şükela:  tümü | bugün
  • çok uzun bir zamandır aklımda olup nihayet yazmak istediğim bir konu. karakter sınırlaması nedeniyle aslında tam açmak istediğim başlığı açamadım. şu şekillerde olabilirdi örneğin: "yabancıların kendini ifade edebilmeleri vs türklerin kendini ifade edebilmeleri" ya da "yabancıların kendilerini ifade edebilmelerindeki özgüvenin nedenleri"

    not: buradaki yabancılardan kasıt, batılı eğitim görmüş ve daha çok bir avrupa ve amerika halkıdır.

    tanım: yabancılarda bir mikrofon uzatıldığında ya da toplum içerisinde konuşma yapıldığında kendiliğinden var olan bir özgüvene bağlı olarak ortaya çıkan rahatlıktır.

    mikrofonu elimize alıp sokaklara çıkalım ve halka belli konularda sorular soralım. kendine güvenerek cevap verebilen insan sayısı o kadar azdır ki. çok büyük oranı ya çok utanır, ya çekinir, ya tutuktur. medeni cesareti olan da kamera karşısına geçince çok heyecanlanır.

    yine bizde bir talk şovda program sunucusu bir izleyiciyi sahneye alıp espriler yapsın. izleyici o kadar utanır ve pasif kalır ki, bir şey diyemez programcıya. oysa bir ellen degeneres şovda ellen bir laf atar ön sıralardan birine kadın da ordan çatır çatır cevap verir.

    yine yabancıların programlarındaki insanların hallerine bakıyorum ve inanamıyorum. yoldan geçen kişiye soru sorulsun mesela ve görün o insanlar ne bir tekliyorlar, ne çekiniyorlar. düşünceleri ne ise çatır çatır söylüyorlar. öyle ki program sunucusu ya da röportajcı sanki kırk yıllık arkadaşıymış gibi bir rahatlıkları bile oluyor. üstelik espriler yapabiliyorlar ya.

    sanırım bunun nedeni aile ve okul eğitimlerinde özgüvene verilen önem. çocuk yetiştirirken buna çok dikkat ediyorlar bence. bizdeki gibi her şey "ayıp, yasak, günah" gibi baskılarla olmuyor.

    az önce game of thrones'da arya stark rolünde oynayan maisie williams'ın konuk olduğu bir programı izledim youtube'dan. (meraklısına link )ya el kadar kız ne kadar güzel ifade ediyor kendini. ha belki "ama o oyuncu ondan öyle, eğitiliyorlar" filan diyecektir ama gerçekten ilgisi yok. bizdeki dizilerde, filmlerde oynayan onun yaşındaki oyuncularla konuşsan onlar bile ifade edemezler kendilerini. hele o yaş grubundakiler kamera karşısında çekinir. yani adamların çocuklarına da mikrofon uzatsan onlar da görüşlerini bir çırpıda söyleyebiliyorlar.

    demek istediğim özgürlük, eğitim, aileden yetiştirme biçimi o kadar önemli ki kişiliklerimiz üzerinde. birçok sokak röportajlarında saçma sapan cevap veren insanlar bile bu özgüvensizliğin kurbanı aslına. hep ezik yetiştirilmenin ve başkalarının her zaman daha iyi bileceği yanılgısından kaynaklanıyor bunlar.

    gelecek nesillerde bu tutukluğun gerçekten geçmesini dilerim.
  • bu konu başta aile daha sonra da eğitim sisteminin bir tezahürü olarak cereyan ediyor. çocukların yetiştiriliş tarzından, okullardaki eğitimin pespaye oluşundan kaynaklı. keza hocalar otorite ile saygınlık kazanma arzusuyla gözleri kör olmuş halde. benim yıllardır öğretmenlerle ilgili mesleğe başlamadan evvel mutlaka pedagojik formasyon almaları ve bunun zorunlu olması gerektiği yönünde bir tezim var. çünkü diğer taraftan, öğretmenler bu eksiklik ve yetersizliklerini otorite ile sağlamaya teşne.

    çocuklar daha küçücük yaşlarından itibaren sürekli olarak birilerinin onlara ne zaman konuşması gerektiğinin telkin edildiği, birinin izin vermediği takdirde konuşmanın ayıp olduğu ve sonucunda azar işitileceği sonucu üzerine inşa eder konuşmayı, anlatmayı, kendini ifade etmeyi. her şeyden öte bir çeşit şartlandırılmışlık hakimdir. pek tabi bu şartlandırılmışlık hali çocuk yaşlardan o küçük bünyelere zerk edildiği için bu hal bir ömür boyu sürer.

    hatırla, küçük bir çocuğun kendi kendine bir şeyleri yapmasına ne kadar müsaade ediliyor? "dur sen yapamazsın", "bırak onu baban yapar/halleder", "dur düşürekeceksin, aman kırılacak", "sen taşıyamazsın" gibi daha nice ikazlarla birey olmanın nasıl bir şey olduğunun farkına varmasına değil imkan vermek müsaade bile edilmiyor. mutlak bir yetersizlik duygusu aşılanıyor ve bunu sözüm ona o çocuğu sevdiği, değer verdiği ve önemsediği için yapıyor ailesi ve yakınları.

    çocuk, farkında olmadan bir "ben" ve "öteki" algısı oluşurtur. kendini ötekinin gözünde konumlandırır. haliyle de bu süreç hiç kaçınılmaz olarak değersizlik düşüncesinin zeminini oluşturur.

