şükela:  tümü | bugün
  • ozellikle turk toplumu kadar ataerkil toplumlarda, aktif taraf erkek olarak algilandigi icin, genellikle kizlarin maruz kaldigi bir durumdur seklinde genelleyebiliriz. oysa ki butun genellemeler gibi bu da yanlistir.

    olaylarin gelisimi dogrultusunda,arkadaslik rayina oturmus iliski, zaman icinde, yakinlasma ile dogru orantili olarak, taraflardan birinde arkadasliktan farkli bir boyuta kayabilir. aslinda genellikle boyle olur ve nedense taraflardan birine olur veya birine digerinden daha cok olur. zaten "ben ondan hoslaniyorum, o benden hoslaniyor mu?" duygusuna kapilindigi anda, kacma- kovalama kisir dongusu kacinilmazdir. yani karsidan beklenilen tepkiler alinmazsa, insanin ic hesaplasmasi, icindeki girdabi once yaratacak, sonra da derinlesirip bir kara delik haline getirecektir. bu noktadan sonra artik geri donus yoktur, diger insanla her karsilasma bir mutluluk-iskence ikilemine yol acacaktir. su ana kadar yapilan aciklama yakin arkadasa asik olmak bahsi altinda ayrica incelenmis olmalidir (bkz: aramaya inanmak)
    bundan sonraki cetrefilli bolum, bu duygularin aciklanip aciklanmamasi ile ilgilidir. bir tarafta aciklayip bir arkadasligi, guzel bir iliskiyi heba etme ihtimali demoklesin kilicigibi ikilinin ustunde sallanmaktadir (-ki genelde o kilic duser-), diger taraftan konu hakkinda hic bir sey soylememek insani icten ice kemirmektedir. icteki girdabin bir kara delik olup, organlari teker teker yutmasina dayanamayan bunye bir noktada bu aciya dayanamaz ve basliktaki eylem gerceklestirilir. sayet bu eylem gerceklestirilmezse, kara delik butun organlari teker teker yutar, en sonunda beyni beyincik tarafindan yakalayip, kafanin icinde saga sola carparak cevirmeye baslar. bu durum bunyeye gore uzun veya kisa surebilir fakat eninde sonunda kara delik durulacak, beyni rahat birakacak, butun organlari geri tukurecek ve firtina sonrasi deniz misali sessizligine geri donecektir. fakat kara delik donemi uzun ve acili gececektir ve bu donemde zaten diger insanla eskisi gibi bir iliski kurulamayacagi icin yukarida bahsi gecen "arkadaslik ve guzel bir iliski" heba edilecektir, en azindan mutasyona ugrayacaktir.
    aciklanirsa alinacak cevap, kuvvetle ihtimal: " ama ben seni baska turlu seviyorum" turevi bir sey olacaktir ve iliskide bir sogukluk olacaktir. o noktada, sayet karsi tarafin hakikaten hissettigi bir sey yoksa, eskisi gibi davranmaya gayret gosterecek fakat istemeden de olsa duygular potporisinin icinde sefkat agirlik kazanacaktir. aciklamayi yapan kisi ise, her ne kadar icindeki kara deligi oldurmus olsa da, onunla birlikte kendine guvenini de oldurmustur. her ne kadar iliskiye eskisi gibi devam etmeye calisa da, guven eksikligi, farkinda olunmayan davranis degisikliklerine ve iliskinin mutasyona ugramasina neden olacaktir. dolayisi ile yakin arkadasa asik olunmasi durumunda, ister ilan i ask edilsin, ister edilmesin, o iliskinin aynen kalmasina imkan yoktur. oyle ya da boyle bir mutasyon gerceklesecektir. bu cozumleme sonucunda aciklama yapmak, kara deligin etkilerini azaltma acisindan en karli cozum gibi gorunmektedir. fakat bu cikarim, iliskideki mutasyonun kotu yonde olacagi varsayimi uzerine kurulmaktadir. yani eger ilan-i ask edilmez, sonrasinda yukarida bahsi gecen duygular silsilesinden gecilir de iliski baska bir duzlemde, ama yine kanka evreninin ic kumesi olacak sekilde denk dusurulebilirse, o da makbuldur. bu uzun sureli saglam bir arkadasligi fakat bunun yaninda cignenip tukurulup sakiz haline getirlimis ic organlari ve kafa ic ceperine carpilarak yamru yumru omus beyni beraberinde getirecektir. kisinin duygusal gelisimi ustunde kalici etkileri olacagi konusunda ciddi endiseler mevcuttur.
    simdi konunun baska bir boyutuna bakalim isterseniz; yakin arkadasin ayni cinsten olmasi ve ilani-i ask edilen kisinin heteroseksuel olmasi. bu durumda olaylar biraz daha cetrefilli olacaktir. ataerkil ve hatta homofobik turk erkeki muhtemelen direk olarak "yikil karsimdan, olmaz olsun senin gibi arkadas" diyebilecekken, homoseksuelligin biolojik, psikolojik, patolojik, sosyolojik nedenlerini ozumsemiz bir turk erkeki olaya daha ilimli yaklasabilir. hele bir de ilan-i aski yapan hemcins biseksuel sinifindaysa, yani daha onceki muhabbetlerde hangi hatunu, nasil, ne yaptigini anlatan bir arkadassa, o zaman kafalar iyice karisabilir, bir kavram karmasasina girilebilir ve "olur mu lan boyle sey?" tepkisi "aha oluyor ya..." gercekligi altinda eziliverir ve hic gecerliligi kalmaz. bu durumda ilan-i aski eden kisinin durumu daha umitsizdir. karsi cinsin, duygular aciklandiktan sonra olayi kendi icinde sorgulayip menfi cevap verme olasiligi her zaman vardir fakat heteroseksuel hem cinsin, butun bir komplikasyona ek olarak hormonal dengelerini de sorgulamasi gerekecektir. hic bir toplumsal, sosyal, psikolojik baski altinda olmadigini varsaysak bile, duygular vucutta bir takim salgilanimlar gerektirmektedir ve bu salgilanimlar da, yukarida bahsi gecen durumda, heteroseksuel bir erkek icin adrenalinden baska bir sey olmayacaktir. dolayisi ile homoseksuel bir erkekin heteroseksuel yakin arkadasina ilan-i aski o arkadasligin katli, katli olmasa bile kanserojen bir mutasyona ugramasi anlamina gelmektedir. yapilmamasi siddetle tavsiye olunur.
  • bizden başka bir kişiye edecekse destek olunması gereken, tecrubeliysek taktiksel destekle kusursuzlaştırılması gereken eylem
  • tanımadan aşık olunamayacağı, ilan-ı aşk edecek kadar tanıyor olmanın sonucu da yakın arkadaşlık olacağı için kaçınılmaz olan hadise. çıkma teklifi ile ilan-ı aşkı birbirine karıştırmak abesle iştigaldir. budur.
  • hisleri karşılıklı değilse yapacak birşey yoktur, bir daha hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır. büyük ihtimalle bir daha görüşmemeyle sonuçlanır. siz de hayatınızda bırakacağı kocaman bir boşluk ve özledikçe yaşaran gözlerinizle uzun süre acı çekersiniz.
  • şuna sebep olur:

