• bu ülkede hayatların ne kadar kolay söndürülebildiğine kanıttır yakıp köse'nin yaşadıkları. 28 şubat sürecinde sönen binlerce hayattan sadece biridir. yakup köse hepimizin vicdanıdır aslında. kanayan yaramız...
  • devlette işler al gülüm-ver gülüm mantığıyla işlediği için eski sabıkalılarla nereye kadar uğraşılacağı da bu ilişkinin derecesine göre belirleniyor. sözgelimi çevik bir, haremlik-selamlık bir tesiste danışmanlık hizmeti verebiliyorsa kendisine dokunulmasının zor olacağını tahmin edebiliriz. fakat gözden çıkarılan bir ilker başbuğ'a el atılması da bir o kadar kolay gerçekleşiyor.

    yakup köse'nin hikayesini dinleyen sıradan bir insan evladı için bu tip ilişkiler ağının mantığına akıl sır erdirmek namümkün. yakup köse 14 yaşında devlet düzenini cebren değiştirme suçuyla idamla yargılandı ve 16 yıl ceza alıp 10 yıl yattı. tam defter kapandı derken dava tekrar yargıtaya gitti, bitmek bilmedi. bu esnada hükümet ise kendi camiasına kim ne yaşattıysa aynısını başkalarına yaşatmakla, halis muhlis devlet geleneğimizi sonraki nesillere aktarmakla meşgul.

    m.bekaroğlu bugünkü tivitleriyle yakup köse olayının özetini geçmiş:

    "tuhaf bir ülke; herkes kendi mahallesi ile ilgileniyor, dahası öbür mahallenin aleyhine kendi mahallesini genişletmeye çalışıyor... bir yakub köse olayı var. hani 14 yaşında "silah zoruyla anayasal düzeni değiştirme" suçu sabit görülüp idam cezası verilen yakub... yakub'un hikayesi ile hiç bir mahalle ilgilenmedi. sol; türkiye'nin demokratları, insan hakları savunucuları, o tarafa bakmadı bile... yakub anlattı: 'manisalı çocuklarla aynı mahkemede yargılanıyorduk. kelepçeli resmimi çekip manisalı çocuklar kelepçeli diye bastılar... herkes manisalı çocuklar için geliyordu, bana bakan yoktu. onlar için gericiydim de bizimkiler neredeydi?'... yakup köse, idam cezası aldı, çocuk olduğu için cezası 16 yıl 8 aya çevrildi, üç yılı hücrede olmak üzere 10 yıl yattı... yetmedi; cezaevinde isyan çıkarıp devlet malına zarar verdiği ve emniyet güçlerine direndiği için 10 yıl daha ceza aldı... dosyası şu an yargıtay'da; yeni yakup tekrar cezaevine girebilir... bir şey daha; yakup ibda_c üyesi olmaktan suçlandı, ama o ibda_c ismini cezaevinde duydu..."
  • “bana yapılan hukuksuzluklar giderilmeden, bu devlete saygı duymam kendi şahsıma saygısızlıktır. ben her yerde, her ortamda bunun sıkıntısını çekiyorum. siz sokakta rahat gezebiliyorsunuzdur ama ben yürüyemiyorum” demiş milat gazetesi'ne.

    söyleşinin tamamını aşağıya yapıştırıyorum:

    28 şubat döneminde idamla yargılanan, uzun yıllar cezaevinde bulunan birisiniz. en başa dönecek olursak, süreç nasıl başladı?

    antalya imam hatip lisesi’nde ortaokulda okuyordum. imam hatip ortamının verdiği hava ile de mgv ve refah partisi teşkilatına gidip geliyordum. o zaman toplumda çeçenistan ve bosna hersek hassasiyeti oldukça yüksek bir seviyedeydi. avrasya feribotu’nun kaçırılması üzerine murat paşa cami’sinde çeçenlere destek amaçlı bir miting yapılacağı bilgisi geldi. o dönemde mitinge giden toplulukla birlikte ben de mitinge gittim.

    gözaltına nasıl alındınız?

