiç işe gitmiyorduk. şehirde yapacak çok az şey var. etrafı gezin. golf sahası, doğal parkı ve orman içerisinde şelale ve kamp var. gitmeden dönmeyin. akıllı olun, bir daha gidemezsiniz. neyse, bazı türkler "abi herkes alaska'da 10-15 bin dolar kazandım diyorlar. ben kazandım 5000. ben de dönüşte 10 bin kazandım diyecem" laflarını kulağımla duydum. o an anladım alaska'da 10 bin kazanma geyiğinin nasıl olduğunu. ama diğer fabrikada ki türklerden sezon sonunda net 2000 dolar kadar fazla kazanmıştık biz.
    dönüş zamanı gelince partona rica ettik bizim wrangell'dan seattle'a dönüş biletlerimizi de aldı sağolsun. cebime 6500 dolar girdi orada.
    diğer bir konu da seattle dan 3 türk araba kiralayıp, san fransisco, los angeles, san diego ya kadar tüm batı sahilini indik çıktık. 1 haftada. çok muhteşemdi. ancak yine siğer türkler'e hayretle baktım. arkadaşlar dedim gelin minibüs kiralayalım, 2-3 araba gidelim, buralarda balık boku temizleyip dönmül olmayalım dedim. sonuçta 3 bitirim gittik. diğerleri bok temizleyip geri döndü. arkadaşlar yapmayın bunu. gezin biraz, ufkunuz geniş olsun.

    orada kaldığım 1 buçuk ayda yalnızca 2 gün hava güneşli idi. yazın da hava hep yağmurlu ve 10 derece falan civarı oldu.

    orada papazlık yapan bir adam var. yazları orada oluyor. markette reyon görevlisi olarak çalışıyordu. halen daha gidiyor. inanılmaz yardımsever ve iyi yürekli birisi. yani papaz mapaz ama allah razı olsun. bizim imamlar aynı şeyi yaparlarmıydı bilmiyorum. mutlaka onu bulun. yardım isteyin.

    son bir rica da; olum gidiliyor oraya her yer türk. tek tük polonya, dominik, meksika ve ukraynadan gelen var. birbirlerini çok tutuyorlar. türkler ise birbirlerinin kuyusunu kazıyor. türk türkü gurbette siker lafını burada öğrendim. ben olabildiğince yardımsever olmaya çalıştım. ama aynı evde kaldığım türk te dahil uyuyakalırsam ben fazla kazanmayayım, benim işimi de yapsın ki daha çok kazansın diye basıp gidiyordu. çok dayak ta yedi benden ve diğer arkadaşlarımdan. oysa elin polonyalısı bile "hadi geç oldu uyanın" diye bizim odanın kapısını çalabiliyordu. bir kalkıyorduk ki aramızda bazı türkler çekip gitmiş. bunlara gerek yok. yine yardımınıza bir türk yetişecek unutmayın.