şükela:  tümü | bugün
  • zincirin dışında olmak. biriyle tanışmıyorum ki hoşlanayım. arkadaş çevresi az, onların arkadaşları da az. arkadaşların çevresinin başı bağlı ya da çevreleri çoluğa çocuğa karışmış. yoldan birini çevirip tavlayacak halimiz de yok. uygulamalar türkiye'de çalışmıyor. nadiren biriyle tanışıyorsun, o da meslek sorduktan sonra başka soru sormuyor. meta sevgisinden mi acaba? ya da nadiren tanıştığın kişiyi kişilik olarak sevsen bile ondan etkilenmeyebilirsin. covid-19'dan dolayı tüm gün evde durulduğundan biriyle tanışma ihtimali negatif sonsuza yakınsıyor. bir de daha tanımadığın kişilerle olan muhabbetinde ağzın laf yapmıyor, olduğundan daha fena bir izlenim bırakıyorsan vs... sonuç olarak bezdum.
  • cafedeyim, tam karşımda bir hatun oturuyor. güzel gülümsüyor, iri gözleri var, sarı saçları güneşte parlıyor. elinde akıllı telefonu, yavrusu gibi yapışmış ona bırakmıyor.

    kafamı ne zaman o yöne dönsem, gözümün içine içine bakıyor. ama bir garip bakıyor. hafiften rahatsız edici. dalıyorum öyle, boşluğu seyrediyorum. çok sık yaparım.

    ''ateşin var mı?'' diyor, uzatıyorum, teşekkür ediyor, rica etmiyorum. öküzüm ben. sayıyorum, bana gelesiye kadar 5 masa geçmiş. hepsi yeşilaycıydı zaar. fark etmiş ''ooo ne kesti be ehue mehue'' diyor arkadaşım. bilindik erkek muhabbeti.

    bir kaç dakika sonra bir erkek giriyor içeri, tipi yerinde, güler yüzlü. doğruca kızın yanına gidiyor, yanağına kocaman bir öpücük konduruyor. herif mutlu, kız mutlu rolü yapıyor. sonra çocuk sarılıyor, kız yalandan bi gülümsüyor. gülümserken beni süzmeye devam ediyor.

    ben çocuğu izliyorum. öyle güzel sarılıyor ki, sanki ''hiç bir yere gitme'' der gibi, içine sokacak. sürekli gülümsüyor.

    bu arada hastalığının adını bilmiyorum ama, çocuğun bir kolu diğerine göre biraz kısa. eli de küçük diğerine göre, cebine sokuyor. utanmış olsa gerek garip bakışlardan. aşkı yemiş bitirmiş bir adam değilim atıp tutamam ama, o kocaman sarıldığı hatunu çok sevdiği her halinden belli. içten bakıyor kıza.

    sonra kalkıyor hesap ödemeye koşuyor, sakat kolu cebinde hala. telefonum titriyor, swarm mıdır ne sikimse o işte. ''5 masa ötedeki güler yüzlü kevaşe sizinle arkadaş olmak istiyor'' diyor. senin vicdanına sokayım diyorum. çocuk geliyor, alıyor sevdiği kızla arkadaşını, cafenin önündeki subaru'ya binip gidiyorlar.

    iğrenmiştir lan artık sizin o aşk dediğiniz şeyden, aşk tek kişiliktir, ömürlüktür. gerisi heyecandır. dilinizden düşürmediğiniz o aşkın anasını siken sizlersiniz zaten. ama sevgi neydi, emekti di mi? tüm emekçiler siksin götünüzü. yalnız geberip giderim daha iyi. bin kat iyi. genelleme yapmıyorum, üzerine alınan alınsın. bi zahmet alının zaten mına koyim, o kadar da yüzsüz olmayın. sevginin bütün güzelliğini sömüren sözde popülerizminize kafam girsin, like'larınız eksik olmasın. özetle; yapacağınız işi sikeyim ben gidiyorum.
  • pistir belki, kokuyodur. karaktersizdir. belki ahlaksızdır. saygısız ya da terbiyesizdir.. yakışıklı olunca tüm süper özellikler de yükleniyo mu?
  • parasi yoktur.konu kilit.

