şükela:  tümü | bugün
408 entry daha
  • manipülatif bir kitap bana göre. kitapta kendini bulan yabancılardan olmadığım için sanırım, karakterle empati kuramadım. yazarın kurmamızı beklediğini de sanmıyorum. yazar için o, hepimizin aklından geçip duran, parlayıp kaybolan düşünceleri ve fikirleri olduğu gibi yansıtan biri.

    özellikle kendisi için bir şey ifade etmediği için birini öldürmesini veya hepi topu bir tetiği çekmiş olmasını gerçeklik diye algılamak ayağı yere basmayan bir düşünce. birinin karşısına geçip yumruk atmaya niyetlendiğinizde, hesap etmeniz gereken şeyler vardır. yiyeceğiniz yumruk gibi. yiyeceğiniz başka yumruklar gibi. huzuru bozduğunuz için uyandıracağınız öfke gibi. bu benmerkezci, herkese kendi penceresinden bakan anlayış, topluma yabancılaşma hali, toplumun sorunu değil, yabancının sorunu. toplum da herkesi tolere etmek zorunda değil açıkçası. dışlayabilir, reddebilir, yargılayabilir. herkes toplumla birlikte yaşamak zorunda da değil bu arada. toplumun nimetlerinden yararlanıp onu dağıtmaya çalışma fikrini de oldum olası tuhaf buldum. çünkü insan doğası reddedilemez. teorik düzlemde konuşmuyorum. insanın güvenlik kaygısıyla ortaya çıkan topluluk yaşamının vazgeçilmezleşmesine ara verdiren tek şey toprak mülkiyeti olmuştu. o bile zamanla yeniden bir araya gelinmesini engelleyemedi. toprak mülkiyeti olmayan insanlar, büyük ihtimalle çok daha iyi anlaşıyor, iletişim kuruyor, empati yapabiliyordu. daha mutlu, daha huzurluydular. toprak mülkiyeti medeniyetin doğumundaki en büyük sıçramalardan biri ama insanı içten pazarlıklı, korumacı, kuşkucu, anlaşamaz bir hale getirdiğini de düşünmek zor değil. köylerde insanların iki metre toprak için girdiği halleri, su kavgalarını görürseniz hak verirsiniz. sanayi devri insanı ise, toprak kültüründen gelen, toprak öncesi iletişime ve empatiye ihtiyaç duyan, ama bunu sağlayamayacak kadar kalabalık, dağınık olan bir grup. kötü bir karma oldukça, bu yüzden yabancı, insanın doğal kümelenme yeteneğinden muzdarip, kusura bakılmasın ama biraz da ayranım dökülmesin modunda.

    insanları katil olmaktan alıkoyan her zaman katil oldum ne kadar da kötü bir insanım düşüncesi ya da vicdan azabı değil. klasik edebiyat bu tür şeyleri fazla dramatize ediyor, kendi romantizminin tuvalinde resmediyor olabilir ama gerçek hayat bir tür korkular ve kaygılar dengesidir. insanın insana olan düşkünlüğü, bunları gideren yegane güç olmasından ileri gelir. bir adamı öldürdüğü için değil annesinin ölümüne karşı hissiz olduğu için öldürüldüğünü düşünmesi yazarın manüpülasyonundan başka bir şey değil. annesine olan sevgisizliği yüzünden kitle üzerinde bıraktığı etki duygusal bir etkidir. modern hukuksa duygularla ilgilenmez ve bireyci, kazanmaya odaklı bir tavır takınır. yazarın bunu görmezden gelip, modern hukuku da linç kültürünün emrine verip toplumun esasen kendini koruma refleksi olan anneye duyarsızlığa ( toplum, bildiği işaretleri arar anne sevgisinin ya da duyarlılığının işareti olarak, bilmediği işaretleri elbette sevgisizliğe ya da duyarsızlığa yoracaktır) bağlaması idamı, toplumu ya da değer yargılarını hedefe koyma çabasından başka bir şey değil. en nihayetinde karşımızda bir katil vardır ( nefsi müdafaa kısmını da yazar özellikle muğlak bırakmıştır. ana karaktere ne net bir saldırı vardır ne de öldürülen tamamen suçsuzdur) ve idamı beklenmeyecek bir şey değildir. ama kendimizi toplumdan ve toplumun değer yargılarından nefret ederken buluruz.

    bu yabancılar ne hikmetse hep toplum içinde ama topluma yabancıdırlar. doğada ya da bir tapınakta, izbede yaşayan yabancılar değildirler. sanki doğumlarında edindikleri bir ödevmişçesine çalışır, para kazanır, statü edinir, tıraş olur, güzel giyinir ve dolaşırlar. rekabet eder, iletişim kurarlar.

    bu kitap beni daha fazla samimi olmaya çağırmıyor. hepimiz, aklımızdan her an her saniye geçenleri söylemeye çekinir, çoğu bilinse utanç duyabiliriz. fakat zaten insan böyle bir canlı. böyle olması, buna göre davranmamız gerektiği anlamına gelmiyor. çünkü basitçe, dünya bizim etrafımızda dönmüyor ve bu roman benim için, insanın dünyanın kendi etrafında döndüğü ya da dönmesi gerektiği arzusunu yutkunmaktan gelen öfkeyle topluma saldırma arzusunun bir dışavurumu. kitabın sakin dili bunu iyi örtüyor.