    "'ben öyle biri değilim ki' dedi, 'bir anda aşkla kör olayım, beş gün sonra rüyamdan uyanayım..'

    bu kadar doğal bir süreci “öyle” olarak tanımlaması bile aslında ne kadar türünün son örneği olduğunu gösteriyordu.. ağzımı açamadım ama aklımdan binlerce cümle akıyordu… gözlerim doluyor, boğazım yanıyor, kelimeler bin bir türlü şekilde cümlelere kuruluyor ama hiç biri ağzımdan çıkamıyordu..

    ona, düşündüklerimin ayrı, hissettiklerimin ise apayrı uçlarda gezdiğini, ama benim düşündüklerimi seçtiğimi, bunun nedenini açıklamak istediğimi söylesem, kendimizi uzayıp giden muhabbetlerde, cümlelerimin arkasından cımbızla çekip hayra yoracağı rivayetlerde bulacaktık.. ona, kaç on yıldır yaşadığım bu kısır döngüden bahsetsem, kendini herhangi biri yerine koyduğumu sanacaktı..oysa değildi..

    birkaç sıradan cümle seçtim, gözümden iki damla yaş döküldü..

    birinin seni “seviyor” olması, yani işi “ilişki” boyutuna taşıması, o birini kaybettiğin anlamına gelir ya, sen de onu “sev”miyorsan.. ne acınası ve tuhaf bir durumdur.. o acınası ve tuhaflıkta boğuluyordum.. oysa ben onunla çok güzel konuşuyor, sohbet ediyor, gülüyor, eğleniyor, huzur buluyor ve susabiliyordum.. birlikte okuyor, tartışıyor, yoruluyor, kısacası paylaşıyorduk, anlaşıyorduk. tüm bu geçen evrelerin sonunda o kendini “aşk”ta bulmuştu, o aşık olunca ben de yenilmiş sayılmış ve yalnız kalmıştım..