    debe editi: (bkz: minik ilayda'ya yardım kampanyası)
  • türkiye'deki kız arkadaşımdan ayrılıp amerika'ya yerleştikten sonra tam 4 yıl boyunca yalnızdım. arada sırada olan tek gecelik ilişkileri saymazsan hiç kız arkadaşım olmadı o sürede.

    yakışıklılığa gelince, objektif olarak 8/10 diyebilirim. zaten karşı cinsten ilgi görme konusunda hiç problemim olmadı.

    nedenlerine gelince:
    1. ilk süreçte yabancı dil sorunu ve kültürü bilmememden dolayı bir özgüvensizlik vardı.
    2. karakter olarak sessiz, sakin biri olduğumdan ortamlarda hep sönük kaldım.
    3. zaten türkiye'de de hiç gidip kızlarla tanışan biri olmadım, hep çevremde benden hoşlanan biri oldu ve ben sadece evet dedim. (ben seçmem seçilirim gibi oldu)

    tüm bu sebepler bir araya gelince bir türlü kız arkadaşım olmadı. benimle ilgilenen kızlar da ben fazla konuşmayınca beni sıkıcı buldular.

    ta ki yeter ulan deyip adeta kendimi baştan yaratana kadar.

    "fake it 'til you make it" diye bir deyim vardır. yani bir yeteneğe kavuşana kadar, sanki o yeteneğin varmış gibi davranmak.

    ben de sanki çok özgüvenli, çok karizmatik, kızlarla arası çok iyi olan bir adammış gibi davranmaya başladım. resmen rol yapıyordum. gittiğim barlarda, kafelerde ortamın en güzel kızının yanına gifip muhabbet ediyor, sonra da sanki ben beğenmemişim gibi dönüp gidiyordum. taş gibi kızlarla, erkek arkadaşlarının yanında gidip tanışıyordum.

    bir süre sonra farkettim ki bir şeyi yapmak için cesarete ihtiyacın yok, cesaret onu yaptıktan sonra kendiliğinden geliyor.

    sonra da işte bir kızla tanıştım, aşık oldum, evlendim.

    bu kadar.
  • seçici olması...
  • çevresinde güzel kız yoktur. erkeğiz diye her gelenle beraber olacağız diye bir kural yok.
  • yalnız olmayı bir eksiklik zanneden kişilerce boy boy sıralanmış olan nedenlerdir. gördüğüm kadarıyla ne egoistliğimiz kalmış, ne asosyalliğimiz. şimdi öncelikle yalnız kelimesini bir tanımlayın. sevişemeyen mi, yoksa sevgilisi olmayan mı? her iki durumda da bu yalnızlığın bir tercih durumu olup olamayacağını sorgulayın sonra... zannediyorum burada "sevgilisi olmamak" durumu kastediliyor. toplumda sevgili sahibi olmak bir zorunluluk gibi saçma sapan bir algı var ne yazık ki. tek başına kendini güçlü hissetmeyen yığınların oluşturduğu bir algı bu. neyse, konu dağılmasın.

    kendimi yakışıklı olarak tanımlamak için değil de, bir erkek olarak bu konudaki nedenlerimi saymam gerekirse şunları söyleyebilirim:

    1) birlikte keyifli vakit geçirilebilecek bir insan pek karşısına çıkmıyor olabilir.

    2) geçmişinde öyle harika kadınlar vardır ki belki bu kişinin, sevgili kişisindeki çıtası ister istemez inanılmaz yükselmiştir.

    3) bir insanın sorumluluğunu yüklenmek istemiyor olabilir.

    4) hayatında bir rutin yoktur, dolayısıyla birine düzenli olarak zaman ayıracak durumu olmayabilir.

    5) ve en tatlısı: fazla ego. hell yeah.
  • mühendistir.
  • efendi olması da bu sebepler arasında olabilir.

    (bkz: hatunların efendi adam yerine piç tercihi)