    "sus", "sus konuşma/çok konuşma" gibi kısıtlayan ve çocuğun haklı olarak "neden?" diye sorgulamasının cevabını bulamayışı onu başlarda anlam verememenin depresyonuna sokarken zamanla bu çıkmazdan bir çeşit yetersiz de olsa anlamlı olabilecek "çünkü o öyle istiyor, çünkü hoca öyle istiyor" sonucuna vararak yine o çocuk haliyle tarifi mümkün olmayan "burada yanlış olan bir şey var" gerçeğiyle yüzleşir. anlamlandıramama eşiğiyle karşı karşıya kalır ve sonra bu deneyimleri kendilerine açıklama zorunda kaldıklarında kendi hataları olduğunu düşünürler.

    eğitim sistemi denen kavram esasen ülkelerin kendi menfaat ve çıkarları doğrultusunda kişinin doğup büyüdüğü ve yaşadığı ülkeye karşı içselleştirme yetisi kazandırmanın yanı sıra hiç kuşkusuz büyük ve önemli bir propaganda aracı. ancak ortadoğu kültüründe birey büyük oranda ön plana çıkartılmaz, bireye yatırım yapılmaz. bu coğrafyalarda özgürleşme arzusunun temelindeki nedensellik buradan kaynaklanır.

    klişe deyimiyle; sistem, kendi sürdürülebilirliğini bireyselleşme karşıtlığı üstüne inşa eder.

    keza bireyselleşme tabana indiğinde buna paralel özgürlükte de artış görülür ve bu da kaçınılmaz bir sonuç olarak değişimi de beraberinde getirir. öte yandan itaatkar değil, talepkar ve hesap sorulabilirliği inşa eder. bu durum, çarpık sistemin yönetilebilirliğini ortadan kaldırma riski taşıdığı için bireyselleşme ve değer kavramları sistem nezdinde yeşertilmemesi gereken zehirli tohum muhteviyatı anlamını ihtiva eder.
  • tlc tv' yi bilenler bilir...
    ilginç reality show programları sunan, hayatın içinden kişisel (bedensel-ruhsal) sorunları olan insanları konu olan ve benzeri programları izleyisine sunan bir kanal...
    programlarının tümü yabancı...
    bu kanalı izlerken; eğitimlisinden, eğitimsizine; niteliklisinden, niteliksizine her insanın kendisini anlatmakta ne kadar rahat, dürüst, becerikli ve usta olduklarını farketmiştim...

    bizde, bakın mesela en basitinden evlilik programlarına...
    sunucu, aday olarak gelenlere "sizi tanıyalım, kendinizi bize anlatın..."dediğinde birbirinin kopya yanıtlar verilir hemen... "bilmem nereliyim, kitap okumayı, gezmeyi severim, yalandan hoşlanmam vs ..."
    bu kadar...
    bizim insanımız kendine yabancı mı ne?
    çoğunluk kendisine uzak, yalancı ve riyakar...
    bunlara artı olarak da kelime kısırlığı içinde olduklarını ekleyin...
    düşünün, türkçede 78 bin ana kelime olmasına karşın, nüfusun büyük bölümü günlük yaşamında ortalama 400 civarında kelime kullanıyor.

    girne-amerikan üniversitesi türk dili ve edebiyatı bölümü öğretim üyesi prof. dr. tuncer gülensoy, kelime hazinesi ve gramer bakımından oldukça zengin bir dil olan türkçenin ancak binde 5'ine hakim olduğumuzu söylüyor.

    yeteri kadar beyin jimnastiği yapmamak, okuma ve düşüncede tembellik, edebiyata ilgisizlik, sık kullanılan kelimeleri kaldırma girişimi, fonatik ve morfolojik yapıya uygun olmayan kelime türetme çabalarının kullanılan kelime sayısını azalttığını belirtiyor prof. dr. gülensoy ve ekliyor:

    ''yaptığımız araştırmalarda özellikle kırsal kesimde insanların günlük sadece 40-50 kelime kullandığına şahit olduk. sadece ana kelime sayısı 78 bin olan ve dünyanın en zengin dillerinden biri olma özelliğini taşıyan türkçeyi, nüfusun çok büyük dilimi gerçek anlamda bilmiyor. çünkü, bu büyük kitle ortalama 400 civarında kelime ile yetiniyor. diğer kelimeler ise neredeyse hiç kullanılmadığı için adeta köreliyor. bu nedenle ifade gücü azalan kişiler konuşmalarında (şey), (yani), (ııı) gibi ses taklitlerini hiç şık olmamasına karşın sıklıkla kullanıyorlar.''

    e, ne bekliyordunuz ki...
  • ben bu yabancıları anlamıyorum. adamlar uçaktan iniyor, dakikasında ortama adapte olup sunum yapmaya başlıyorlar. bi jet lag ol be adam? yaşları kaç olursa olsun enerjikler, gülümsüyorlar ve aynı cnbc-e’de izlediğimiz dizilerdeki gibi espriler yapıyorlar! bir de uyutanlar var ama onlar oldukça azınlıktalar.
  • alman, ingiliz iş adamları ile birlikte toplantılar yapan türkiyenin en popüler otelci iş adamı bunu anlatmıştı.

    “ben uçaktan inip, otelde yatarım. 5-6 saate kendime gelirim. herifler, gece geldikleri ülkede sabah’ın 7’sine toplantı koyuyorlar.”