şükela:  tümü | bugün
  • bilgi üniversitesi hukuk fakültesi asistanlarından, borçlar hukuku pratiklerine girer, geçen seneye nazaran bayağı zayıflamış, değişmiştir.
  • öyküler yazdığını okumuştum bi dergide. merakla bekliyoruz.
  • geçtiğimiz sene, zamanında cine 5'te yayınlanan, tamer karadağlı'nın sunduğu abuk bir yarışma programına katılmıştı. para kazanamadı ama, eli boş döndü.
  • çocuk evreninin arka yüzlerini açar öykülerinde, taşıdığı gerilimi sessiz sakin bitişlerle okura duyumsatır.
  • yakın bir zamanda yapı kredi yayınları'ndan "anne, baba ve diğer ölümcül şeyler" isimli öykü kitabı çıkacak olan, güzel yazıları aynı zamanda radikal gazetesi kitap eki'nde de bulunabilecek değerli hukukçu.
  • sinema eserleri ve eser sahibinin hakları konulu doktora tezi ile türkiyede fikri haklar alanında büyük bir boşluğu doldurmuştur. edebiyat harici konularda da kalemi kuvvetli, okunası, takip edilesi zarif insan.
  • mabel matizin mabel matiz albümünde yer alan peruk gibi hüzünlü şarkısının söz yazarı. yani şarkı yalçın tosun'un aynı adlı şiirinin üzerine bestelenmiş..
  • --- spoiler ---

    kıpırtılı bir yorgan

    "okul yolunda önümde yürüyen memur tipli kadınlardan yayılan ve birbirine karışan ucuz parfüm kokuları içimi kaldırıyor. iri kalçalarını seğirterek yokuş boyunca önümde yürüyorlar"

    sabahın tazeliğini bozduğunu düşündüğü ve doğal kokunun artık kalmadığı sunilerin de birbirine girdiği bir ortamda zor olan yokuş çıkmak mı, yoksa var olan "içini" kaldırdığını düşündüğü insanlarla mı o yokuşu çıkmaktı anlatıcı için? aşkı böyleydi, ulaşmak istiyorsa sevdiğine, her daim ucuz kokuları koklamak, iri kalçalar arasından kendine yol yapmaya çalışmak durumundaydı. "sümüklüböceklere bile hayrandım" diyen bir kişi, insan mevz-u bahis olunca aynı hayranlığı gösteremiyordu lakin. suni kokuların yapmacıklığını geçmek, aşmak zorundaydı, cemil'in "ılık, esmer rüzgarı"nı solumak için. anlatıcı suni kokulu bir kadına aşık olmaktansa, doğal kokulu ılık esmere kaptırır gönlünü.

    "o, annemin yaptığı portakallı keki nefes almadan yerken, ben ona kaçamak bakışlar atıyorum. erguvanlar içime içime esiyor. 'yesene sen de' diyor, gülümsüyorum."

    portakalın farklı görüşlerden, fakrklı sembolleri olsa da, genel kullanım alanıyla en bilinenleri arasında tecavüz ve ölüm kavramları bulunur. portakallı keki yiyen ise cemil'dir, cemil'in annesi, "ah gülten ah"tır, "orospuluk yapacak kadın değildi"r aslında o. portakallı keki yiyen cemil'dir, tecavüzü, ırza geçmeyi gören odur, "mapushanede şişlenmeyi" ölmeyi bilen de odur. adını bilmediğimiz anlatıcıya da ikram eder, ama o yemez, uzaktır bu meselelerden ölümden de, tecavüzden de.

    portakalın bir başka sembol olarak kullanımı olan güneş çoğunlukla erkeklik ile ilişkililendirilir. portakalı yiyen gene cemil'dir, cemil erkektir, "yumuşak" der karşısındakine, yeri gelir "ibne donu"nu elden ele dolaştırır. "mecburdum" der "anla işte" der, yalnız kaldığında erkekliğinden arınır, insan yüzünü ortaya çıkarır. dayak yiyen bir erkektir cemil, erkekler dünyasında aslında kaybolup gidendir.

    anlatıcının ise içinde bulunduğu erguvanlardır. "erguvanlar yere eğilsin [...] çiçek ve yaprakları ile [...] örtsün ister", beklentisi "koparsın bizi bu hayattandır"

    farsçada kızıl mânâsına gelen erguvan, aslında bir renk ismidir. erguvan renginin bir özelliği de altında sakladığı mavi renktir. anlatıcının da altında sakladığı bir renk vardır, bir gerçek vardır. portakal da renk itibari ile sonbahar ile özdeşleştirilir. kızıl ve portakalın, sonbaharın hikayesini oluşturur cemil ve anlatıcının ilişkisi, hayatlarının baharında sonbaharı yaşayanlardır onlar. erguvan için utancın rengi, çiçeği de denir, hz. isa'ya ihanet eten judas'ın kendini astığı ağaç farzedilir erguvan, bu nedenle ihânet eden birinin utancıyla kızardığı düşünülür beyaz yapraklarının her bahar. bu kısa ömürlü, utangaç ağaç baharı müjdeler. anlatıcının baharı müjdelenir erguvanla, ilk defa elini cemil'in elinin üstüne koyar, keza yaprakları da kalp şeklindedir erguvanın. utangaçlık vardır anlatıcıda cemil'e karşı, cemil ataerkil toplum gibidir, salıvermek istemez kendisini bu düşünceye. zaten erguvanların arasına "öğretmenin yarı otoriter sesi çalınır" kulaklarında ikisinin, uyaran hep aktiftir, toplumun sesi gibi.

    cemil'in erkekliğe dönme zamanı gelir, acaba "o münasebetsiz düdük tam zamanında çalmasaydı ne söyleyecekti?"

    --- spoiler ---