şükela:  tümü | bugün
  • (bkz: pseudo)
  • -nasilsin
    -deli
    :)
  • romain gary yirmi yaşında yazmaya başladığı, ülkeden ülkeye, kıtadan kıtaya taşıyarak yaşamınını bir parçası haline getirdiği bu romanı, ancak otuz yıl sonra, 50 yaşına varınca ve emile ajar takma adıyla yayımlar. romanın başkişisi genç bir yazardır; insanların da, onların yaşamlarının da, dünyanın da gerçek olmadığını, herkesin bir oyun, 'mış gibi' oyunu (pseudo oyunu) oynadığının farkına varmış bir kişidir..
    romain gary'nin ölümünden sonra ortaya çıkan vasiyetinden de anlaşılacağı gibi, bu roman, romain gary için, bir tür öç alma, insanların yapaylıklarını, değer yargılarının kofluğunu yüzlerine vurma eylemi olmuştur.
  • "deli damgası yediğiniz andan itibaren herkes size iyi niyetle yaklaşır, çünkü delilik politik değildir."

    romain gary abimizin, kendisinden kendini çıkartarak yarattığı, yaşattığı ve kendisiyle birlikte öldürdüğü; en az romain abimiz kadar abimiz olan emile ajar'ın kendisini bir tımarhaneye kapattığı romanı. kendisinin tımarhanelik olduğundan emin, onu tımarhaneye kapatan sistemin tüm unsurlarıyla tımarhanelik olduğundan da emin. bize, bilinçli olmanın, farkında olmanın, duyarlığın, toplumla uyumsuzluğa yol açtığını, bu dünyanın bir düzmece ve bu düzmecenin içinde hepimizin birbiriyle yarışırcasına rol yaparak, "mış gibi (pseudo)" yaşadığını, rol yap(a)mayanların ise, "anormal", "sinir hastası", "asosyal" vb. olarak yaftalandığını anlatıyor. bir yerde, "gerçeklik gözümün önünde duruyordu, gerçeklik kadar korkunç bir sanrı olamaz, dayanılır gibi değildi." diyor, romandaki yazarımız. aslında, savaşın, kıyımın, tecavüzün, açlığın, ikiyüzlülüğün ve adaletsizliğin binbir çeşidiyle, hayatın her alanında ve her an karşımızda duran 'gerçeğin', bütün kabuslardan, karabasanlardan, sanrılardan daha korkutucu ve daha katlanılmaz olduğunu dile getiriyor. "iyileşme, normalleşme" denen şeyin ise; bu gerçekliklerin arasında, titiz bir teslimiyetle, "normal" insanların bu oyununu bozmadan, tehlike yaratmadan, "mış gibi" oyununu oynayabilecek hale gelmek olduğunu anlatıyor. bütün bu korkunç gerçekliğin ortasında, kendinden kaçarak kendi olmaya çalışan kahramanımız bağırıyor; "emile ajar benim! ben yapıtlarımın evladı ve onların babasıyım. kendi oğlum ve kendi babamım ben! kimseye bir şey borçlu değilim! gerçeğim! balon değilim! sahte değilim; acı çeken, daha fazla acı çekip, yapıtıma, dünyaya, insanlığa bir şeyler kazandırmak için yazan bir insanım!"
  • insan her şeyi anladığında mutlaka ağır bir sinir krizi geçirir.
  • emile ajar romanı

    - ben doğuştan dilbilimciyim. sessizliği bile duyar ve anlarım. son derece ürkütücü ve anlaşılması en kolay dildir.

    - halkların ve insanların birbirlerini anlamadıkları için dalaştıklarını düşünmek doğru değildir. birbirilerini anladıkları için dalaşırlar.

    - zaten insan istese de istemese de en içten, en gerçek yanı kokuşmuş yanıdır. genler yalan söylemez.

    - benden niçin böyle nefret ettiğini anlamıyorum, dedi. aslına bakarsan, senin için hiçbir ley yapmadım. ana minnet borçlu değilsin. öyleyse bu hınç niye?

    - vikinglerden söz ettik: psikyatrlar için konunun iyisi kötüsü yoktur

    - vikingler bunalım denizlerini geçen ve yeni topraklar keşfedenlerdir.

    - gerçek vikingler sorulardır. cevaplar ,vikinglerin yolda kendilerini yüreklendirmek için söyledikleri şarkılardır

    - romantizm, yalancı duyarlık ve özlemler içerirmiş. ilke olarak özsaygı gereği, vicdanı izin vermediği için yazamamak, en kitabi, en ağlamaklı lirik anlatım biçimi ve inanç eylemiymiş...

    - sözcükler sağlıktan tiksinirler; sağlıklı olmak onları hasta eder.

    - o gece yeni sanrılar gördüm; sanrı doğurucuların en etkilisi olan gerçeklik, gözlerimin önünde duruyordu.

    - o müslüman'dı ve bu nedenle aynı zamanda da hıristiyan, budist ve yahudi'ydi

    - anlamak kadar korkunç bir şey yoktur

    - mastürbasyon daha neler gördü geçirdi, diyalektiğe alışıktır o

    - umudu bir denesem mi? yok, bayağılığa kaçmayı reddediyorum. avam oluyor öylesi.

    - bir şeyler bulanlar genellikle kaçıklardır

    - gerçeklik ortada kol geziyordu, sonunda da ölümlülük vardı

    - öyküler uydurma ihtiyacının gerisinde hep büyümeyi reddeden bir çok vardır.

    - bir de, sizi tuzağa düşürmek için geçmenizi destekleyerek ananızı bellemeye çalışan yeşil ışıklar vardır. ben her zaman kırmız ışıkta karşıdan karşıya geçerim.

    - bir kitapta -her şeyi- anlatma düşüncesi, bir aceminin düşüncesi olabilir. ustalık eksikliğidir

    - mavi renk, pek de bir hakkı olmadan göklere çıkarılmıştır

    - raskolnikov'u ele alalım; salt edebi nedenlerle o kadını baltayla vura vura öldürdü

    - intihar edemiyordum, zaten bir antifaşist olarak çözüm hakkını kendime tanımıyordum

    - tanrım, tanrım çevrede artık tanrı dışında gerçek tek sözcük yok, o da bir sözcük işte