şükela:  tümü | bugün
  • 90'lar sonrası gencligin tanımlanma sekli. 90'lardaki nirvana gencligi sonrası elinde ugruna savasacak biseyi kalmamıs, rahatlıgı ve düzeni kendine batan, kapitalizmin tüm stresli yaşamından baymış, bi kalıba oturtulamayacak, biraz ondan biraz bundan ve tezatlarla dolu bir genclik; biz.
  • new york times'ın araştırmasına göre bumerang gençlik olarak nitelenen kuşak. böyle adlandırılmasının sebebi ise üniversiteyi bitirdikten sonra geçim sıkıntısından dolayı aile evine geri dönmeleri. bir kuşak öncesinde, her 10 gençten biri evine dönerken, artık 5 gençten biri aile evine dönüyormuş. bağımsız yaşayanlar ise ailesinden kira ya da geçim desteği alıyormuş. birçoğu en az 20.000 dolar borç batağında. ilk kez, bir önceki kuşaktan daha az kazanma durumu 80'lerin ikinci yarısından sonra doğan kuşakta görülmüş. birçoğu vasıfsız işlere girip çıkıyor, uzun vadede kariyer planlaması yapamıyormuş. diğer bir kısımsa, aile desteğini sadece konaklama ve beslenme olarak alıp, en son lisede okurken kaldığı odasını ofise çeviriyormuş. evden çalışan, hatta ekstra masraflardan yırttığı için yardımcı personel tutabilen bile varmış. bu süreci ne yapacağını düşünerek geçiren kitle ise geleceğe dair umutlu. onlara göre yaptıkları şey tembellik değil, kariyer planlaması. çünkü ebeveynlerinin hayata atıldığı şartların çoktan mazi olduğunun farkındalar. uzmanların ailelere tavsiyesi ise "çocuğunuzun 20'li yaşlarının ortasında, avril lavigne posterinin altında bir ikiz yatakta yatıyor olması o kadar da kötü olmayabilir. bu sadece bir geçiş dönemi" şeklinde.

    y kuşağının bu açmazda olmasının sebebi ise, üniversiteden mezun oldukları sırada küresel bir krizin süregelmesi (2007 - 2008), istihdamın çoğunun artık insan gücüne dayalı olmaması, eğitimin hayata atılmayı geciktirici bir unsur haline dönüşmesi ve ilk gençliğini okuyarak harcayanlar yerine meslek edinenlerin daha kolay iş bulmasıymış. ne kadar çok benziyoruz değil mi? türkiye için küçük amerika tabirini kullanmak için artık bir sebebimiz daha var.

    öte yandan tüik efendiye göre türkiye'deki işsizler çok ama çok mutlu: http://haber.sol.org.tr/…zler-de-mutlu-haberi-93920
  • 1981-2000 yılları arasında doğan kuşağa verilen isim"miş".

    ben durumu şöyle açıklayayım; tüm eğitim hayatını sayılar olmayan ve sadece "x,y,z" barındıran bir matematikte limit, türev, integral ve diferansiyel hesabı yapan bir nesildir. bu süreçte doğal olarak devrelerimiz biraz yandı.

    o gelen sidik kokusu değil yanık kokusu bu yüzden. bu yüzden marjinal gibi duruyoruz. biraz alkol aldığımız da doğru ama başka türlü çekilmiyor bu işler.

    öyle arada kaldık ki yıllarca üzerimize felaket bir yük bindirdiler; anadolu lisesi sınavlarına hazırlıklar, üniversite sınavına hazırlıklar, yabancı diller, master... iyi bir kariyer. her şey matematik. sözelci olursan para kazanamazsın...

    biraz eski kuşakların romantik duyarlılıklarını yitirdik biz de bu arada ama kendi duyarlılıklarımızı da geliştirdik arada. bu iş 9gag'de oldu, inci'de oldu, ekşi'de oldu, twiter'da oldu.

    neyse herkesin apolitik, özal kuşağı, bir cacık olmaz yoğurda yazık dediği yerde tüm dünyayı sarsan ve belki de ülke tarihinin en güçlü iktidarlarından birini titreten bir nesil olduk.

