şükela:  tümü | bugün
  • ankara üniversitesi, fizik mühendisliği bölümünün en iyi hocalarından birisidir. inanılmaz bir hafızaya sahip olup, dersine gelen öğrencilerin hemen hepsinin adını ve simasını bilir. her dersinde yeniler ve eskiler arasında bir rekabet ortamı yaratır, tahmin edersiniz ki yılda ortalama 5 öğrencinin dalgalar dersini geçtiği düşünülürse gerekli olarak bu ortamda yaratılır. akıcı bir dille dersi anlatıp araya soktuğu eski hikayelerle öğrencinin derse katılımını artırır. sadece hocanın ters zamanına denk gelinmesin. kendisi, yalaka öğrenciden ziyade zeki olanını seçer. ayrıca yakın bir tarihte, yalçın elerman ve ekibi, dünyada çığır açacak magnetik soğutma teknolojisi için büyük bir adım attılar. bunun dışında yalçın elerman'ın da yer alacağı, almanya bielefeld üniversitesi fizik bölümü ile ortaklaşa yapılacak olan spintronik* projesi 2010 yılında başlayıp 3 yıl sürecektir.
  • itiraf etmem lazım, henüz çözemedim bu hocayı.

    daha 1. kez alıyorum dalgalar dersini. o yüzden de ilk defa karşılaşıyoruz kendisiyle. ilk dersine girdiğimde büyük fizik anfisi doluydu. evet o koskoca yapı doluydu. alttan, üstten, ortadan, millet deliler gibi bu dersi alıyordu. zaten bu manzara bile dersin leveli ve geçecek kişi sayısı hakkında ipuçları veriyordu. ama bir de hocanın geçecek kişi sayısı üzerinde yaptığı espirler yok mu, onlar bitirdi beni. iyice yok etti o espriler küçücük ümitlerimi.

    zaten afedersin taşaklı bi ders, bi de geç kalınca bi kaç dakika, iyice çekilmez bir hal alıyor. hocanın ters bakışları size dönünce koskoca sınıfın da ilgisi size yöneliyor, hem rezil oluyorsunuz hem de dağılan ders atmosferinden hoca sizi sorumlu tutuyor. allah düşmanıma vermesin...

    fizik bilgisinin üst seviyelerde olmasından mıdır, hocaların hocası olmasından mıdır bilinmez ama, yalçın hocanın bi sallamamazlık durumu var. yani biraz sallasa girip ders vermek gibi bi olayı, "ya geçen sene çok kalan oldu biraz boşaltalım bu anfiyi" der, takip eden sezonda bi kaç kişiyi geçirirdi belki. ama yok arkadaş, dalgalar dersini alan, o yeşil kitapla ilişkiye girenlerin sayısı katlanarak artıyor.

    ilk defa aldıgım böyle bir hocanın böyle bir dersinden ilk seferinde geçerek okulda bir fors kazanma amacındayım şimdilerde sözlük. nasıl kasıyorum, anlatamam...

    taksitli edit: bi de fenerbahçelilere soktuğu laflar... anlaşıldı hocam tamam, 6s taraftarısınız.

    2. taksit: nah geçersin ilk seferde, seni aptal! uğraş lan bi dönem daha, işin ne, pezevenk!

