şükela:  tümü | bugün
  • ağacın kuru dış kabuğu ile içi, yaş kısmı arasında kalan zar kısmı. ağacın gövdesi kesilip çıkarılıyor bu, yenilebiliyor da. çok güçlü kokulu, buruk ama şekerli bir tadı olduğu söyleniyor, tadını bilen için çok da güzel bir yiyecekmiş. ama bu zarı çıkarıp koparınca ağaçtan, ölüyor ağaç. o yüzden aslında yapılmaması gereken bir şey aynı zamanda. yaşar kemal'in yazılarında kitaplarında geçiyor daha çok, internette arama tarama pek bir bilgi bulamadım. ormanla yaşayan bilir diyorlar.
  • tahtacılar yerleşik hayata geçtikleri halde bir kısmı hala kazancını ormandan çıkarır. şöyle ki; devletin belirlediği bölgelerdeki yaşlı çam ağaçlarını; yaz mevsiminde göçerek, ağaç motoruyla kesip teslim ederler ve paralarını alırlar. çam ağacı önce ağaç motoruyla kesilir. yıkılan çam ağacının önce dalları baltayla budanır. sonra da büyük gövde ve kalın dallar ayrıldıktan sonra, dıştaki kalın kabuk yine baltayla yana doğru keserek iyice budanır. işte o ağacı koruyan kızıl kabuk ile ağacın yaş kısmı arasındaki zardır. çok lezzetlidir, o çam kokusunu genzinde hissedersin, hem de nasıl.

    çok küçüktüm tadına baktığımda hala hatırlıyorum, odun için ormana gittiklerinde babam getirmişti.

    edit: ben de tahtacı fatmayım.
  • “esas kabukla, yani dış kabukla, ağaç arasında incecik, sütbeyaz bir zar vardır. kabuğu gövdeden ayırınca bu zar ayrılan kabukla birlikte gelir. çakını çıkarır bu ince zarı kabuktan güzelcene ayırırsın. sonra parça parça kesersin bu ince zarı, sonra yersin. kokuludur. çiğnerken kocaman, kekikli, naneli, çiçekli, pınarlı kocaman bir ormanı kendindeymiş sanırsın. bütün tadıyla, kokusu, rüzgarıyla orman sende uğuldar. buruk bir tat. şekerlerin en güzeli…

    ...

    bana göre kamalak “yalabuk”u daha tatlıdır. bazıları çam, bazıları da köknar diyorlar. bence kamalaktan şaşmamalı… yirmi yıl önce bir kamalak ormanında yalabuk yapmıştım… ne zaman aklıma düşse, daha daha, o ormanı, rüzgarı, kokusu, nanesi, yabangülü, peryavşanı, püreni, yarpuzu, salep çiçeği, mantıvarı, sarı sarı mantıvarı, arı kekiğiyle etimde duyarım. ormana karışır giderim. ben kamalak yalabuğunu hiçbir şeye değişmem. ama kamalak her ormanda bulunmaz. azdır.

    ...

    bir şehir adamı, kaldırım, dükkan, büro adamı gitsin ormana, yalabuk yesin para etmez. isterse bir hafta yesin, orman bana mısın demez. yani orman olamaz. bir orman adamını deli eden bir lokmacık ince yalabuk, şehir adamının dişinin kovuğunda bile kalmaz…”

    kaynak:
    bu diyar baştanbaşa
    yanan ormanlarda elli gün
    yaşar kemal