    sayın başkan suçu hiç başka yerde aramayın hepsi bernoulli ve ricatti'nin suçu. termal genleşme kat sayısını yok saydığınız ve ısı kaybetmediğini düşündüğünüz bir plakayı sürekli ısıtarak orta noktasındaki sıcaklığı hesapladık biz ezberden. kafamızdaki soru ise "ulan bu plaka hiç ısı kaybetmeyecek bir termal iletim kat sayısına sahipse nasıl ısınıyor amk?!" oldu.
  • karma nesildir. en basitinden hem ansiklopediden hem de internetten araştırma yetisine sahiptirler. hem misket hem de angry birds oynamışlardır. modernliğe de sahip çıkarlar, nostalji işini de iyi kıvırırlar.

    edit: hem amiga hem de ps3 ile oynayanlar da vardır.
  • 80 sonrası kuşağına verilen isimdir.
    özellikleri şöyledir;
    -interneti aktif olarak kullanırlar.
    -büyük kısmı arkadaşlık sitelerinden en az birine üyedir.
    -bilgiye anında ve kaynağından ulaşırlar.
    -uzun vadeli plan yapmazlar.
    -üretmekten çok tüketmeye yatkındırlar.
    -aynı iş yerinde uzun süre kalmazlar. sık sık iş ve pozisyon değiştirirler.
    -kendilerine güvenleri çoktur ve kendilerini kabul ettirirler.
    -uyum sağlamaktan çok kendilerine uyum sağlanmasını isterler.
  • sene 2003, üniversitede ilk yılım. bölüm sekreteri bir hoca her üç dersin birinde yüzünde bir tiksinme ifadesiyle bize şu tespitini söylüyor: siz 3t çocuğusunuz; televizyon, tost, test. derse geç geleni almıyor, sınavları 5 dakika ve test. başkasının yerine imza atanı affetmiyor, hemen de tespit ediyor ve bize asla güvenmiyor.

    2008'e kadar derse giren çoğu hocada o tiksinen ifade. hatta bölüm başkanı sırf bir dersini bizim iş beğenmememiz üzerine kurmuştu. iş ilanlarının çoğuna ilgi göstermiyormuş genç nesil...

    okul biter bitmez ailemle yaşamaya aynı zamanda işe başladım. iş de iş, ücretli öğretmenlik. tarih mezunuyum, edebiyat anlatacaksın dediler tamam dedim. ben bilmem yok. lise bilgilerim artı genel kültürüm artı biraz çalışmayla işi kotardım. doksanların başındaki bir nesle öğretmenlik yapıyorum. kankayım çocuklarla. tabi x kuşağı buna çok bozuldu. mengühan, öğretmenler odasından çok sınıfta ve bahçedesiniz... söylemleriyle tacizde bulundular. piknikler, öğle arası partileri, doğum günü partileri, bahçede - kütüphanede ders, huzur evi ziyareti vs etkinlikli bir yıldı. ertesi sene açık olduğu halde görev verilmedi.

    ders saati karşılığı küçücük bir dershane ile anlaştım. bu sefer tarih anlatıyorum. günde 3-4 saat dersim oluyor, hafta sonu daha çok. durumdan memnunum. çocuklarla harika diyaloğumuz var yine. önü gelen seçimlerde ülkeyi değiştireceklerine dair inançları harika. ateş ateş gözleri. *ikinci dönem bir önceki yılki okulum dersaneden adımı duymuş tekrar görev veriyorlar, ama coğrafya. tabi ki kabul, sabah okula öğleden sonra dersaneye giderim ne olacak.