    tabi ortaokul öğrenci bir çocuğum, olayların farkında bile değildim. düzenlenen gösteride o gemide yapılan işareti yapanlar oldu. ben de bunun özgürlük işareti olduğunu düşünüyordum. yanımdakilerle birlikte o işareti yaptım. tabi orada polisler gösteridekilerin resimlerini çekmişler. fotoğraflarımın çekilmesinin üzerinden bir-bir buçuk ay gibi bir zaman geçti. ben de önceden olduğu gibi mgv ile okul arasında gidip geliyordum. bir akşam ailecek evde akşam sofrasına oturduğumuzda kapı çaldı. içeriye ‘arama, polis’ diyerek girdiler. beni görünce direk ‘yat yat yat’ diye yere serdiler. arkadan kollarımı kelepçelediler.

    nasıl bir aile yapınız vardı?

    ailem ‘milliyetçi’ kökenli bir yapıdaydı. babam yıllarca ülkücü harekette bulunmuş birisi. aile olarak cezaevi ve siyasi davalara da çok uzaktık. babam su tesisatçısıydı, taşeron müteahhitlik yapıyordu.

    siz evinizden alındığınızda kaç yaşındaydınız?

    14 yaşındayım.

    ne hissettiniz eve polisler geldiğinde?

    ‘ne oluyor?’ bile diyemedim. o anda şuur gitmiş bir halde, şoktaydım. insana elektrik verildikten sonra şoka girer, hiç bir şey hissedemez, konuşamaz. ben de öyle bir haldeydim. gözlerimi bağladıkları için bir şey göremiyordum. sadece sesleri duyuyordum.

    sizi hangi gerekçeyle götürdüler?

    babam “hayırdır, ne oluyor” diye sorduğunda “oğlun kavgaya karışmış” cevabını verdiler. “dışarıda panzer tarzı arabalar var, siz içeriye ayakkabılarınızla girdiniz, nasıl bir kavga, ne yapmış oğlum” dediğinde “size yakında bilgi verilecek” dediler. beni merdivenlerden aşağı indirdiler, arabaya bindirdiler. kafamı iki koltuğun arasındaki boşluğa soktular. duyduğum tek ses annemin “oğlumu nereye götürüyorsunuz” diye haykırmasıydı.

    siz ne olduğunu algılayabildiniz mi?

    ne olduğunu anlamamıştım. yola çıktığımızda birisi koltuğun arasına sıkıştırdıkları kafama telsizle vurdu. “ yakup bey dedi, buraya kadarmış” dedi. hiçbir şey anlayamıyordum, “ağabey ne buraya kadar” diye sordum. “sen hangi teşkilatın içerisinde olduğunun farkında değilsin” dedi. “ne teşkilatı ağabey? gözünüzü seveyim, bırakın gideyim” dedim.

    nereye götürdüler sizi?

    terörle mücadele’ye götürüp beni bir başkasına devrettiler. beni alan kişi aşağıya götürdü. birisi bana tokat attı, burnum kanadı. gözlerim zaten kapalıydı ve ben zaten minyon tipli biriyim. o yaşlarda 35 kilo 1,30 boylarında bir çocuktum. selpak verdiler, burnumu sildim.

    sonra?

    beni bir hücreye koydular, üç gün almadılar. hücreden çıkardıklarında “biz bir şeyler yazdık, onları imzala. imzaladıktan sonra seni ailene teslim edeceğiz “dedi. “tamam ağabey, getirin imzaylayım, ne yapmışım” dedim. “sen ibda-c örgütünün üyesisin” dedi. neyden bahsettiklerini anlamadım“ağabey ibda-c ne” diye sordum.

    başka kimse var mıydı içeride?

    o zaman orada sol örgütten birileri vardı. onlara müthiş bir şekilde işkence yapıyorlardı. sesler kulağıma geliyordu, dehşet vericiydi. rüyalarım değişti, çok dağıldım.

    bombalama suçlarini kabul etmemi istediler

    sizin ağzınızdan bir ifade mi yazılmıştı?

    bana “sen yırtacaksın, bunları, imzala seni bırakacağız” dediler. “tamam, ne gerekiyorsa yapacağım, imzalayacağım” dedim. beni sorguya çıkardıklarında, “sen şu şu eylemleri yaptın” dediler. “ağabey, ben sadece mitinge gittim, bu bombalamalı yapmadım” dedim.