    3. taksit: 2.de de olmadı. macera devam ediyor.
  • ankara üniversitesi fizik mühendisliği'nde 2. sınıfta dalgalar ve optik isimli dersi veren ve sınavlarda katılımcı sayısının oldukça fazla olduğu gözüken, almanya ile önemli bağlantıları bulunan profesör
  • hocaların hocasıdır. artık yılların verdiği tecrübeyle konu sırasını gösteren kağıda da ihtiyaç duymamaktadır. gölgesinde yetişenlerin bile yaptığı egoyu görünce, kendisinin belirli bir duruş, tutum ve tavır sergilemesini yadırgamamak gerekir. göz yoklaması terimini literatürümüze kazandırmıştır. yoklama kağıdı kullanmaz imza attırmaz ama yüze yakın kişi içinden kim ne kadar süredir geliyor kim kaç ders kaçırdı bilir. soruları dersi öğrenenler ve tekrar edenler için zor değildir. ilk kez dalgalar dersi alıyorsanız en azından türev ve integral almayı biliyor olmanızı bekler, derste bunu gerektirir. yaptığı denemelerde modern eğitimin** dalgalar dersi için pek faydalı olmadığını göstermiştir, bu yüzdende sınıfa sadece tebeşirle gelip takır takır dersini anlatır. fizik bilgisi ve öğretme kabiliyeti tartışılmaz, öyle ki yerine o dersleri verebilecek başka bir hoca da bulunmamaktadır. anıları bölüm içinde efsane gibi anlatılmaktadır. ayrıca galatasaraylı olmadığını ve hakkında yazılanları takip ettiğini söylemiştir.*
  • katıhal fiziği dersini de verir. iyi ders anlatır, feci laf sokar, sağlam soru sorar. eğer kendisinden ilk kez ders alıyor da buraya bakıyorsanız, vize sadece harf notunuzu etkiler, asıl sınav finaldir ve 60 altı alan kalır. bu kadar basit ve nettir olayı.
  • güzel laf sokmasının yanında ters bir gününe denk gelinmemesi gereken hocadır. hocayı, bölüme geçtikten sonra sadece bir kez sinirli görmüşlüğüm vardır, o da benim başıma patlamıştır. ayrıca bir rivayete göre kendisi ek$i sözlükü takip ediyormuş.
  • ankara üniversitesi fizik mühendisliği bölümünün tartışmasız en iyi ders anlatan ve en donanımlı hocası.anlattığı dersi ucundan kıyısından bile dinlesen seneler sonra o anlattıklarını bir şekilde hatırlarsın ve derslerinde yaptığı o kadar espri ve şakanın arasında senide bir şekilde o derse bağlar.
    bir kere dersini kaçırırsan veya ders arasında yerini bile değiştirsen o 150 kişilik sınıfta sana 'niye geçen derse gelmedin?' veya 'sen şurda oturmuyor muydun' diye sorabilecek hafızası ile seni senden alır. evet derslerinden geçmesi zordur ki bundada herkesin diğer derslerde yaptığı soru ezberleme taktiği yüzündendir o yeşil kitap hatmedilecek abi !!bu kadar basit çünkü her sınavda bir ters köşesi vardır.birde derslerini takip etmeyip puan için kapısında bitmeyin sakın 3 sene daha alırsınız o dersi :) en sevmediği öğrenci tipi yalaka öğrenci tipi ve çalışmayıp sonra puan isteyen öğrenci tipidir .keza kendisi bile sizin ne kadar çalıştığınızı sizden daha iyi anlayabilecek kapasitededir. sözüm ona dalgalar dersi için o yeşil kitabı hatmedin katı hal fiziğinde bütün derslerine gidin hepsinde birşey öğrenip çıkıyorsunuz .kolay gelsin
  • heniz almadığım dalgalar dersini hala veriyor mu diye merak ettiğim hoca
  • yarın sınavına gireceğim dersin öğretmenidir. duyduğuma göre ekşi sözlük'ü de takip ediyormuş.
    kolay sorun hocam
    edit: ilk aldığımda geçtiğim dersin hocasıdır. sen çok yaşa yalçın elerman
  • tam adı halil yalçın elerman olan fizik profesörü ve matematikçi.
    1992' den beri profesördür.
    şu özgeçmiş dosyasında ödüller ve burslar kısmı başta olmak üzere bütün başlıkları dikkatle incelemenizde fayda var.

    rektör yardımcısı prof. dr. ayhan elmalı başta olmak üzere bölümdeki profesörlerin neredeyse tamamına , doçentler de dahil olmak üzere bölümdeki tüm akademik personele hocalık yapmıştır, hocalık yapmadıysa bile tez danışmanlığı yapmıştır. bölümdeki bütün okutmanlar herhangi bir şekilde mutlaka yalçın hocanın süzgecinden geçmiştir.