    “yalnız bıraktın beni” dedim.. “yalnız kaldım”.. bütün yalınlığıyla aslında gerçek buydu.. dünya üzerinde bütün bunları aynı anda yaşayabileceğin birinin, yanında “sen” olabildiğin birinin varlığını bana göstermişti ve şimdi de gidiyordu.. derdim yalnız kalmak değildi elbette, ama kelimelerimin ucu onu gösterirse kafasında kurguları oynatmaya başlar diye özenle seçiyordum cümlelerimi..

    “benim için bunun geçmesi çok zor, görüşmememiz en iyisi” dedi..

    aksini kaç kere ispatlamaya çalışmış, kaç kere yenilmiş biri olarak ağzımı açmaya hakkım yoktu tabii ki.. son dakikaları, son kilometreleri, son şarkıları, son bakışları saydık birlikte.. sustuk.. ve gitti..

    bir ay önce şen şakrak ortada gezen ikili ayrıldı, sonsuza kadar.. bir hikaye de böylece bitti.."
  • birkaç kere başına gelenler için üçten sonra herhalde uzman berat veriliyor.

    "ama ama ben seni sadece arkadaşım ola..
    peki anladım.. ama söylemek istedim..
    ama arkadaşım..
    ben söyleyeceğimi söyledim."

    *
  • cok da buyuk yürek isteyen iştir. sözlükte t.şak geçilmeyen, küçümsenmeyen ufacık bi detay bile kalmadı ki onunla niye alay edilmesin.
    o insan, yüreğini avuçlarına almis sana veriyo ( ki cümledeki derinliğe bak aq) senin sadece koca toton bi beden daa büyüyo di mi? hee bu da bana aşık, bi gece libido paçadan akarken bi ara sevişirim, hatta fakbadi de olur belki. salak ya kullanırım da , yok ben baskasını seviyorum ya, bu da ole aşık oldu, napicam, üzmeden vinnn (bkz: bi üstteki entry) ya neyse aşka, sevgiye biraz deger verin. karşıdakiyle bi empati kurun.
    sizin egonuzu tatmin icin, totonuz az daa yağlansin diye, arkadas ortamında kıdeminiz artsin diye yapilmiyodur bu açık sözlülük, ben eminim.neyse böle beni celallendirecek başlıklar acmayın abi. sonra entry manyaii yapıyorum o oluyo.
  • arkadaş zekai özger bir şiirinde der ki;
    "aşkın ve dostluğun ayrımı yoktur çocuk,
    ikisini de doğuran şey aynıdır.

    ah nasıl ayrılır aşk ve dostluk birbirinden
    can canı sever ötesi yok bunun çocuk"

    ardından ersin ergün keleş şu dizesiyle adeta bu şiiri tamamlar;
    "aşk ve dostluk aynı yerden doğar,
    sadece bir öpüşlük fark var aralarında..."

    aşk ve dostluk birbiriyle içiçe kavramlardır. ama aşkın kalbimizden bedene taşan boyutu bazen zihnimizi zorlar. ve libidomuzun gazıyla onu mahremimizde hissetme tutkusu kalbimizdeki yerinden edebilir.

    oysa kişi ten tene değmeden de "can cana değerek" o aşkı yaşayabilir. ki o aşk ete kemiğe büründükçe candan uzaklaşıp tende masumiyetini yitirir. sonra ortada ne bir aşk, ne de bir dost kalır.. çünkü hazla başlayan şeylerin sadece bir kaç orgazmlık ömrü vardır!
  • yıl olmuş 2014, aşkını ilan etmektense hala ilan-ı aşk etmesinden ötürü muhtemelen arkadaşın geri çevrilmesi ile sonuçlanacak durum.
  • tüm gün boğuluyor gibi hissetmeme neden olan, saatten de anlayacağınız üzere uykularımı kaçıran ve de ne zaman şu düşünce takımının beni rahat bırakacağını hiç kestiremediğim hadisedir.
    dün sabah için kahvaltı edelim diye sözleştik.
    konu konuyu açtı derken nasıl oldu bilmiyorum yine dönüp dolaşıp benim ''aşk acısı'' sendromuma geldik.
    işin garibi bu kez çok daha sert ve suçlayıcı bir tutum sergiliyordu bana, anlam verememiştim.
    normalde ben 5 konuşuyorsam o 1 cümle ile cevap veren bir adamken açtı ağzını yumdu gözünü resmen.
    ''kaç kere aynı hataya düşeceksin, nasıl unutamazsın..
    seninki artık salaklığa giriyor kendine gel..
    sen gün içinde şu kadar düşünüp, onun hakkında konuşurken sence sen onun aklına geliyor musun anlık da olsa..
    ben onunla yaşıtım benden pay biç sence bizim yaşımızdaki bir adamın değer verdiği kadına karşı tutumu bu mu olur, kendini kandırıyorsun...
    susmasının sebebi duygularını belli edemeyişi değil, sana karşı hiçbir duygusunun olmayışı. bunu anlamamak için aptal olman gerek... ''