    üçüncü yıl, dershane el değiştiriyor, büyüyor, yeni kadroya giriyorum tam zamanlı. bu arada kpss ye giriyor, sisteme küfrediyor, dershanesini de mebini de beğenmiyorum ama çalışıyorum. bulduğum ilk uzun tatilde şehir dışı.

    sonra bir anlık kararla evleniyor, şehir değiştiriyor, bir süre iş bulamıyorum. sonunda coğrafya öğretmenliği için bir dershane ile anlaşıyorum. patron 70, müdür 58 yaşında. başta her şey güzel. daha ilk ay zam alıyorum. lakin müdürle anlaşamıyoruz. sormadan kararlar alıyorum, uyguluyorum sonuç pozitif ve ticari bir kurum için harika dönüşler var. ama itaatkar değilim, ama her şeyi sorguluyorum. ikinci ayın sonunda kurumun öğle arası bizim paramızla bize verdiği yemekten çıkıyorum arkadaşlarımla beraber. sebep hesapların şişirilmesi. bireysel yediğimiz her öğle arası yemeğinde müdür tarafından sürekli öğrenci veya veli gönderilerek, toplantı yapılarak yine taciz ediliyoruz. ama bir zam daha alıyorum. maaşım müdürü geçiyor. türlü mobinglerden sonra adım elebaşıya çıkıyor ve ertesi yıl için teklif almıyorum. ama veda ederken patronun itirafı ve övgüsüne mazhar oluyorum: en çok çalışan, en hakkıyla maaş alan. ama elebaşıyım işte, huzur vermiyorum.

    ertesi yıl ülkenin zincir bir dersanesinde ve merkez şubelerinden birinde coğrafyacı olarak işe başlıyorum. müdür ve müdür yardımcım seksenli kuşaktan. harika anlaşıyoruz. inanılmaz mutluyum. yoğunluğa rağmen var gücümle ve şikayet etmeden çalışıyorum. artık coğrafyaya daha hakimim. çocuklarla yine aram iyi. derken bir gün samimi bir ders ortamında konu suriyeliler, her yere ücretsiz girmeleri, üniversite dahil vs. çocuklar konuşuyor konuşuyor. müdahale etmiyorum. zaten hafta sonu, 5. saatim, daha 7 saat dersim var. konu hükümete geliyor. başörtülü kızlar, erzurumlular falan hep eleştiride. konuşmayan sadece birkaç kişi, herkes muhalif gibi. ders bitiyor sazı elime alıp sadece, öbür dünyada değil, bu dünyada göreceğiz, yakındır allah cezalarını verecek, kimse kalıcı değil diyorum. çocuklar da onaylıyorlar sessizce dağılıyoruz. meğer konuşmayan o üç kişiden biri geleceğimi hazırlıyormuş.

    bir ay sonrası seksenlerin başında doğmuş kasıntı genel müdür gelip, kendi çapında bir soruşturma başlatıp beni işten atması gerektiğini ama özel sebeplerimden ötürü yapmayacağını şubemi değiştireceğini söylüyor. o gün sınıfta çocukların gazına gelmişim, beni denemişler sınamışlar, yapmamam gerekmiş. patron milletvekili aday adayı demiyor da. hafta içi merkez bir şube hafta sonu varoşda olmak üzere beni ikiye bölerek işime son vermiyorlar. bundan sonra kurum benim için bitiyor. sene sonuna kadar elebaşılığa, küfre, sormaya, sorgulamaya devam. tabiki ertesi yıl anlaşmayıp işsiz kalmayı seçiyorum.

    ve bu sene artık özel dersler ve bir takım işlerle seneyi tamamladım. eşimden ayrıldım, ailemin yanına döndüm. sigortam yok, maaşım yok. otuzlu yaşlardayım artık. ama hala gelecekten umutluyum. bu sene de kpss olmazsa ki bu sefer çok yaklaştım, sektör değiştirebilirim. hoş kadrolu öğretmen olsam bile bir süre sonra kurum değiştirebilirim. tıpkı arkadaşlarım gibi.

    az biliyorum belki ama öğrenmeye açığım. işimi eksiksiz yaparım, gerekirse son gün çalışır olağanüstü çabayla açığı kapatırım. sosyal ortamımdan ödün vermem. ailemle de aramı bozmam. internet hayatımdır, her işimi görür. şimdilik sonuna kadar tüketiciyim ama üretime geçtiğimde görün bir de... itaat edemem çünkü her şey kusurlu. en mükemmeli bulana kadar sorgulayacağım ve düzelteceğim.

