şükela:  tümü | bugün
  • melih cevdet anday ve arif damarın birlikte yazdıkları roman.
  • son zamanlarda okudugum en basarili romanlardan.

    1945 ve devaminda gecen olaylardan bahsederken o zamanin duygu, dusunce ve insan iliskilerini o kadar guzel yansitmis ki kitabi okurken kendinizi 1945'e isinlanmis gibi hissediyorsunuz.
  • valla kadın düşmanı roman. ağır fransız gerçekçiliğinden etkilenmiş, karakterler madame bovary'den çıkmış gibi.
    okunmasına gerek yok, hayatınızın kaybı değil, ama melih cevdet arif damar seviyorum, erkek naifliğine tapıyorum derseniz 1 günde biter.
  • kitap bizi her ne kadar 1950'lerin türkiye'sinde gezdirse de anlattığı hikayeye baktığımızda 2000'lerde aynı tas aynı hamam dedirtiyor. kitabın ilk çeyreğinde münevverlikle, evli-mutlu-çocuk/lu-çocuk/suz olmak arasında savrulan bir güler'imiz, hafif meşrep sayılabilecek bir meliha'mız ve fiziki olarak olmasa bile düşünce olarak bu ikisi arasında saat sarkacı gibi bocalayan ve nerdeyse mükemmel meziyetlerle donatılmış bir fuat said'imiz var; anlayışlı, akıllı, nazik, yumuşak huylu, fakir ama gururlu....bla bla bla....

    ay burdan nasıl bir roman çıkacak diye düşünürken; aslında memur olan amma edebiyatçı olmak isteyen kitap kurdu fuat'ımız ankara'dan kendisine ekmek çıkmayacağını anlıyor ve kendini kars'a giden bir trende, siyah-beyaz uyduruk aşk şeylerini aratmayacak bir kartpostal havasında resmedilmiş bir veda sahnesini düşünürken buluveriyor. evet doğru tahmin ettiniz tren gözden görünmez olana kadar sevgili güler'imiz koşuyor istasyon boyu, eller-parmaklar birbirine değemez oluyor falan filan.

    sonra kars'ta romana vamp kadınların doğu anadolu temsilcisi necla dahil oluyor. kendi adıma open relationship olayının bu yüzyıla dair olmadığını öğrendim, aydınlandım. evet doğru anladınız, necla bacım evli ve genç-bakir erkekleri ağına düşüren bir garip örümcek kadındır...

    romanı beğenmekle birlikte kadın karakterlerin anlatılışını pek yüzeysel ve tutarsız buldum. bence bazı yazarlar gerçekten karşı cinsi yazma işini beceremiyorlar. ideal erkeklikten yıkılan fuat kardeşimiz ise trende güler güler diye ağlayan bir başkasıymış gibi kars'taki ikinci gününde necla necla diye meeeliyor. arada da meliha'yı merak ediyor.

    kendini, içini görmek için hep bir başkasına ihtiyaç duyan, gördüğü her kadına nezaketinden iyi davranan , acıdan-dramdan beslenen ve "seni seviyorum"u bu kadar içten kullandığına kendi de inanan fuat arkadaşımıza ise çok üzüldüm.

    kitabın kahramanları daha özenli ve titiz işlense çok daha keyifli olabilirdi okuma dedirtse de yazıldığı dönem (1959) göz önüne alınınca, iyi ki okudum diye kapatıyoruz kapağı.