şükela:  tümü | bugün
  • aksan degisikligi yuzunden yanlis anlasilma sonucu zor durumda kalmaktir. insan ikinci bir dil ogrenimine cok kucuk yasta baslamiyorsa cogu kez o dilde tam bir telaffuzun ve aksanin hakimi olamiyor. ifade edilmek istenilen cumlenin kilit kelimesi yanlis anlasildiginda, hem karsidaki hem de bireyin kendisi bazen cok mahcup duruma dusuyor bazen de yanlis anlasilma yuzunden isyan etme derecelerine gelebiliyor. hani rahat bir bunyenin icinde yasayan mizahi bir yapiya sahipsek biraz gulmeyle biraz tarzancayla olay gecistiriliyor ama tabiiki bu her zaman heryerde mumkun olmuyor. sadan hanim teyze nin kasaba " can i have but" dediginde kasabin saskinligi caresizligi hic bir sonuca ulasmayinca bu kez kadin cagiz " meee" leyip bi bacagini havaya kaldiraraktan baldirina saplak ata ata " but but " dediginde kasabin kadincagizi makaraya almasi, necati bey amca nin ford fabrikasinin buyuk kantininde " hot soup" yazan levhaya bakip " soop please" demesi uzerine eline bi kalip rexona sabunu verilmesi hep ikinci dil telaffuzunun insan belleginde bir turlu saglam temellere oturmayisindandir.
  • tahmin yurutme yetisinden mahrum bireylerin anlayis kitligindan dogan zorluklardir. ozellikle ulkeye yeni gelmis dili, cat pat konusan talihsiz insanlarin adres soylerken cektigi azaplardir.
    yerli - suan nerde kaliyorsunuz ?
    turist - wenthwothville
    yerli - nerde?
    turist - wenthworthville... wenvorthvil.... wenthworteville hmmm... went wort ville okey?
    yerli - hmm hayir bilmiyorum
    turist - bir kagida yazayim
    yerli - aaaaaaaaa wenthworthvilleeeeee ahahaaa
    turist - e ben ne dedim ulannn!
  • ingiltere'de bir japon turistin turkiye'ye gitmek isterken yetkililer tarafından torquay'e yönlendirilmesi.
  • ses benzeşmelerinin anlam kayması sonucu oluşan garip durumlardır ki en güzide örneğini yıllar önce bir gazete makalesinde okumuşumdur.
    ingiltere'ye gider bizim okumuş çiftimiz, bir tez mi hazırlıyorlar ne, tam hatırlamıyorum, orada bir süreliğine kalmak için bir ev kiralamak isterler. kadının adı önemli değil ama adamın adı muvaffak. yaşlı bir ingiliz kadının evine bakarlar, evin herşeyi güzeldir ama mutfak çok küçüktür..yaşlı kadın evi gezdirir, türk kadın eşi muvaffak beye dönerek "muvaffak, bu mutfak çok ufak" der. bunun üzerine yaşlı ingilizin yüzü birdenbire asılır ve kendilerine hemen evini terketmelerini söyler. bizim çift sebebini sorduğunda da "fuck kelimesini bu kadar çok kullanan terbiyesiz bir aileye evini kiralamayacağını" söyler..hehe
  • almanya'da hastanede:

    -hemsire hanim, bana bir vicks verir misiniz?
    -manyak midir nedir!?!

    kastedilen ilac ise eger "wick" dememiz lazimdir. cünküü:
    almanca'da vicks = 31 cekmek*
  • katalan şehirlerinde castilla la mancha aksanlı ispanyolca konuşmak bir durgunluğa, kısa bir suskunluğa neden olur.
  • - guney amerikali = komforteybil ? ( aksan geregi " rahatmisin " sorusu yerine, " masaya gel " anlamini tasiyan kelime )

    - avustralyali = what table ? ( hangi masa? )

    not = birinden duydum yalan, essah veya fikra bilemiyecegim ...
  • alman - yu iit #$&teybıl for lanç mostli
    türk - vat teybıl du vi iit? ahı ahı ahı

    adam sebze demek için iki saat ıkındı sıkıldı "vegetable" diyormuş. pinti patronumun 5 çalışma gününün 4 günü öğlen sebze yemeği yaptığını, etin çok az olduğunu vurgulamaya çalışıyormuş.