    bombalama eylemlerini üstlenmenizi mi istediler sizden?

    tabi tabi ibda-c adına bombalama yaptığımı kabul etmemi istiyorlardı. ben bu eylemleri yapmadım, dediğimde “olur mu lan, bir sürü tesisat malzemesi yakaladık” dediler. ayrıca beni korkutuyorlardı.

    annen yan tarafta diye korkutuyorlardi

    ne diyorlardı?

    senin babanın malzemelerini aldık, onları teşhir edeceğiz dediler. annen yan tarafta diyerek korkutup belgeleri imzalatmaya çalıştılar. “babama niye böyle yapıyorsunuz, babama dokunmayın” diyordum korku içinde. karşılarında bir çocuk olduğunun farkında oldukları halde böyle davranıyorlardı.

    ne yaptınız, imzaladınız mı?

    o ortam içinde imzaladım. bunların hepsini bunların hepsini savcıda kabul edeceksin, savcı da seni yaş küçüklüğünden serbest bırakacak dediler. savcı sorduğunda eylemleri yaptığımı kabul ettim. ‘hukuk, savcı nedir’ bunları kavrayamayacak durumdaydım. tekrar götürüp işkence edecekler diye korkuyordum.

    bu arada ailenizle veya avukatınızla görüşme imkânınız oldu mu hiç?

    hayır, tek başınaydım. savcı, örgüt üyesi misin diye sorduğunda bunu kabul etmedim. savcının bir şeyler anlamasını, baskı altında olduğumu hissetmesini istiyordum. hakime de aynısını söyledim. beni tutukladılar ve antalya cezaevi’ne gönderdiler.

    sezen aksu’nun resmi için dayak yedim

    burada nasıl bir muameleyle karşılaştınız?

    cezaevine girerken neden yargılandığımı sordular. bilmiyorum dediğimde “kesin hırsızlıktan girmişsindir” dediler. ben de “hırsız değilim, islam yüzünden buraya geldim” dedim. bu arada sezen aksu’nun konserine gitmek için aldığım bilet cüzdanımdaydı. konser bileti üzerindeki sezen aksu resmini görünce “uuu sezen aksu’nun fotoğrafı da burada. ulan sen ne biçim müslümansın” diyerek beni orada çok feci bir şekilde dövdüler. o kadar ağır işkence yaptılar ki antalya cezaevi’nde on üç gün kalacağıma, bir cezaevinin koğuşunda 4 yıl kalayım diye düşünürdüm.

    klozet borusuyla taciz edilenler oldu

    neler yaşattılar ki böyle düşünüyorsunuz?

    yediğim dayaktan sonra yüzüm gözüm mosmor oldu. sarı ahmet lakaplı çok uzun boylu bir gardiyan yanıma geldi ‘paraları ne yaptın. banka bombalamışsın, içinden çıkan paralar nerede’ dedi. ‘ne bankası, ne bombalaması, ben hiç bir şeyi kabul etmiyorum’ dedim. ben seninle görüşeceğim diyerek yanımdan ayrıldı. meczup kadir lakaplı, akli dengesi olmayan birinin yanına gitti -çok affedersiniz- ona klozet borusu ile tacizde bulundu. ben de onun seslerini duyuyordum. bu olay psikolojimi bayağı bozdu.

    ağlamayacağim diye ahdettim

    nasıl muamele gördünüz genel olarak?

    ben çocuktum ama olgundum. bir gün bizi banyoya götürdüler. 12 eylül’deki gibi sıraya dizdiler. ellerimizi açtırıp, vura vura bizi banyoya soktular. o an “her halde burada öleceğim” diye düşündüm. saçlarımız ustura ile kazıtıp, fotoğrafımı çektiler. fotoğrafçı bana “ulan şerefsiz, kemalistliği size mi yıktıracağız” diyerek beni tokatladı. ahdetmiştim ağlamayacağım diye ağlamadım.

    daha sonra nereye sevk edildiniz?

    nazilli cezaevi’ne sevk ettiler. orada da bir kapı altı muamelesinden geçtim. girer girmez feci bir dayak yedim. dehşet bir şekilde tekme tokat ile koğuşa sürükleyerek götürdüler.