    kendisi bölümde yetişmiş gibi değil de sanki bölüm onun üzerine kurulmuş gibidir; bölümün sahibi, reisi, ağası gibidir sevgili yalçın hoca.
    sert ve katı mizacının altında samimi ve şeker gibi bir insan yatar. her zaman muzip bir çocuk gibidir. sıcak kanlı, insancıldır. elinizi sıktığında size güven verir. konuşurken gözünüzün içine bakar. dobradır; yazarken de çizer ken de, söylerken de "kem küm" istemez, biliyorsanız sınav kağıdına tuğla gibi koyacaksınız. biliyorsanız, "nedir?" denilince "şak" diye söyleyeceksiniz. neyi nereden nasıl bulduğunuzu göstereceksiniz. tanımlara hakim olacaksınız. hangi terime ne deniyor, nasıl tanımlanıyor, nereden çekilip bulunuyor, birimi nedir iyi bileceksiniz. dersinize çalışıp saygıda kusur etmezseniz kanka bile olabilirsiniz.

    yalçın hoca derslerin sıkıcı olmasını istemez. 40 yıldır elinde tebeşirle aynı şeyleri anlattığı için kitap- defter kullanmaz, yoklama kağıdı dolaştırmaz. konu haritası, formüller, tanımlar vs. her şey dev bir pdf dosyası gibi zihnindedir. tahtanın, tebeşirin anasını nasıl ağlattığını göreceksiniz. tebeşir bile sanki artık ne yazacağını bilir. tahta doldukça dolar, omegalar psiler ksiler filer lamdalar birbirini kovalar. hem de bir harften iki tane, biri omega bir, diğeri omega iki... birine ahmet deniyor, diğerine mehmet. yalçın hoca size sınavda ahmet'i sorar da siz gidip mehmet'i yazarsanız puan değil, babayı alırsınız. bu neyin ne olduğunu bilmediğinizi, ezbere yardırdığınızı, oyunda bütün tuşlara rastgele basarak bölüm geçmeye çalıştığınızı gösterir.
    onlarca metrekare formüller yazılır tahtaya. fiziğin ve matematiğin anası ağlatılır. matematiği gözüyle yapar yalçın hoca. matematiğe bakış açısındaki farklılığı burada göreceksiniz.

    yalçın hoca gözle yoklama alır. kimin dersi ne kadar astığını takip eder, kim sürekli geliyor, kim hiç gelmiyor, kim arada bir uğruyor hepsini bilir, simaları unutmaz. derse arada bir uğrayanları parmağıyla gösterip tek tek laf soktuğunda buna kendi gözlerinizle şahit olacak ve görsel hafızası karşısında dehşete düşeceksiniz.
    yoklamanın mantıksızlığı da ayrı bir konu zaten. dersi hiç olmazsa baştan sona bir kez takip etmeyen biri yalçın hocanın derslerinden zaten geçemez. aynı dersi ikinci, üçüncü, dördüncü, beşinci kez alışınızda devam zorunluluğu yok. alttan aldığınız bir "yalçın hoca dersi" niz varsa isteseniz de istemeseniz de "arada bir uğrayanlar" kategorisine gireceksiniz. çünkü alttan dersleriniz ile dönemdeki dersleriniz çakışacak. arada bir uğrayıp "neredeler?" diye bakacaksınız. alt sınıflara denk geldikçe "hangi konudasınız? " diye soracaksınız. işte tam da bu noktada şunu fark edeceksiniz: " yalçın hoca her sene aynı konulara değinmiyor!!! bazen bazı noktaları atlıyor, bu sene üzerinde durduğu konunun ertesi yıl pek de üzerinde durmuyor, sınavda da sormuyor. bazen ters köşe yapıyor, çok da üzerinde durmadığı bir konuyu sınavda soruyor." bunu neden yaptığını biz de bilmiyoruz, üzerinden geçilen bütün konulara çalışılsın diye kasıtlı olarak yaptığını düşünüyoruz ancak şu bir gerçek ki, ders içeriği eskisi kadar geniş değil. her yıl bazı kısımlarda budama yapıyor. siz de çoğunluk gibi konuları biriktirir, yumurta kapıya dayanınca çırpınırsanız ya hepten bırakacaksınız, ya da kumar oynayıp sadece belirli yerlere çalışacaksınız.