    y kuşağı, 3t çocuğu, why generation, bullshit detector veya kayıp kuşak. ne derseniz deyin. ben de onlardanım ve gelecek bizim ellerimizde.
  • %90'dan fazlasının bilgisayarı ve cep telefonu olan 1980 sonrası doğumlu kuşak. bunlar, mesajlaşma servislerini sık kullandığı için dilleri bozuktur, çoğu cümle kurmayı bile bilmez. doğduklarından beri üzerlerinde pazarlama baskısı vardır, dolayısıyla tam bir tüketim jenerasyonudur. daha para kazanmaya başlamadılar, 5-10 sene sonra kazanmaya başladıklarıda, tüm kazandıklarını harcayacak ve birikim yapamayacaklardır. tatmin olmaları zordur ve sabırsızlardır. yani kazandıklarının tümünü harcadıkları gibi kazandıkları asla yetmeyecek, hemen kredi çekeceklerdir. borç içinde ölebilirler. bunlar için iyi geliştirilmiş kişisel finans yönetimi uygulamaları gerekli olacaktır. ayrıca bebekliklerinden beri her türlü pazarlama ve reklam taktiği uygulandığı için orta yaşlarında bunlara birşey pazarlamaya gerek kalmayacaktır, kendi kendilerine talep yaratır duruma gelebilirler. yani gördükleri ürünü veya servisi kendi kendilerine pazarlayacaklardır. nasıl mı? o zaman ki pazarlama anlayışı buna göre kurulunca göreceğiz. bunlar ne mi üretecek? bugün için hiçbir işe yaramayacak ancak 30 sene sonra milyarlar edecek katma değerli servisler üretebilirler...
  • bilgiye kolay ulaşabilme özellikleri kimseyi iplememe özelliklerini geliştirmiştir.
    ancak bilgi sandıkları şey de çoğu zaman yüzeyseldir. sabırsızlıkları yoğunlaşmalarını engeller. herşeyi hazırlop isterler. çünkü çerçeveyi tüketim kültürü çizer.
  • 1981- 2000 arasında doğanları kapsar. yırtıcı bir biçimde tüketim toplumunun oluştuğu, internet, cep telefonları, kısacası teknolojik her türlü kavramı sindiren kuşak da denebilir. türkiye’de henüz tam söz sahibi değildir. kendisine verilen ya da aldığı şeylerle yetinen, özellikle türkiye’de 80 darbesine maruz kalan ebeveynlerinin “olaylara karışma” mantığıyla hareket eden, toplumdaki enerjisini henüz fark edememiş kuşaktır.

    edit: gezi parkı protestoları sonrası toplumdaki enerjisini farketmekle kalmayıp, toplumu yönlendirmeye başlamıştır.
  • dünyayı değiştirecekse bu nesil değiştirecek. bir önceki nesil -x- çok masum ve doğal yetişmiş hiç birşeyin farkına varmadan yıllar geçmiş, bir sonraki nesil -z-sorgulamadan,eleştirmeden imkanları en iyi şekilde kullanan ve sistemin asıl arzu ettiği nesil. bu nesil -y- ise sorgulayıp,mutsuz olup,sorgulamayı ve değiştirmeyi bırakmış, ama isterse değiştirebilecek potansiyeli ve gücü olan bugünlerde yavaş yavaş 30larına girmeye başlamış nesil.

    6 sene sonraki not: bu nesil dünyayı değiştirecek demişiz ancak henüz bir aksiyonunu görmedik. ancak bu süreçte y kuşağının farklı bir özelliği ortaya çıkıyor. z kuşağı gibi düşündüğünü söyleyen, kendisini baskılatmayan, sistemin her türlü tekilleştirmesi içerisinde aynı görünen ama aslında birbirinden çok farklı bir kuşak geliyor. bu kuşağın aradığı yönü ve enerjiyi onların önünden giden y kuşağı verecek. y kuşağı, z kuşağının dinamiğini ve kaotik enerjisini kendi kuşağının sorgu ve çözüm getirme arzusuyla birleştirecek. böylece büyüklerin hep söylediği; "len keraneci, ben bu kafayla senin yaşında olacaktım da sen görecektin neler yapıyorum "sözü adeta vücut bulacak.