    bu ‘hoş geldin karşılaması’ tüm mahkûmlara mı yapılıyordu?

    bütün mahkûmlara yapılan bir şeydi bu.

    koğuş ortamı nasıldı?

    beni yetişkinlerin bulunduğu bir koğuşa yerleştirdiler. ben usulün ve kanunun öyle olduğunu zannediyorum. benden başka çocuk yoktu. karma bir koğuşta cinayetten, gasptan, hırsızlıktan yatan kişilerle birlikte kalıyordum.

    siz karşı yapılan başka hukuk ihlalleri söz konusu muydu?

    gözaltına alındığımda bana avukat atanması lazımdı, atanmadı. o yaşta benim imza yetkim bile yoktu. savcıya, hâkime çıkarıldığımda bana avukat tahsis etmeleri gerekiyordu yoktu. iç hukuk ve dış hukuk hükümlerine bakıldığında o yaşlarda çocuğun tutuklanması en son seçeneklerden biridir. çocuk ıslah evine konulmam gerekirken büyüklerin yanına koyuldum. beni ailemden çok uzak bir yere gönderdiler. hukuk hiçbir şekilde lehime işlemedi.

    unutamadığınız bir hadise olarak neyi paylaşırsınız bizimle?

    içerideyken iddianamem geldi. gardiyan geldi infaza gidiyorsun dedi. “ağabey, daha mahkeme bile olmadım. beni niye infaza götürüyorsunuz” dedim. kahkaha attılar, gel gel infaza gidiyorsun dediler. tamam artık beni öldürmeye götürüyorlar diye dündüm.‘allah büyüktür’ diyerek gittim. baktım ki infaz; tutuklu ve yükümlülerin evraklarını teslim ettikleri yermiş. tahliyem geldi herhalde diye düşündüm.

    ne gelmişti?

    idam haberim gelmişti. anayasal düzeni silah zoruyla yıkmaya teşebbüsten cezam 100 kart arttırılarak idamına karar verilmişti. mahkemeye çıktığımda iddianame yüzüme okudu. bu suçlamalarla alakamın olmadığını söyledim. hakim, “yakup köse’nin idamına” dedi ve kalemi kırdı. fakat daha önce sabıkam olmadığı için ömür boyu hapsime, yaşım küçük olduğu için de 18 yıl, 8 aya karar verildi.

    kararın ardından neler yaşadınız?

    o an doğrulup anneme baktım, ‘ağlama anne’ dedim. dışarı çıkarken kollarımı kelepçelediler. annem bana sarılmak istedi. asker onu ve beni iteleyince, ben artık dayanamayıp slogan atmaya başladım. o esnada beni götürüp getiren komutan“sizin bu kararınızı mahkeme değil genel kurmay verdi” dedi.

    idam kararınızda 28 şubat döneminin doğrudan etkisi mi oldu?

    tam 28 şubat zamanı dilimine denk geldi. o yüzden 28 şubat kararı diyorum ben bu idam kararına. 28 şubat, karanlık emellerini tamamıyla benim üzerimde uyguladı.

    nasıl?

    benim üzerimden yetişkin müslümanlara ‘bakın biz bu çocuğa idam cezası verdik. size neler yapabiliriz’ şeklinde bir tehdit vardı.

    ailemin de hayati karardi

    bu karar sadece sizi mi etkiledi?

    benimle birlikte ailemin de hayatının karartıldı. taşeron olan babamın çok ihaleyi alamadı. bunun oğlu teröristmiş diye düşünerek yanından ayrılan elemanlar oldu.

    öfke duyuyor musunuz, hissiyatınız nedir?

    bana yapılan hukuksuzluklar giderilmeden, bu devlete saygı duymam kendi şahsıma saygısızlıktır. ben her yerde, her ortamda bunun sıkıntısını çekiyorum. siz sokakta rahat gezebiliyorsunuzdur ama ben yürüyemiyorum. ben hala özgür değilim. bu sistem bütün hayatımı çaldı ve beni 10 yıl cezaevinde yatırdı. hala bunun izlerini bir şekilde taşıyorum. devlet kişiye ceza verse bile, sonrasında sahip çıkıcı olur. ben iş bulamıyorum.

    annemin duasi tayyip erdoğan’la

    tahliyeniz nasıl oldu?

    annem ‘sen bu cezaevinden çıkamayacaksın. ama seni bir gün birisi çıkarırsa ömür boyu duam ve oyum da ona olacak” dedi. tayyip erdoğan geldi, bu vesile ile çocuklara verilen ceza kararlarında bir değişiklik oldu ve çıktım.