    şu cümleleri belki de çok daha ağır bir üslupla tak tak tak sıraladı.
    söyledikleri resmen içime oturdu lan, yediklerim ağzıma geldi..
    işin kötüsü ben hep aynı tip insanları tercih ediyorum hayatıma alırken, hepsinin konuşma biçimi, ahlak anlayışı v.s. aynıdır.. söylediği şeylerde samimi olduğunu gözlerinden anlamıştım ve bunları bir anda duymak cidden beni yaraladı..
    iyiliğim için de olsa duymaya hazır değildim. belki de benim de hissettiğim içten içe bildiğim şeylerdi fakat şu aşamada kendimle dahi ''o kişi'' hakkında konuşmuyordum.
    neyse konuştu, konuştu, konuştu..
    gözlerim doldu, boğazıma bi şey düğümlendi karşısında ağlamak istemedim, aslında beni 19237047 kere ağlarken gören bir adamdı fakat o zamanlar karşımda dostum, abim gibi bir yaklaşımda bulunmuştu bu yüzden kendimi yakın hissediyordum. şimdi ise düşmanımmışcasına kırıcı ve düşüncesizdi..
    çantamı alıp ayağa kalktım, içimden sakın ağlama diye tekrarlıyordum.
    peşimden geldi, kolumu tuttu.
    konuş, kaçma dedi..
    kötüyüm ne olur dedim..
    konuş aspara konuş diye bağırdı..
    ilk kez bana bağırmıştı, öyle efendi öyle kendi halinde bir adam ki aslında...
    gözlerimden ister istemez yaşlar süzüldü.
    öyle görünce beni sanırım o da üzüldü ve ortamı yumuşatmak istedi..
    ''adam sana şımarıksın diyor, o kadar safsın ki bunu kabul edip kendini suçluyorsun. sen şımarık değil şımartılmaya layık bir kadınsın'' dedi..
    sonra konuşalım ne olur dedim..
    yine döndüm arkamı tam giderken kolumdan tuttu ''hayır şimdi konuşacağız'' dedi.
    üstüme çok fazla gelmişti o an, sinirlendim..
    bırak kolumu ne istiyorsun, iyi değilim görmüyor musun erman diye bağırıp ilerledim.
    sonra arkamdan bir ses, kulağımda tüm gece yankılanacak o cümleyi söyledi..
    ''ben galiba sana aşık olmuşum lan..''
    dehşet içerisinde bir arkama dönüp bakışım vardı ki kesinlikle fotoğraflanmalık.
    nutkum tutuldu, öylece bakakaldım.
    hiçbir şey diyemeden öylece dönüp gittim..
    o da başka bir şey söylemedi, sonra da aramadı..
    zaten öyle bir adamdır o, çekilir kabuğuna ne varsa kafasında yaşar ilk kez bu denli açık bir konuşma yaptık..
    işin kötüsü en ufak bir ihtimal vermemiştim bunun olabileceğine..
    yani daha geçen hafta gece dışarıya çıktık. elinde puro vardı yan masadaki kız ''canım puro çekti'' falan diye sesli sesli konuşunca bizzat ben ''çok güzel bir kız hadi git tanış, puro ikram et'' falan dedim..
    epey yakışıklı fakat burnundan kıl aldırmayan, hep kadından ilk adım gelsin diye bekleyen bir adam ve bildiğin sırf bu yüzden ben ki kolay kolay kimse ile muhabbet etmem yük gelir konuşmak, sırf şunu bildiğimden defalarca gittiğimiz ortamlarda yeni biri ile tanışmasına ön ayak olmaya çalıştım.
    hadi şunu yap, bak kız bakıyor bilmem ne diye destekleyip durdum.
    yani bunu hiç göz önüne de mi almadı yoksa ben mi kendimi yanlış ifade ettim acaba?
    dahası tüm dramlı aşk hikayemi biliyor, beni tanıyor, yaşadığım her şeyi hemen hemen biliyor...
    yani nasıl olur sözlük..
    nasıl olur...
    şimdi ben ne der ne yaparım ya..
    bu işin sonunda onu tamamen kaybetmek de var..
    içim sızlıyor resmen, hayatımdaki en boktan ikilemlerden biri bu..
    ne yapacağım, nasıl bir tutum sergileyeceğim hiç ama hiç bilmiyorum..

    karşı ki dağlardan memnun olmayan varsa mesaj atsın, bir of diyeyim de yıkılsın olmazsa...