şükela:  tümü | bugün
  • maxvell anderson'ın sokrates in savunması'ndan yola çıkarak yazdığı* ve genco erkal'ın oynadığı şahane tiyatro oyunu.
  • genco erkali sokrates olarak da izlememize imkan taniyan oyun.
  • genco erkal'ın muhteşem oyunculuğuyla oynadığı güzel tiyatro oyunu,
  • sokrates aslında çok zengin soylu bir aileden gelmektedir fakat düşünce biçimi itibariyle bu tip zenginlikler; yok köleler, partiler, spor arabalar falan sevmediğinden tüm bunları reddedip fakir bir yaşam sürmeyi seçmiş, kendini düşünceye adamıştır. hatta geveze karısı sürekli "düşüne düşüne mi zengin olacaz biz, düşünmek para mı eder, çocuklar aç burda sefil yaşıyoruz git para bul." diyerek başının etini yemiştir. işte böyle fakir fakir yaşayıp giden sokratın ayağında bir sandaleti vardır yırtık pırtık. bir gün avare bir şekilde dolanırken bu çarıklar da parçalanır. sokrat bir elindeki çarığa bakar bir de gökyüzüne ve çarıkları atıp yalınayak dolaşmaya başlar. ondan sonra da yalınayak sokrates diye anılır.
  • (bkz: sokratik metod)

    (bkz: bağlamdan bağımsız söylem)

    sokrates'in zengin ve soylu bir aileden geldiği söylenir. tamam, meclisteki söz hakkına bakarak yurttaşlığının kesinliğine hükmedebiliriz. ama zenginlik ve soyluluğu biraz sallantıdadır.
    bahsedilenin aksine, bir heykeltıraşla bir ebenin oğludur.
    antik şehir devletlerinde zengin ve soylu kadınlar çalışmazlar. oysa bizim patlak gözlü, kısa boyunlu, saçsız sevdalımızın anası çalışır. ekmek ve şarap parası lazım.
    ah, maço kültür!
    coğrafya kaderdi, değil mi?
    sokrates rasyonalizminin öğrenmeyi reddedip anımsamayı yücelten öğretisinde bazı teknikler vardır. bunların başında maieutique (doğurtma) gelir. sokrates'in annesi atina'nın bebeklerini ücret karşılığı doğurtur. o, babasının şekil vermeyi gerektiren mesleğini değil annesinin belirsiz bir alemden belirsiz bir aleme gelen ruhları karşılamayı seçen işini tercih etmiştir. bu ayrıntıyı at sineği metaforunu anlamaya çalışırken öğreniriz. ve görürüz ki, sözde soylu sınıfın kadınları 1150 odalı saraylarında kimi masaj ve türlü çeşit sağaltma teknikleriyle kısacık bir ömürlerini uzatırlar. ama kölesi oldukları upuzun bir planın gereğini emirleri uygulayan bir takım yılansılar vardır orada.
    sonra, umman içinde boğulurlar.
    yukarıdaki cümle babil tabletlerinden bu yana dileğimizdir ama olmaz.
    şimdi dönelim sokrates'e:
    bu alın yazısı mı?
    2500 yıl önce, adam olmazsak alın yazısı diye kendi ellerimizle yaptıklarımıza maruz kalacağımızı söyler.

    aman. gülücük de gülücük :)