    çocuklarimin da mi hayati çalinacak

    yaşadığınız acıların yarası sarılabilir mi?

    12 eylül’de 28 şubat’ta olsun insanlar mağdur edilerek, adaletsizlikler yapılarak sisteme düşman edildi. bugün devlet benden ne isteyebilirler? devletin vatandaşı olarak, ben bu devlete ne verebilirim? hakkımda 10 yıl daha ceza verdiler. şimdi soruyorum, dün benim gençliğimi ve çocukluğumu çalan zihniyet, şimdi de çocuklarımın mı geçliğini ve çocukluğunu çalacak.

    yeniden içeriye girme olasılığınız mı var?

    ceza aldım. yargıtay'da kararın doğruluğuna kanaat getirirse direk alınıp cezaevine konulacağım.

    28 şubat yargi kararlari gözden geçirilsin

    devletten beklentiniz nedir?

    ben, sayın başbakan tayyip erdoğan'ın, öncelikle bütün darbelerden ve 28 şubat sürecinden siyasi anlamda hesap soracağını ve o anlamda yapılan bütün terslikleri de düzelteceğine inanıyorum. 28 şubat yargı kararlarının yeniden gözden geçirilmesini talep ediyoruz. ve geçmişteki olayların izi kalmasın diye iadeyi itibarda bulunulmalı.

    içeride iken destek gördünüz mü?

    o dönemde hiçbir destek görmedim. sesimi kimseye duyuramadım.

    peki şimdi?

    muhafazakar kesimin hepsi 28 şubat mağduru olduğu için ve artık bu mevzular dillendirildiği için çok destek var. çeşitli stk’lar ve kişiler aslansı bir tavırla sahip çıkıyorlar.

    28 şubat’la ilgili soruşturmalardan beklentiniz nedir?

    eğer 28 şubat mevzusu kanıksanırsa bu bizim için en büyük felaket olur. sonuca varmamak yeni 28 şubat’lara gebe olmaktır. bu adamların en derin noktalarına kadar deşifre etmek lazım.

    cezaevine çocuk yaşta girip de inancınızı nasıl diri tuttunuz?

    ‘inananlar üstündür’ ayeti benim en büyük yardımcım oldu. orayı bir cezaevi psikolojisinden ziyade, medrese olarak gördüm ve kitap okuyarak genç kaldım. ilk yıllarda, tabi ki karanlık rüyalar görüyordum ama hiç ağlamadım, hiç korkmadım.

    bu da linki: http://www2.milatgazetesi.com/…zgur-degilim-/29435/
  • --- spoiler ---

    darbecilerin 14 yaşında tutuklayarak "idam" cezası verdikleri yakup köse neredeyse 28 şubat'ın simgesi oldu. kendisinin çocuk yaşında tutuklanarak cezaevine konulması, ondan sonra yaşadıkları ve hala yaşadıkları çile çeken anadolu insanlarının makus kaderi gibi görünüyor... ne diyor şaibeli bir şekilde ölen\öldürülen sivil şair orhan veli; "neler yapmadık vatan için \ kimimiz nutuk çektik \ kimimiz öldük”. yakup köse'nin hikayesi de o hesap...

    --- spoiler ---

    http://www.medyanot.com/…akup-kose-ile-konustu.html
  • devlet kininin devamlılığından bir an olsun şüpheye düşmeyelim diye elinden geleni ardına koymuyor. 14 yaşında bir çocukken hayatından yılları gaspettiği bu adamı, yıllar sonra, içeride olduğu süre boyunca bir örgüte yardım ve yataklık ettiği gerekçesiyle (artık bu nasıl oluyorsa) tutuklayacak bu kez de. içim oyuluyor artık bu memlekette.

    https://twitter.com/…ucak/status/199955780894588929