    sınav geçmeye değil de öğrenmeye odaklanırsanız yalçın hocanın ne sorduğunun pek de bir önemi yok zaten. derse anlayarak devam edebilirseniz, verilen küçük ödevleri de yaparsanız yalçın hocanın derslerinden geçebilirsiniz. sizin için önemli olan geçmekse bunlar yeterli. ha " yok ben ortalama kasacağım, bölüm birincisi falan olacağım" diyorsanız sıkı çalışmanız lazım. bir de önemli olan katılmaktı diyenler var, onlar evlenip çoluk çocuğa karışınca bile mezun olamayacaklar.

    dalgalar ve optik en basit ve apaçık haliyle tahtada tebeşirle işlenir. yalçın hocayla tanışma dersi olduğu için güzeldir ancak kazığın sadece ucu sivridir. katıhal dersi ise slayttan işlenir. seçmeli bir ders olan ve adını hatırlamadığım ,manyetik malzemelerle ilgili verdiği ders de slayttan işlenir. bölümün facebook sayfasında bütün bu slaytlar var.

    yalçın hoca bölümdeki öğrenci profilini en iyi bilen adamdır. bölümdeki öğrencilerin çoğunluğunun matematik ve fizik altyapısı zayıftır. oysa dersler bu konularda sağlam bir altyapı gerektirir. öğrencilerin çoğunluğu ise derslere yeterince çalışmaz, konuları anlamaz. bir noktadan sonra bölümden nefret etmeye başlarlar. bugün bile 2007, 2008 kodlu öğrencilerin kaydı bulunmaktadır bölümde.

    yalçın hocanın dersleri ve ders işleme şekli alışılagelmiş ders işleme yönteminden farklıdır. derslerde soru veya örnek ya çözülmez, ya da çok çok az çözülür. bu durum konunun kafalarda tam oturmamasına sebep olur. aslında bu durum dalgalar dersindeki başarının düşük olmasında bahane edilemez çünkü dalgalar dersi tanımlar ve matematiksel bağıntılardan meydana gelir, yani çözebileceğiniz pek de bir örnek yok. ancak katıhal dersinde sınav kağıdında karşınıza rakamlı makamlı bir soru çıktığında neyi nereye koyacağınızı bilemiyorsunuz, çünkü örneği bulamamış, örneğini hiç çözmemişsiniz, konuyu da tam oturtamamışsınız. ders de zaten slayttan geçilip gitmiş ve ders sonunda kafanızda dell tuşuna basmışsınız.

    "dalgalar ve optik" dersinde ve "katıhal fiziği" dersinde sınıfın başarı ortalaması bir hayli düşüktür. öyle ki, listeye bakarak notların toplamını kolayca hesaplayabilirsiniz.

    az kalsın unutuyordum, yaçın hoca manyetik malzemeler konusunda türkiye' deki en önemli kişidir, bu konuyu en iyi bilen adamdır. manyetik malzemelerle uğraşan bir araştırma grubu var. bölümün içinde kendisine ait bir laboratuvarı var. burada bir şirket falan kurmuşlar ama para kazanıyorlar mı, ayrıntıları bilmiyorum.

    şunu da anlatmadan edemeyeceğim:
    zamanın birinde katıhal finali var. koskoca büyük fizik anfisi tıklım tıklım dolu. yani mezun olmuş olması gereken adamlara dede dersek, dedemin dedesi falan var, öyle bir yığılma var. sınav başladı, milletin bir tarafından ter akıyor, herkes kan ağlıyor. ölü balık gibi, "ulan bu sene de mezun olamadık" diyerek boş boş tavana bakanlar var. 3-4 tane araştırma görevlisi gelmiş gözetmen olarak. kopya çekmeye çalışanlar bu gözetmenlerle göz göze geliyor, fırsat kolluyor, içerideki gerginliğe kalp dayanmaz.
    tam o sırada geç kalmış kekonun biri elinde kağıtlarla giriyor anfiye.
    yalçın hoca geç kalan kekoya dönüp kollarını açıyor ve o gür sesiyle şöyle diyor:
    " welcome to the hell !!!"